Hacettepe Universitesi

Yıl 22 • Ocak 2001 • Sayı 1

İÇİNDEKİLER

- ULUSLARARASI HALK SAĞLIĞI KONGRESİNİN ARDINDAN
(8-12 Ekim 2000, İstanbul)

- MANİSA KENT MERKEZİNDE YAŞAYAN 15-49 YAŞ GRUBU KADINLAR VE EŞLERİ ARASINDA SİGARA İÇME BOYUTU VE BUNU ETKİLEYEN SOSYOEKONOMİK FAKTÖRLER
- KANITA DAYALI TIP (Evidence-Based Medicine) KORUYUCU HEKİMLİK ALANINDA DA KULLANILABİLİR
- ROTAVİRÜS AŞILARI
- SESSİZ EPİDEMİK
- SİNİR SİSTEMİNİN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ İÇİN BESLENME DESTEĞİ
- TELETIP: BİR ADIM İLERİ
- DÜNYA GÜZELLERİ TÜTÜN KONTROLU ÇALIŞMALARINA KATILIYOR
- DİKKATİ ÇEKEN BULGARİSTAN


ULUSLARARASI HALK SAĞLIĞI KONGRESİNİN ARDINDAN
(8-12 Ekim 2000, İstanbul)

Dr. Ayşen BULUT*
* Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı.

Son elli yılda dünya nüfusunda artış, gelir artışı ve ülkelerin birbirleriyle daha kolay iletişim kurup alışveriş yapabilmeleri ile birlikte, okur yazarlık durumu iki kat iyileşmiştir. Bu gelişme sürecinde, bebek ölüm oranları, kadın başına doğum sayısı ve dünyada beslenme sorunu olan nüfus oranı ise iki-üç kat azalmış ve bu sayede insanların beklenen yaşam süresi de yaklaşık 20 yıl artmıştır. Ama. en zengin ve en yoksul yedi ülke arasındaki gelir düzeyleri farkı 20 kattan 50 ye çıkarak eşitsizlikler de artmıştır. Bu bilgileri, Dünya Sağlık Örgütü'nün kuruluşunun ellinci yılında yayınladığı Dünya Sağlık Raporu'nun giriş bölümünden aldım. Rapor, nüfuslar arasında artan eşitsizliği, gelecekte (tabii ki, günümüzde de öyle), dünya nüfusunun yaşlanarak artışı ve olumsuz çevre koşullarının yanı sıra sağlığı tehdit eden en önemli sorunlar olarak belirlemiştir.
Son yıllarda, neredeyse yirmi yıl önce Alma-Ata'da yapılan Temel Sağlık Hizmetleri Kon-feransı'nda dünya nüfusunun gelecekte sağlıklı olması ümidiyle geliştirilen "2000 Yılında Herkese Sağlık" programı hedeflerine tam olarak ulaşılamadığı anlaşılınca, DSÖ yoğun bir çabayla yeni strateji arayışları içine girdi. DSÖ Avrupa Bölgesi içinde yer alan Türkiye, 1997 yılında ilgili stratejilerin tartışıldığı bir Bölge Komite Toplantısı'na İstanbul'da ev sahipliği yaparak herkesin bu kez, 21. yüzyılda sağlıklı olması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi etkinlik-lerinde yer almıştır. Kopenhag'da 1998 yılında son şekli verilerek kabul edilen bu yeni hedefler, yüzyılımız içinde ulaşılmasını anımsatmak için olsa gerek, 21 başlık halinde gruplanmış ve tüm Avrupa ülkelerine tanıtılıyor. İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Halk Sağlığı Kongresi'nin de böyle bir işlevi vardı. Bu nedenle DSÖ'den çok sayıda uzmanın da katıldığı kongrenin özellikle toplum sağlığı için çalışan ve veya gelecekte ilgilenmek isteyen kongreye katılmış, katılamayan ve katılmayan tüm sağlıkçılar için yararlı olacağına inanıyorum.
Kongreye katılamayanları düşünerek, DSÖ'nün Avrupa Bölgesi için 21. Yüzyılda ulaşılmasını öngördüğü Sağlık Hedeflerini başlıklar halinde özetledim:
1. Avrupa bölgesinde sağlık dayanışması ile üye ülkeler arasındaki farklılıkları azaltmak
2. Ülkelerde hakkaniyeti gözeterek varolan sağlık düzeyi farklılıklarını azaltmak
3. Üreme sağlığının geliştirilmesi ile yaşama sağlıklı başlangıç
4. Toplumun gelişmesi için gençlerin sağlığını koruyup geliştirmek
5. Yaşlıların sağlık potansiyellerini tam olarak kullanarak toplumda rollerini korumak
6. Ruhsal iyilik halini geliştirmek
7. Bulaşıcı hastalıkları eradike, elimine ya da kontrol etmek
8. Kronik hastalıkların olumsuz etkilerini azaltmak
9. Şiddet ve kazaların etkilerini azaltmak
10. Sağlıklı ve güvenli fizik çevrede yaşamak
11. Sağlıklı yaşam biçimini benimsemek
12. Alkol, ilaç ve tütüne bağlı zararları azaltmak
13. Sağlıklı ortamlarda yaşamak
14. Çok sektörlü sağlık sorumluluğu yaratmak
15. Esnek ve duyarlı bir entegre sağlık sistemi oluşturmak
16. Hizmet yönetimlerini sonuçlarla değerlendirmek
17. Sürdürülebilir finansman ve kaynak tahsisine sahip olmak
18. Sağlık insan kaynaklarını geliştirmek
19. Kanıta dayalı politika ve uygulamalar için bilgi üretmek ve yaymak
20. Bireyler, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu tüm tarafları harekete geçirmek
21.Bölgesel ve yerel sağlık politikalarını alt yapı, süreç ve yenilikçi liderlikle desteklemek
Bir kısmı çok tanıdık ama bir türlü tam olarak yapılamayanlar. Yenilikler ise yapılamayanları kolaylaştırmak için olsa gerek. üye ülkelerde bu yaklaşımlar doğrultusunda ulusal politikalar geliştiriliyor. Türkiye'de ilgili çalışmalar Sağlık Bakanlığının yönetiminde sürüyor. Kongre'de açılış öncesi ilk gün, "Sunum Becerileri", "İlkyardım", "Sağlık Araştırmalarında Bilgisayar ve İnternet Kullanımı", "Kadın Sağlığında Yeni Yaklaşımlar", "İşyerlerinde Risklerin Değerlendirilmesi" başlıklı eğitim oturumları oldu. Açılışı izleyen iki günde beş temel konu, tüm katılımcıların izleyebildiği bir konferans ve açılımları ile ilgili çalışma grupları gerçekleştirilerek işlendi. Çalışma gruplarından önce grup yöneticisi uzmanlar bir arada, açılımları ve olabilecek tartışma konularını tüm katılımcılara tanıttılar. Bu çerçeve içinde ele alınan temel konular ve grup çalışmaları başlıkları şöyleydi:

