|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Yıl 24 . Nisan 2003 . Sayı 2
İÇİNDEKİLER
- ANKARA’DA BİR ASKERİ BİRLİKTEKİ ER, ERBAŞ VE YEDEK SUBAY ADAYLARININ BULAŞICI HASTALIKLAR HAKKINDAKİ BİLGİ DÜZEYLERİNİ ETKİLEYEN SOSYO-DEMOGRAFİK FAKTÖRLER 1
Mustafa ÖZER* Nazmi TÜMERDEM**
Levent KARAARDIÇ*** Önder AYYILDIZ*** Hüsrev DİKTAŞ*** Ümit AYDIN*** Salih HAMCAN*** Ö. Faruk TEKBAŞ**** **** Yrd. Doç. Dr. GATA Sağlık Hizmetleri Yönetimi Bilim Dalı. **** Uzm. Dr. GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı. **** Int. Dr. GATA Askeri Tıp Fakültesi **** Doç. Dr. GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı. ÖZET Amaç: Halk sağlığı ve sağlık yönetimi açısından önemli sayılan–tüberküloz, verem, sıtma, AIDS, tifo gibi- seçilmiş bazı bulaşıcı hastalıklar hakkında askerlerin bilgi düzeylerini saptayabilmek ve bu bilgi düzeylerine etki eden faktörleri ortaya çıkarmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığında 15 Ekim–29 Kasım 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, bu birlikten seçilen 2 bölükteki toplam 802 askeri personel (350’si yedek subay adayı, 452’si erbaş ve er) oluşturmuştur. Örnek seçilmemiş, personelin tümüne ulaşılmaya çalışılmıştır. Bilgi düzeyini saptamak amacıyla 16 soru sorulmuştur. Bulgular: Başarı sınırı 60 puan ve üzeri olarak kabul edildiğinde, katılımcıların %43.9’unun başarısız olduğu, bu sınır 50 puan olarak belirlendiğinde bile %29.2’sinin başarısız olduğu görülmüştür. Gruplar kendi içlerinde incelendiğinde; yedek subayların %91’inin, erbaş ve erlerin ise ancak %25’inin başarılı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çoğunlukla genç, bekar ve bilgiye açık bir topluluk olan askerlik görevini yapan genç erişkin erkekler arasında, (gerek bulaşıcı hastalıklarla ilgili gerekse diğer sağlık konularında) eğitim verilebilecek uygun hedef kitlenin erbaş ve erler olduğu açıktır. Eğitimler erbaş ve erlere odaklanmalı, bu gruplara en azından önemli bazı sağlık konularında tutum ve davranış değişikliği yaratabilmek için sağlık eğitimi verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Bulaşıcı hastalık, Bilgi düzeyi, Askeri personel. SUMMARY Objectives: The aim of the present study is to determine the knowledge level of enlisted personnel about some selected communicable diseases which are important for public health and health management like tuberculosis, malaria, AIDS and typhoid fever, and to establish factors effecting their level of knowledge. Materials and Methods: This cross-sectional study was conducted at Etimesgut Commandership of Armor-plated School and Training Division between October 15 and November 29, 2002. The universe of the study was composed of 802 military personnel belonging to two selected squadrons (350 of them were reserve officer candidates and 452 of them were enlisted personnel). It was aimed to access all of these people. A questionnaire form consisting 16 questions was applied to participants. Results: When the success limit was set as 60 points, it was seen that 43.9% of the participants were unsuccessful, when even it was set to 50 points, 29.2% of participants were unsuccessful. When it was examined by groups, it was determined that the success proportion of reserve officer candidates was 91% and success proportion of enlisted personnel was 25%. Conclusion: It is clear that the appropriate target for training (in communicable diseases or other health topics) is the enlisted soldiers who are mostly young, single and open to knowledge. Education activities should be focused on enlisted personnel, these groups must be educated in order to make attitude and behavior changes about some important health subjects. Key Words:Communicable disease, Knowledge level, Military personnel. GİRİŞ Enfeksiyon hastalıkları, en önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırayı almakta, her yıl bu hastalıklara bağlı 16.4 milyon ölüm gerçekleş-mektedir (1). Bu alanda, ülkelerin sosyal ve ekonomik durumuna bağlı olarak bir çok müdahalede bulunulmasına rağmen, dünyanın, AIDS gibi yeni hastalıklar ve tüberküloz gibi yeniden ortaya çıkan hastalıklardan korunamadığı görülmektedir. Bulaşıcı hastalıklardan korunma ve kontrolde sürveyans, salgın incelemesi ve kontrolü, temaslıların incelenmesi ve izlenmesi, aşılama ve taramaların yanı sıra, toplum eğitimi de önemli bir yer tutmaktadır (2). Toplum eğitimi için yapılacak ilk adımlardan biri de toplumun bilgi düzeyini ortaya çıkarabilmektir. Bu konuda yapılmış çalışmalar, genelde her hastalık için bilgi düzeyi ve etki edebilecek faktörleri ayrı ayrı değerlendirmiştir. Köksal ve ark., İstanbul’daki bir üniversitede AIDS hakkında yaptıkları bir çalışma sonucunda, doğru yanıt verenlerin yüzdesini %70.5 olarak saptamış ve bilgi düzeyinin öğrenim süresi uzadıkça artığını tespit etmiştir (3). Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri arasında yine AIDS hakkında yapılmış benzer bir çalışma sonucunda da; AIDS/HIV için riskli davranışların doğru bilinme düzeyinin sınıf yükseldikçe artığı bildirilmiştir (4). Malatya’da gerçekleştirilen bir çalışmada ise Hepatit B bilgi puanının, baba öğrenim düzeyi lise ve üstü olanlarda anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (5). Yine Malatya’daki bir grup öğrenci arasında yapılan bir çalışmada, eğitimin cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkındaki bilgi puanı üzerine anlamlı şekilde etki ettiği bulunmuştur (6). Bu çalışmada amaç, halk sağlığı ve sağlık yönetimi açısından önemli sayılan –tüberküloz, verem, sıtma, AIDS, tifo gibi- seçilmiş bazı bulaşıcı hastalıklar hakkında askerlerin bilgi düzeylerini saptayabilmek ve bu bilgi düzeylerine etki eden faktörleri ortaya çıkarmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM Bu kesitsel çalışma, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığında 15 Ekim-29 Kasım 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, bu birlikten seçilen 2 bölükteki toplam 802 askeri personel (350’si yedek subay adayı, 452’si erbaş ve er) oluşturmuştur. Örneklem seçilmemiş, personelin tümüne ulaşılmaya çalışılmıştır. Bağımlı değişken olarak katılımcıların bulaşıcı hastalıklar hakkındaki bilgi puanları alınmıştır. Bağımsız değişken olarak ise, öğrenim düzeyi, medeni durum, yaşadığı yerleşim birimi, meslek ve baba mesleği alınmıştır. Meslekler gruplanırken; Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 1988 cep yıllığında verilmiş meslek sınıflamasının gruplandığı Hamzaoğlu ve ark. (7) bir çalışması referans alınmıştır. Veriler gözlem altında uygulanan anketlerle toplanmıştır. Ankette erlerin bazı sosyo-demografik özelliklerinin yanı sıra, önceden belirlenmiş olan bazı bulaşıcı hastalıklar hakkındaki bilgi düzeyini saptamak amacıyla 16 soru sorulmuştur. Yanlış değerlendirilen cevaba “0” doğru cevaba ise “tam” puan verilmiş, eğer soruya “doğru ama eksik” cevap verilmiş ise yarım puan verilmiştir. Bütün bunların sonucunda her askerin bilgi puanı elde edilmiş ve son olarak 60 ve üzeri puan alanlar başarılı olarak değerlendirilmiş, değerlendirmeler bu sınıflama üzerinden yapılmıştır. Anketin ön denemesi başka bir birlikte görev yapan erbaş ve erler arasıdan yapılmış gerekli düzenlemelerden sonra çalışma gruplarına uygulanmıştır. Elde edilen veriler, daha sonra SPSS 9.05 paket programına girilerek ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. BULGULAR Erlerin tümüne ulaşılmaya çalışılmışsa da, o dönemde izinli, raporlu veya görevli olan personelin bulunması nedeniyle; 350 yedek subay adayının 304’üne (% 86.9), 452 erbaş ve erin 341’ine (% 75.4) ulaşılabilmiştir. Yaş ortalaması genel olarak 23.1±2.8 olmuştur. Çalışma grubunun genel olarak sosyo-demografik dağılımları Tablo I’de sunulmuştur. Katılımcıların %9.5’inin (61 kişi) işsiz olduğu, memur, yönetici ve doktor gibi yüksek düzeyli mesleklerde çalışanların yüzdesinin ise %43.8 (281 kişi) olduğu, babalar arasında ise bu yüzdelerin sırası ile %8.2 ve %27.1 olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Grubun genel ortalama bulaşıcı hastalık konusundaki bilgi düzeyi puanı 61.1±20.6 bulunmuştur. Altmışın altında puan alıp başarısız olarak kabul edilen katılımcıların orantısı %43.9 olmuştur. Her iki gruptaki katılımcıların başarılı oma durumları Tablo II’de özetlenmiştir. Tablo II’de görüldüğü üzere yedek subay adaylarının büyük çoğunluğu (% 91) başarılı olurken erbaş ve erlerin sadece %25’i başarılı olabilmiştir. Başarılı olma durumları arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Katılımcıların başarı durumlarını etkileyen faktörler incelenmiş ve birinci grup olan erbaş ve erlere ilişkin bulgular Tablo III’de özetlenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen birinci grup olan erbaş ve erlerin eğitim düzeyleri ile başarılı olma sıklıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Buna göre eğitim düzeyi en düşük olan grupta başarılı olma orantısı %8 düzeyinde iken lise ve üzeri eğitim almış olanlarda bu orantı %37’lere kadar çıkabilmektedir (Tablo III). Erbaş ve erlerin baba meslekleri ve medeni durumları ile başarılı olma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Halihazırda yaşadıkları yerleşim birimi kent ve ilçe merkezi olanlarda başarılı olma orantısı köyde yaşayanlara göre farklılık göstermektedir. Yine katılımcıların mesleği ile başarılı olma durumları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (Tablo IIII). Tablo IV’te çalışma kapsamında incelenen ikinci grup olan yedek subay adaylarına ilişkin bulgular özetlenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen ikinci grup olan yedek subay adaylarının tamamı yüksek okul mezunu olduğu için eğitim düzeyleri ile başarılı olma sıklıkları arasında ilişki değerlendirilememiştir. Erbaş ve erlerin tersine, yedek subay adaylarında, yaşadığı yerleşim birimi ve meslekleri ile bilgi düzeyleri arasında ilişki bulunamamıştır (Tablo IV). Baba mesleğinin her iki çalışma grubunda da başarı düzeyini etkileyen bir faktör olmadığı saptanmıştır.