1.Sağlık ve kalkınmanın sürdürülmesi (Yoksulluk ve sağlık, Eğitim ve sağlık, Çalışma yaşamı ve sağlık, Sağlıkla gelen barış ve dayanışma),

2.Sağlığı geliştirme ve hastalık etkilerinin azaltılması (üreme sağlığı, Sigara, alkol ve ilaçlar, Fizik aktivite, Beslenme, Ağız ve diş sağlığı),

3.Sağlık politikalarının geliştirilmesi ve sağlık için işbirliği (Kalkınma ve sağlık politikaları, Değişimi yönetme ve kalkınma için her düzeyde işbirliği, Sağlık yatırımları ve sağlık etkilerinin belirlenmesi, Kanıt oluşturma: Araştırma ve gelişme, Ulaşım ve sağlık, Turizm ve sağlık),

4.Afetlerde sağlığın yönetimi ve korunması (Afetlere hazırlık ve kriz yönetimi),

5.Sağlık sistemlerini güçlendirme (Temel sağlık ve hastane hizmetleri, Kalite sonuçlar ve bakımın bedeli, Halk sağlığı işlevlerinin güçlendirilmesi, Sağlık 21 hedefleri ve hemşirelik, Tıp eğitimi ve Sağlık 21 hedefleri, Sağlık hizmetlerinin finansmanı ve yönetim, İlaçlar ve tanıda teknoloji kullanımı, Bilgi teknolojisi, iletişim ve savunuculuk). "Politikadan uygulamaya", "Yeniden ortaya çıkan hastalıklar" ve "Sağlıklı ve güvenli toplum" başlıklı özel konferanslar da tüm grubun izleyebildiği oturumlardı. "Türkiye'de sağlık reformları" ve "Halk sağlığını güçlendirme için eylem planına doğru" forumları ise kapanış öncesi son günlerin oturumları olarak herkesi tekrar tekrar düşünmeye sevk etti. Çok sayıda posterin sergilendiği kongrede ilgili sözlü bildiriler bir yarım güne toplanmış olarak yedi ayrı mekanda gerçekleştirildi. Kendi adıma izlenmesini kolay bulduğum ve yararlandığım özenle hazırlanmış bu programa, küçük gruplarda zaman zaman yaşanabilen yabancı dille anlaşma sorunu dışında, kanımca herkes olumlu ve olumsuz eleştiri yaparak katılabildi. Çok sıkı tartışmalar oldu... İtiraf etmeliyim ki, pek çok gelişme kaydetmişsek de, halk sağlıkçılar olarak hepimizin sürekli kendini yenilemeye ve aşmaya çalışmaya ihtiyacı olduğunu yine düşündüm. Çözüm üretmeden karşı olmak, alternatif bulmadan zorlu çözümlerde kalıplaşmış bir şekilde ısrarcı olmak, hep diğerlerini (özellikle kanıtsız) suçlamak verimliliğimizi düşürüyor. Sanırım, bu kongrenin yeni açılımlar kazanmamızda önemli payı olacak. Örneğin; aile hekimi isteyenleri bir çıkar grubu, aile hekimlerini gereksiz görmek yerine; kendisini tanıyan, izleyen, kolay ulaşabileceği, her şeyi sorabileceği bir hekim isteyenler ve bu insanların bakımını üstlenebilecek bilgi ve beceriye ulaşarak belli bir işi yapmak isteyen bireyler olarak algılayabilmek; ya da özel sektörü, kelimeyi duyar duymaz alınıp satıldığımızı düşünmek yerine, hizmet sunan tüm tarafların katılımını sağlarken yararlanabileceğimiz bir kaynak olarak da algılayabilmek gibi (Parası olanlar için kamunun kısıtlı olanaklarını neden harcayalım, üstelik hizmet seçme hakkını da korumalıyız. Keşke bir alternatif olarak herkesin tüm hizmetler için seçme hakkı olsa, ücretini karşılayamayanları kamu fonları desteklese.... Ve biz gücümüzü, ne yapılacağını ve ne yapıldığını belirleyip kanıta dayalı olarak geliştirilip iyileştirilmesini sağlamak için birleştirip, kamusal sağlık hakkını öyle korumaya çalışsak, aile hekimleri gibi sağlık ocağı hekimi yetiştirsek vb....)