TARTIŞMA Araştırma sonucunda, evrenin %80’ine ulaşılmıştır (Erbaş ve erlerde %75, yedek subay adaylarında %86). Her iki çalışma grubunun genel olarak yaş ortalaması 23.1±2.8 olarak bulunmuş, büyük çoğunluğunun 20 yaşında olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra katılımcıların %86.3’ü bekar, %49.2’si yüksekokul mezunu yedek subay öğrencisi, %53.7’si kent merkezinde yaşamaktaydı. Genel olarak bakıldığında, çalışma popülasyonunun, kent merkezinde yaşayan, genç ve bekar kişilerden oluştuğu görülmektedir. Bu durum, araştırmaya katılan askerlerin –hem bilgi kaynaklarının ve bunlara ulaşma yollarının zenginliği hem de eğitimli genç bir grup olması nedeni ile- bilgi düzeylerinin yüksek olması beklentisini doğurmuştur. Oysa, anketler sonucunda, genel ortalama puan 61.1±20.6 bulunmuştur. Başarı sınırı 60 ve üzeri olarak kabul edildiğinde, katılımcıların %43.9’unun başarısız olduğu, bu sınır 50 olarak belirlendiğinde bile %29.2’sinin başarısız olduğu görülmüştür. Bu durumda, genel olarak bilgi düzeyinin beklenenden düşük olduğunu düşündürmüştür. Ancak, gruplar kendi içlerinde incelendiğinde; yedek subayların %91’inin, erbaş ve erlerin ise, ancak %25’inin başarılı olduğu saptanmıştır (Tablo II). Yedek subaylar sağlık dışında yüksek okullardan mezun olmalarına rağmen yüksek yüzdede başarılı olmuşlardır. Bu durum eğitim düzeyinin hangi alanlarda olursa olsun sağlık bilgisini olumlu yönde etkilediğinin göstergesi olabilir. Ancak, genel olarak eğitim düzeylerinin çok da düşük olmadığı görülen erbaş ve erlerin beklenenden daha az başarılı olmaları; askerlik görevini yapan genç erişkin erkeklere yönelik olarak verilecek sağlık eğitimlerinin özellikle erbaş ve erler üzerinde odaklanması gerektiğini göstermektedir.
Bu durumu etkileyen faktörler incelendiğinde, askerlerin öğrenim düzeyi ile başarılı olma durumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmış, öğrenim düzeyi artıkça başarı düzeyi de istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde artmıştır. Bu sonuç, öğrenim süresi ve bilgi düzeyi arasındaki ilişkiye işaret eden diğer çalışmaların sonuçları (3,4,6) ile ve özellikle sınıf ilerledikçe ve öğrenim süresi artıkça bilgi düzeyinin anlamlı şekilde yükselmiş olduğunu gösteren çalışmaların sonuçları ile uyum göstermektedir (6). Bunun yanı sıra, yerleşim yeri büyüdükçe ve geliştikçe başarı orantısının yine anlamlı bir şekilde artığı görülmüştür. Yaşadığı yerleşim birimi göz önüne alındığında köyde yaşayan erbaş ve erlerde başarı orantısı %11.4 iken, kent merkezinde bu oran %34’e çıkmakta, kent gecekondu kesiminde ise ancak %22’lerde kalmaktadır. Köyden sonra en başarısız ikinci grup kent gecekondu bölgesidir. Kent gecekondu bölgesinde başarının düşük olmasının, muhtemelen köyden kente olan göçten ve öğrenim düzeyinin düşük olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. Köyde yaşayanlardaki düşük orantı ise kaynaklara ulaşmadaki güçlüklerle ilişkilendirilmiştir. Ancak, yedek subay adaylarının yaşadığı yerleşim birimi ile başarı orantısı arasında ilişki bulunamamıştır. Bu durum gerçek etkenin eğitim düzeyi olduğunu düşündürse de yedek subayların büyük çoğunluğunun kent merkezinde yaşamaları göz ardı edilmemelidir. Mesleki farklılıklar göz önüne alındığında, yüksekokul eğitimi gerektirmeyen meslek gruplarında başarılı olma orantısı daha düşükken, yüksek öğrenim gerektiren memur, yönetici, mühendis, avukat gibi meslek gruplarında yüksek olarak bulunmuştur. Meslek grupları ile başarı oranları arasında anlamlı bir ilişki vardır. İşsiz bireylerdeki başarı orantısının grubun diğer bazı meslek gruplarına göre beklenenden yüksek olması, işsizler arasında yüksek okul mezunlarının fazla olmasından kaynaklanabilir. Ayrıca, doğal olarak, yüksek sınıflarda olduğu bilinen meslek gruplarındaki katılımcıların aynı zamanda yüksek öğrenim görmüş olmaları, bu tür bilgilere daha kolay ulaşmalarını da sağlamaktadır. Aslında, meslek değişkeni için geçerli bulunan anlamlılık, bir anlamda öğrenim düzeyinin karıştırıcı faktör etkisinden kaynaklanmaktadır. Baba mesleği göz önüne alındığında ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Baba mesleğinin, ailenin sosyo-kültürel ve ekonomik düzeyini daha iyi yansıtacağı düşüncesiyle katılımcıların baba mesleği bağımsız değişken olarak incelenmiştir. Doğal olarak bilgiye ulaşmada hem ekonomik hem de fiziksel ortam açısından farklılıklar oluşacağı bunun da bilgi düzeylerini etkileyeceği düşünülmüştür. Ancak, sonuçlar incelendiğinde böyle bir farklılık saptanamamıştır. Baba mesleği yanında baba eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi ve anne mesleği gibi değişkenlerin de incelenmesi gerektiği görülmektedir. Araştırılan değişkenler arasında, askerlerin medeni hali ile başarı durumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar söz konusu olduğunda, bu durum belki şüphe ile karşılaştırılabilirdi, ancak genel anlamda bulaşıcı hastalıklar araştırma konusu olduğundan, bu durum beklenen bir sonuç olarak karşılanmıştır. Elde edilen verilerin ışığında sonuç olarak; katılımcıların öğrenim düzeyi, yaşanılan yer ve mesleğin bilgi düzeyini anlamlı derecede artırdığı, fakat medeni durum ve baba mesleğinin bilgi düzeyini istatistiksel açıdan etkilemediği görülmüştür. Bu durum, genel olarak bakıldığında, askerlik ortamında müdahale edilerek değiştirilebilecek herhangi bir değişkenin olmadığını düşündürmüştür. Ancak, çoğunlukla genç, bekar ve bilgiye açık bir topluluk olan askerlik görevini yapan genç erişkin erkekler arasında, (gerek bulaşıcı hastalıklarla ilgili gerekse diğer sağlık konularında) eğitim verilebilecek uygun hedef kitlenin erbaş ve erler olduğu kesinlikle söylenebilir. Eğitimler erbaş ve erlere odaklanmalı, bu gruplara en azından önemli bazı noktalarda tutum ve davranış değişikliği yaratabilmek adına sağlık eğitimi verilmelidir.
KAYNAKLAR
1. Plant AJ, Rushworth RL. Health outcomes and infectious disease control. Health Policy. 1997; 39: 17-27.
Çiğdem ESİN*
* Hacettepe Üniversitesi Kadın ve Sorunları Araştırma Uygulama Merkezi (HÜKSAM). Türkiye’de kadınların kadın haklarını savunmak, daha iyi bir hayat ve eşitlik arayışlarını dile getirmek amacıyla çeşitli gruplar, kuruluşlar, hareketler etrafında bir araya gelmelerinin tarihi cumhuriyetten öncesine, İkinci Meşrutiyet Dönemi’ne dek uzanmaktadır. Kamusal alana çıkıp, eğitim ve çalışma olanaklarından yararlanma talepleriyle başlayan bu uzun yolculuk, yeni bir yüzyılda hem kamusal hem de özel alan dahilindeki pek çok alanda çoğalan sayıda kadının katılımıyla devam etmektedir. Zaman içinde kendi hakları etrafında örgütlenen kadınların sayısının artması ve örgütlenme biçimlerinin çeşitlenmesiyle birlikte eşit koşullarda yaşama haklarının çeşitliliği de artmıştır. Yüzyıl önce kadınlar kamusal alana çıkabilmek için yasal haklar isterken, bugün, sadece kamusal alana çıkmanın ve yasal haklara sahip olmanın gerçekte eşitlik ve hakkaniyet getirmediğinin bilinciyle hayatın çeşitli alanlardaki eşitsizlikleri ve ayrımcılığı görünür kılmak, bunları önlemek, karar mekanizmalarını etkilemek ve kendi hayatlarına sahip çıkmak için mücadele etmeye devam etmektedir (1-3). Türkiye’de kadın hareketlerinin ve kadın kuruluşlarının ortaya çıkması ve etkililiği kadın haklarının ülke gündemindeki dönemsel olarak değişen önemi, siyasi ve sosyal hareketlerin kadın sorunlarına yaklaşımı ile ilişkilidir. Özellikle 1990’dan sonra sayıları ve çeşitlilikleri hızla artan ve genel olarak "kadın kuruluşları" olarak tanımlanan örgütlenmelerin bu hızla yaygınlaşmasının en önemli nedenleri, 1980 sonrasında Türkiye’de kadın sorununu siyasetin konusu yaparak görünür kılan feminist hareketin meşruiyet kazanmasıyla birlikte kadın konusunda yapılacak etkinliklere yol açması ve kadın hakları, toplumsal cinsiyet ve kalkınma konularında uluslararası platformda görülen gelişmeler olmuştur (4). Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, son yıllarda, Türkiye’de resmi olarak 350’den fazla kadın kuruluşu etkinliklerini sürdürmektedir. Bu sayıya bazı büyük kuruluşların çeşitli illerdeki şubeleri de dahil edilmiştir. En önemlisi, 1998’den sonra kurulan kuruluşların sayısı ise 200’den fazla olmasıdır. Bu hızlı artışın nedenleri arasında, yukarıda belirtilen temel nedenlere ek olarak, uluslararası alanda hükümet dışı kuruluşlara verilen önemin artması da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Uluslarası kuruluşlar, yerel kaynakların harekete geçirilerek çalışmaların etkililiğini artırma stratejileri çerçevesinde yerel ölçekli hükümet dışı kuruluşların çalışmalarını, özellikle proje fonları aracılığıyla desteklemektedir. Türkiye’de pek çok alanda çalışmak isteyen gönüllü kadınlar ve kadın kuruluşları en çok mali kaynak bulmak konusunda sorun yaşamaktadır. Dolayısıyla, bu mali destek mekanizması, yarattığı sorunlar bir yana bırakılacak olursa, mali engeli ortadan kaldırması açısından hızla artan kuruluş sayısını açıklayabilecek önemli bir noktadır (4). Türkiye’de Halen Çalışmalarını Sürdüren Kadın Kuruluşları ve Çalışma Alanları Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün bir çalışması dahilinde Türkiye’deki kadın kuruluşları ile ilgili bir araştırma yürütmüş olan Eşim ve Cindoğlu tarafında 1999 yılında yapılan bir araştırmaya dayanarak Türkiye’deki kadın kuruluşlarını iki düzeyde değerlendirmekte yarar vardır: Daha geniş bir çerçeveden bakınca günümüz Türkiyesi’nde kadın kuruluşları, toplumsal cinsiyet/kadın politikalarını belirleyecek kollektif bir gücü temsil ederken daha dar bir çerçeveden bakıldığında, kadın kuruluşları çeşitli programlar ve etkinlikler yoluyla kadınların hayatlarının iyileşmesine yönelik çalışmaları temsil etmektedir. Ayrıca, kadın kuruluşları kadınlara, dışında tutuldukları genel siyasetin dışında, kendi eleştirilerini ve taleplerini dile getirebilecekleri, sivil-siyasi aktörler olarak aktif çalışabilecekleri bir alan da açmaktadır (3). Bugün Türkiye’de kadın sorunlarına yönelik çeşitli etkinlikler sürdürmekte olan kadın kuruluşları, siyasi duruşlarına, öncelik verdikleri kadın sorunlarına, kadının güçlendirilmesi çalışmalarında izledikleri stratejiye, yürüttükleri etkinliklere ve birlikte çalıştıkları kadın gruplarına göre çeşitlenmektedir. Kadının güçlendirilmesiyle ilgili ortak amaçları dışında büyük bir çeşitliliği temsil etmeleri nedeniyle Türkiye’de etkinliklerini yürüten belli başlı kadın kuruluşları hakkında kısa bilgi vermek gerektiğinde bu kuruluşları çalışma alanları üzerinden