Toplum sağlığı, toplumda sağlıkla ilgili etkileri olan tüm kesimlerin sorunu. Kongreye katılan çok az sayıda eczacı, fizik tedavi uzmanı ve halk sağlıkçı diş hekimleri ile eğitimci ve hemşirelerin yaptığı katkıyı görseydiniz halk sağlığı uzmanı olarak kendi başına uğraşmanın ne kadar sınırlayıcı olduğunu fark ederdiniz. Daha da dışardan bir örnek için "güvenli ve sağlıklı toplum" başlıklı konferansında Oktay Ekinci'nin sunusunu özetlemeliyim: Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden olan Türkiye, Avrupa Kentli Hakları Deklerasyonu'nu kabul etmiştir. Bu hak herkese güvenli kentlerde yaşama hakkı vermektedir. Ama, bu mal ve can güvenliği değil, hava gibi varken hissedilmeyen bir şey. Örneğin; önce kentte istediğimiz yere istediğimiz zaman gidebilme yani ulaşım ve dolaşım hakkı. Yani trafik sorunu olmadan. Kentte kültürler arası iletişim, kişiliğin kenti-kentin kişiliği oluşturması, konut yerleşimi ile kentli olabilme (uydu ya da uyku kentinde yaşama değil) hakkı vb. Kent merkezlerinde eski dokuyu korumanın, yaya alanlarının ve pazar yerlerinin korunmasının, çok sayıda insanla çok sayıda ilişkinin güven duygusu ve bir yere ait olma hissi oluşturduğunu biliyor musunuz ? Ya anıların gelecek kuşaklara esin kaynağı olarak kentte uyumlu bir sosyal çevre oluşturmayı kolaylaştırdığını? Dev ve çirkin yeni yapıların siluet, estetik ve alt yapı sorunundan çok üzerimizde yıkıcı, yabancılaştırıcı, sindirici etkileri olduğunu; suç oranı en düşük kentlerin tarihsel dokusu en iyi korunmuş kentler olduğunu; tek tip konut projelerinin her aile için özel olan konutlara göre insan gelişimini daha olumsuz etkilediğini vs... İçişleri Bakanı, bu deklarasyona özel bir önem vererek sahip çıkmış. "Yurttaşlık bilinci ve toplumsal aydınlanmanın bir yöntemi" olarak kentleri bir genelge ile bilgilendiriyormuş. Bence, bu haber bir sağlığı koruma haberi olarak tüm vatandaşların sür manşet duyması gereken bir haber. İlgilenenler için haber kaynağı olarak O. Ekinci ve S.Tantan çok daha güzel bilgi verebilir sanırım. Anlaşılıyor ki, artık sağlığın geliştirilmesi ve sağlık sorunlarının çözümlerini, geçmişte fazla ümit bağlanan sağlık hizmeti reformlarından beklemek yerine ancak topyekün gelişmeyle sağlayabileceğiz. Çok yönlü bilgilenip, deneyim kazanıp yeni alternatifler yaratmak için politikacılar, yöneticiler, sağlıkçılar, hepimiz tüm yeteneklerimizi, zekamızı çok yönlü olarak, özellikle duygusal zekamızı geliştirmeye çalışmalıyız. Ben de bu konuda bir bildiri sunmuştum. Kuşkusuz toplantıda "tıp eğitiminde öğrencilerimizi bu gelişmeler için ne kadar hazırlıyoruz?" sorusu sık sık soruldu ve bu soruya hiç de iyi cevaplar veremedik. Bu arada Tıp Fakültelerinde halk sağlığı eğitimini iyileştirmek için Sağlık Bakanlığı'nın yapabilecekleri ile ilgili öneriler, kongreyi başından sonuna kadar izleyen bir halk sağlıkçı olan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü'nün dikkatinden kaçmadı. İnanın ya da inanmayın, üstünden bir hafta bile geçmeden yapılabilecekler için konuyla ilgili olarak TSH ekibiyle çalışmak için bir grup uzman Ankara'da toplandık? Bir de özlü söz öğrendik kongrede: "Bir kişinin rüyası yalnızca rüyadır. Pek çok kişinin rüyası bir gerçeğin başlangıcıdır". Siz ne dersiniz?