gruplamakta yarar vardır. Bugün Türkiye’deki kadın kuruluşlarına bakıldığında programlarında ve etkinliklerinde öncelik verdikleri konular şunlardır: Kadının Güçlendirilmesi "Kadının Güçlendirilmesi" kavramı, Birleşmiş Milletler tarafından 1975 yılından beri sürdürülen bir dizi dünya kadın konferansı ve bunlarla bağlantılı politika ve stratejiler etrafında ortaya konmuş bir kavram olmakla birlikte, en geniş anlamıyla düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana Türkiye’de yaşayan kadınların hayatlarını iyileştirmek, onlara meslek edindirmek ve eğitim olanakları sağlamak amacıyla eğitim ve yardım çalışmalarını sürdüren kuruluşlardan bu başlık altında söz etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca, bu kuruluşlar, Cumhuriyet döneminde kadına sağlanan eşitlik ve hakların temelini oluşturan çağdaşlık ve laiklik ilkelerini kendi çalışmalarında da ilke olarak benimsemektedir. Bu kuruluşların ilki 1924 yılında kurulan Türk Kadınlar Birliği’dir. Bir "Kadınlar Fırkası" olarak tasarlanan, ancak dönemin koşulları gereği bir dernek olarak çalışmalarına başlamasına izin verilen Türk Kadınlar Birliği Türkiye’nin hemen her iline yayılan geniş şubeler ağıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Türk Anneler Derneği, Üniversiteli Kadınlar Derneği, Kadın Haklarını Koruma Derneği ve Kadının Sosyal Hayatını İnceleme ve Araştırma Derneği de benzer çalışmalar yürüten kuruluşlardır. Ayrıca, Ankara’nın gecekondu bölgelerinde kadın ve gençlere yönelik eğitim ve meslek edindirme programları, toplum merkezi çalışmaları yürüten Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı da kadının güçlendirilmesi çalışmalarında önemli bir yere sahiptir (4). Kadına Yönelik Şiddet Kadına yönelik şiddetin Türkiye’de bir sorun alanı olarak tanınması 1980 sonrasında yükselen feminist hareketin kazanımlarından biridir. Çeşitli kampanyalar, gösteriler, imza kampanyaları ile başlayan kadına yönelik şiddete karşı çalışmalarla birlikte şiddetin, kadının ikincil konumunu gösteren ve kurumsallaşmış bir mücadele gerektiren kritik bir sorun alanı olduğu gündeme gelmiştir. Kadın hareketinin kadına yönelik şiddete karşı sürdürdüğü düzenli eylemlilik sayesinde özel alanla sınırlı ve dokunulmaması gereken bir sorunmuş gibi görülen bir konu kamusal/siyasal alanda tartışılmış, üzerine düşünülmüş ve bu konuda oldukça önemli adımlar atılmıştır. Kuşkusuz bunlardan en önemlisi sürdürülen çalışmaların, eylemlerin çalışma alanını kadına yönelik şiddet olarak belirleyen bağımsız kadın kuruluşlarının kurulmasına öncülük etmiş olmasıdır. Bu kuruluşlardan ilki 1987 yılında başlayıp 1989 yılına dek süren büyük "Dayağa Karşı Kadın Dayanışması" kampanyasının bir ürünü olarak İstanbul’ da kurulan Mor Çatı ve Ankara’da kurulan Kadın Dayanışma Vakfı’dır. Bu iki vakıf şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık ve destek hizmetlerinin verildiği danışma merkezleriyle çalışmaya başlayıp daha sonra kadın sığınaklarını açmayı başarmıştır. Bununla birlikte, mali kaynak sorunları nedeniyle her iki sığınma evi kapanmıştır. Bir yıl kadar önce yeniden açılan Ankara’daki sığınma evi ise elde bulunan kaynağın tükenmek üzere olması nedeniyle yeniden kapanma tehlikesiyle karşı karşıyadır (4).
Kadının İnsan Hakları Uluslararası platformda, özellikle Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)’nin yarattığı duyarlılıkla kadın haklarının insan haklarının bir parçası olarak tanınıp eşitsizlik ve ayrımcılığın insan hakları ihlali olarak tanımlanmasıyla birlikte kadın sorunlarının çözümüne yönelik politika ve stratejiler yeni bir boyut kazanmıştır.
Kadın Sağlığı Kadın sağlığı, kadın sağlığının üreme çağı ve üremeyle ilgili sorunlarla sınırlı olmadığını; doğumdan ölene kadar sağlık ve sağlığı etkileyen sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan yeni bir yaklaşımın benimsendiği 1994 Kahire Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nın ardından sağlıkla ilgili kuruluşlar kadar kadın sorunlarıyla ilgilenen kuruluşların da çalışma alanı haline gelmiştir.
Kadın Emeği Türkiye’de kadın emeğini değerlendirme ve destekleme hedefini programlarına temel alan ilk kadın kuruluşu Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’dır (KEDV). KEDV, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını elde etmelerine ve kendi yaşam kalitelerini yükseltmelerine destek olmayı amaçlamaktadır. Vakfın çalışmaları düşük gelirli kadınlara gelir getirici işler yapma olanakları sağlayan eğitim, meslek edindirme programları, mikrokredi uygulamaları, çalışan kadınlara çocuk bakımı gibi sosyal destek mekanizmaları gibi etkinlikleri kapsamaktadır.
Kadının Siyasal Yaşama Katılımı Kadınların karar mekanizmalarında söz sahibi olmasının önemi özellikle siyaset alanında kadınların gerçek anlamda temsil edilmesi açısından olduğu kadar kadın sorunlarının çözümüne yönelik politikalar, programlar üretilmesi, kadının güçlendirilmesi çalışmalarının bilinçli ve doğru bir biçimde sürdürülmesi açısından da önemlidir. Türkiye’de 1934 yılında kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı kadınların oy kullanma yoluyla siyasete katılımının önünü açmış olmakla birlikte kadının siyasete aktif olarak katılımı hala çok düşüktür. Oysa kadınların aktif olarak siyaset yapması sorunların çözümüne yönelik değişikliklerin yapılabilmesi için çok önemli bir adımdır. Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmalar uzun süre siyasi partilerin kadın kolları etkinlikleriyle sınırlı kaldıktan sonra mecliste kadın milletvekillerinin sayısını artırmak, kadın adayları ve kadınların siyasi partilere üye olmalarını desteklemek amacıyla çeşitli etkinlikler yürüten KA-DER (Kadın Adayları Destekleme Derneği) kurulmuştur (4). Kadın Kuruluşları Arasında İletişim-Dayanışma-İşbirliği Sayıları ve çalışma alanları gün geçtikçe artan ve yukarıda sadece en belli başlıları hakkında özet bilgilerin yer aldığı kadın kuruluşlarının çalışmaları sözü edilen alanlarla sınırlı değildir. Adı geçen kuruluşların önceliklerini göstermesi açısından çalışma alanlarıyla ilgili genel bir gruplama yapılmıştır. Bu büyük çeşitlilik ve sayıya karşın çalışmaların etkililiği, devamlılığı ve ulaştığı gruplar açısından büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelebilmenin yollarından biri kadın kuruluşları arasında iletişim, işbirliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi olabilir. Bu amaçla kurulmuş olan Uçan Süpürge Türkiye’nin her bölgesinde etkinliklerini sürdüren kadın kuruluşlarının birbirlerinin etkinlikleri hakkında bilgi sahibi olmasına, iletişim ve işbirliği kurmasına yönelik çalışmalarını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye’de çeşitli kadın kuruluşlarını ortak hedefler etrafında bir araya getirip çalışmaların birlikte sürdürmesine olanak sağlayan bölgesel ağlar da kurulmuştur. Bunlar arasında İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği, Adana Kadın Kuruluşları Birliği sayılabilir (4).
KAYNAKLAR
1. Tekeli Ş. 80’ler Türkiye’sinde Kadınlar, in Ş. Tekeli (ed.) 1980’ler Türkiyesi’nde Kadın Bakıs Açısından Kadınlar, İstanbul: İletişim Yayınları, 1993.
Gökhan TELATAR*
Dr., Araştırma Görevlisi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1948 tarihinde kurulmuştur ve her yıl faaliyete geçtiği gün olan 7 Nisan Dünya Sağlık Günü olarak kutlanmaktadır1. Kurulduğu yıldan 1994 yılına kadar, her yıl 7 Nisan’da sadece DSÖ’nün kurulması konusu işlenirken, 1994’ten bu yana her yıl belirli bir konu seçilmekte ve Dünya Sağlık Günü’nün temasını oluşturmaktadır. Bu yıl için seçilen konu, çocukların sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını ve gerekliliklerini gündeme getiren “Çocuklar İçin Sağlıklı Çevreler” olarak belirlenmiştir.
Dünya Sağlık Günü konuları (1994-2003) şunlardır;
DSÖ’nün her yıl bir konuyu gündeme getirmesinin amacı, bu konuda bütün dünyada duyarlılık yaratmak, sorunlara çözüm bulmak, farklı sektörlerin katılımını ve işbirliğini sağlamak ve her şeyden önemlisi, sorun olarak görülen bir konuyu gündemde tutmaktır. Niçin Çocuklar İçin Sağlıklı Çevreler? Dünyada her yıl 0-14 yaş arası 5 milyondan fazla çocuk, çevresel etkenler ve hastalıklardan dolayı ölmekte, milyonlarcası da çeşitli kronik hastalıklarla yaşamak zorunda kalmaktadır. Daha da önemlisi, bu ölümler ve hastalıklar etkili, düşük maliyetli ve sürdürülebilir yöntem ve stratejilerle önlenebilir ve önlenmeleri için gerekli bilgi, kaynak ve gereçler mevcuttur (2). Niçin Çocuklar? Çocukların özel olarak öne çıkartılmalarının birçok sebebi bulunmaktadır. Öncelikle, çocuklar erişkinlerden farklıdır ve korunmasızdırlar. Büyüme ve gelişmelerinin farklı evrelerinde çevresel tehditlere karşı hassas oldukları duyarlılık evreleri vardır. Bu evrelerde maruz kalacakları çevresel etkenler, çocukları çok farklı şekillerde etkileyebilir; bazı çevresel hastalıklar uzun süreli sakatlıklara neden olabilir, bazıları körlük, sağırlık, zeka geriliği gibi sonuçlar doğurabilir, bazıları ölümle sonuçlanabilir. Bu çocuklar okula düzenli olarak devam edemezler, sosyal gelişimleri geri kalır3.
Çevresel Riskler Nelerdir? Çoğu çocuğun kişisel dünyası (çevresi); evi, okulu, dışarıdaki sokağı, oyun alanları ve ailesinin diğer bireylerinin evleri ile sınırlı, oldukça küçüktür. Fakat, bu çevrelerde dahi, çocuklar küçük yaşlardan itibaren çok çeşitli risklerle karşı karşıya kalabilir (4).
1. Ev İçinde Sağlıklı Su Ev içinde yapılan bütün işler için (el yıkama, yiyecek hijyeni, çamaşırlar, ev temizliği) güvenilir suyun emin bir şekilde elde edilebilmesi gereklidir. Suyun temizlikte kullanılmasıyla önlenebilen hastalıklar, kirli su varlığında sularla yayılabilir. En önemlisi ishalli hastalıklardır (yılda 1.3 milyon çocuk ölümü). Ayrıca su kaynağı evden uzaktaysa, eve su taşıma görevi, sağlıklı veya sağlıksız, genellikle kadınların veya çocuklarındır (5). 2. Hijyen ve Sanitasyon İnsan dışkısının güvenli imhası, sağlığın korunması için bir ön şarttır. Temel sanitasyon hizmetlerinin yokluğunda ishaller, parazit hastalıkları, hepatit A ve E, dizanteri, kolera, tifo gibi hastalıklar, dışkı kirliliği ile ev içinde ve toplumda hızla yayılabilir. Ayrıca, trahom gibi kalıcı körlüğe neden olabilen hastalıklar da sanitasyon yokluğu ile yakından ilgilidir. Sadece büyük sistemler düşünülmemelidir, yemeklerden önce ve tuvaletten sonra ellerin sabunla yıkanması gibi basit müdahaleler, oldukça etkili olabilmektedir (5). 3. Hava Kirliliği Her yıl 5 yaş altında 2 milyon çocuk, akut solunum yolu enfeksiyonlarından dolayı ölmektedir. Kapalı alanlardaki hava kirlilikleri, çocuklar için açık hava kirliliklerinden daha tehlikelidir. Evlerdeki yetersiz havalandırmalar, yüksek rutubet, küf, mobilyalarda kullanılan bazı kimyasallar, sigara dumanı çocuklara yönelik hava kirliliği riskleri arasındadır (5). 4. Hastalık Taşıyıcıları Vektörlerle taşınan hastalıklar, çocuklar için özel bir önem taşımaktadır, çünkü bu mikroorganizmalarla baş edecek bağışıklık sistemleri henüz gelişmemiştir. Sivri sineklerle taşınan sıtma (yılda 1 milyondan fazla çocuk ölümü), filaryazis, şistosomiyazis, leşmanyazis gibi parazitik enfeksiyonlar, bazı ensefalitler, salgınlar halinde ortaya çıkan sarı humma başlıca sorunlardır (5). 5. Kimyasal Tehlikeler Gelişigüzel yapılanmış endüstri, araç trafiği, evlerdeki temizleyiciler, gaz yağı, çözücüler, ilaçlar, çocukların ulaşabileceği, kolay açılabilen kaplarda saklanırsa tehlikeli olabilir. Çocuklar doğal keşfedicilerdir, tehlikeli kimyasal ürünleri yutabilirler. Her yıl kasıtsız zehirlenmelerle 505 000 çocuk ölmektedir. Ayrıca, uzun süre maruz kalınan bazı maddeler, zeka düzeyinde gerilemeye neden olabilmektedir (5). 6. Kasıtsız Yaralanmalar (Kazalar) Trafik kazaları, zehirlenmeler, düşmeler, yanıklar ve boğulmalardır. Yılda 685 bin çocuk, kasıtsız yaralanmalardan dolayı ölmektedir (5).
Neler Yapılabilir? Riskler göz önüne alındığında, bu altı sorun için çeşitli etkili ve düşük maliyetli çözümler mevcuttur (5); 1.Evde Kullanılan Suyun Güvenliği: Evlerde güvenli suyun depolanması, su kaynağından emin olunamıyorsa suyun uygun hale getirilmesi, birçok hastalığın görülmesi ve yayılmasını önlemede etkili uygulamalardır. Hem çocuklara, hem erişkinlere hijyen eğitiminin verilmesi önemlidir. Okullarda güvenilir su kaynağının bulunmasını, çocukların toplu halde bulundukları alanlar olmalarından dolayı, özellikle sağlamak gereklidir. Mevcut su kaynaklarının kirlenmekten korunması ve yerleşim yerlerinde düzenli olarak su ile ilgili ölçümlerin yapılması, alınacak bazı önlemlere örneklerdir (5). 2.Hijyen ve Sanitasyon: Yemek hazırlamadan önce, yemek yemeden önce ve tuvaletten sonra ellerin sabunla yıkanması, okullarda kız ve erkek öğrenciler için ayrı ve yeterli tuvaletin bulunması, hem hijyenin sağlanması hem de çocuklara olumlu hijyen davranışlarının kazandırılması açısından oldukça faydalıdır. Ayrıca, atıkların uygun yöntemlerle yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması, çocukları çöplerden yiyecek toplamaktan koruyacaktır (5). 3.Hava Kirliliği: Evlerde iyi havalandırma, temiz yakıt kullanımı, çocukları sigara içmekten ve sigara dumanından korumak, kurşunsuz benzin kullanmak, ileriye yönelik etkili uygulamalardır (5). 4.Hastalık Vektörleri: Çocuklar erişkinlere göre daha erken yattıklarından, sivri sineklerin aktif olduğu akşam saatlerinde kapı ve pencerelerde sinek telleri kullanmak, gerekliyse cibinlik kullanmak, sıtmadan korunmada önemli olacaktır. Su birikintilerinin kontrolü, yüzme alanlarının korunması, su depoları ve su kaplarının kapalı tutulması alınabilecek diğer önlemlerdir (5). 5.Kimyasal Tehlikeler: Evlerde ve okullarda kullanılan kimyasal temizleyiciler, yakıtlar, çözücüler ve ilaçlar güvenli biçimde depolanmalı, etiketlenmeli, çocukların açabileceği kaplar kullanılmamalı, kimyasal sıvılar meşrubat şişelerine konmamalıdır. Aileler, öğretmenler ve çocuk bakıcıları, çocuklara yönelik kimyasal tehlikelerle ilgili olarak bilgilendirilmelidir. Sağlık çalışanları kimyasal zehirlenmeleri tanıma ve müdahale konularında eğitilmelidir. Bu konular, eğitim müfredatına entegre edilmeli ve ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır (oyun alanları her yerde yapılmamalı) (5). 6.Kasıtsız Yaralanmalar (Kazalar): Öncelikle toplum ilkyardım konusunda eğitilmelidir, böylece birçok sorun büyümeden kontrol altına alınabilecektir. Evlerde pencere korumaları, yatak kenarlıkları kullanılmalı, motosiklet ve bisiklet kullanımında koruyucu başlıklar kullanılmalıdır. Araçlarda emniyet kemeri mutlaka kullanılmalı, çocuklar arkada oturmalıdır. Çocukların yemek pişirilen yerlere erişiminin önlenmesi, çocuklara yüzme öğretilmesi, gibi basit müdahaleler, birçok çocuğun yaralanmasını önleyecektir (5).
Bütün bu çabalar sektörler arası işbirliğini gerektirmektedir. Sağlık, eğitim, su, planlama gibi alanlarla ilgili hükümet birimleri, aileler, öğretmenler, sağlık çalışanları, sivil toplum örgütleri gibi farklı sektörlerin katılımı gerekmektedir. Her ülke veya yerel kuruluş, mevcut stratejileri gözden geçirmeli, ihtiyaçları ve imkanları doğrultusunda gerekeni yapmalıdır (6).
KAYNAKLAR
1. http://www.who.int/world-health-day/2003/en
JAMA, Vol. 194, 1965, page 680
Dr. Kadir TUĞCU*
Uzm, Dr. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimi, İstanbul Halk arasında çok iyi bilinen kızamık, suçiçeği gibi hastalıklardan başka kızamıkçık, 5. hastalık ve 6. hastalık gibi halkın az bildiği hastalıkların hekimler tarafından sıkça teşhisi ile halk arasında bir kavram karmaşası yaşanır olmuştur. “Neden 5. ve 6 hastalık var da 3., 4. ya da 7. hastalık yok?”
Halen, bu sınıflandırmadan sadece 5. ve 6. hastalıklar hatırda kalmış olup, diğerleri kullanılmamaktadır. Dilek ASLAN*, Ayten ŞAHİN**
*Öğr. Gör. Dr. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. **Dr. Batıkent şevket Evliyagil Ticaret Meslek Lisesi, Rehber ve Psikolojik Danışman. Sigara içme davranışı, günümüzde en önemli halk sağlığı sorunları arasında yer almaktadır. Avrupa’da ve Amerika’da, sigara içme boyutunun 1930’lu yıllardan bu yana en az üç kat artmış olduğuna yönelik çalışmalar bulunmaktadır (1).
GEREÇ VE YÖNTEM Akran danışmanlığı eğitim modelinin kullanıldığı bir müdahale çalışması olan bu araştırma, Ankara’nın Batıkent ılçesi bölgesinden seçilen iki okulda yapılmıştır (bir müdahale, bir kontrol). Müdahale okulu olarak seçilen ve akran eğitimi modelinin uygulandığı Batıkent şevket Evliyagil Ticaret Meslek Lisesi’nde dokuz lise ikinci sınıfta toplam 252 öğrenci okumaktadır. Herhangi bir müdahalenin yapılmadığı, sadece kontrol okulu olarak seçilmiş olan Batıkent Lisesi’nde ise toplam 22 şubede 725 öğrenci öğrenim görmektedir. Araştırmaya müdahale okulunda bulunan tüm lise II öğrencileri ile kontrol okulundaki tüm öğrenciler arasından basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 252 öğrenci dahil edilmiştir.
SONUÇ Yaklaşık üç ay süren bu çalışmalar sonucunda araştırmanın başında uygulanmış olan anket formu tekrar uygulanmış ve öğrencilerin amaçlar doğrultusundaki bilgi ve tutumları tekrar değerlendirilmiştir.
KAYNAKLAR
1.Culture and Pharmacology in Culture, Health and Illness. Ed. Cecil G Helman. Fourth Edition. Oxford University Press, 2001.
Ann. Rheum. Dis., 2003; 62:33-36
Prof. Dr. Nazmi BİLİR
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı İngiltere’de genel pratisyenlerin kayıtlarından rastgele olarak belirlenen 16-64 yaşlar arasındaki 21201 kişiden anket yöntemi ile çeşitli bilgiler toplanmıştır. Bilgiler arasında fizik aktivite ve sigara içme alışkanlığının yanı sıra vücudun çeşitli yerlerinde (boyun, bel, omuz, kol ve bacaklar) ağrı konusu da öğrenilmiştir. Toplam 12907 kişinin katıldığı araştırmada 3184 kişi halen sigara içmektedir. Lojistik regresyon yöntemi ile yapılan analizler sonucunda sigara içenlerde vücudun değişik yerlerinde ağrı yakınmasının sigara içmeyenlere göre 1.6 kat daha çok olduğu bulunmuştur. Anesthesia, 2003; 1: 55-59 Prof. Dr. Nazmi BİLİR Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Danimarka’da yapılan çalışmalarda sigara içenlerde postoperatif dönemde yoğun bakım gereksiniminin sigara içmeyenlere göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Genel cerrahi ve ortopedi bölümlerinde ameliyat edilen toplam 6026 hastanın 2526’sı (%46) sigara içmektedir. Ameliyat edilen hastaların 319 tanesi (%5.3) postoperatif dönemde yoğun bakıma gereksinim duymuştur. Yaşamı boyunca 50 paket-yıl sigara içmiş olanlarda postoperatif yoğun bakım gereksinimi, daha az sigara içenlerden ve hiç sigara içmemiş olanlardan anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0.001). Fazla miktarda sigara içenler arasında kronik bronşiti olanların sayısı daha fazladır ve bu durum yoğun bakım gereksiniminin başlıca nedenidir. (Halk Sağlığının Son 40 Yılı ve Geleceği) 3-6 Kasım 2004 tarihinde Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi Merkez Kampusu Kongre Merkezi’nde yapılacaktır. Kongre süresince “Türkiye’de halk sağlığı yaklaşımıyla gerçekleştirilenler”, “son 40 yılda yaşanan gelişmeler”, “bölgemizde ve dünyada yaşanmış olan değişimlere ülkemizin uyum çalışmaları”, “dünyadaki sağlık politikalarının dünü, bugünü, geleceği”, “dünyada nüfus, çevre ve kalkınma ilişkisi”, “afetlerde halk sağlığı yaklaşımları”, “21. yüzyılda öne çıkan sağlık sorunları ve çözüm tartışmaları”, “sağlığı geliştirme yaklaşımları” gibi temel konuların paylaşılması amaçlanmaktadır. Katkı ve katılımlarınız bize güç verecektir.
Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Kongre Genel Sekreteri Dr. Levent AKIN (leventakin@halksagligi.org) veya Kongre Düzenleme Kurulu üyesi Dr. Dilek ASLAN’dan
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||