 

içindekiler


MANİSA KENT MERKEZİNDE YAŞAYAN 15-49 YAŞ GRUBU KADINLAR VE EŞLERİ ARASINDA SİGARA İÇME BOYUTU VE BUNU ETKİLEYEN SOSYOEKONOMİK FAKTÖRLER

Dr. Ümit ATMAN CİHAN*
* Araştırma görevlisi, Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Dr. Gönül DİNÇ**

** Doç. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Yük. Hemş. Safiye ÖZVURMAZ***

*** Yüksek Hemşire, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Dr. Semra AY***

*** Yüksek Hemşire, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
.
Dr. Ahmet ORAL*

* Araştırma görevlisi, Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Dr. Cemil ÖZCAN****

**** Prof. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

GİRİŞ
Sigara, bugün hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sigara kullanımını önlenebilir hastalık, sakatlık ve ölümlerin temel nedenlerinden biri olarak kabul etmekte, yaklaşık olarak dünya nüfusunu oluşturan kadınların %12'si, erkeklerin %47'sinin sigara içtiğini, her yıl üç milyon insanın sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle öldüğünü bu rakamın yarım milyondan fazlasını kadınların oluşturduğunu belirtmektedir.
Türkiye'de, sigara içimi oldukça yaygındır. Sağlık Bakanlığı'nın çeşitli yayınlarında belirtildiği üzere, 1988 yılında Türkiye genelinde sigara içme oranı %43,6'dır (Erkeklerde %62,8; kadınlarda %24,3). Bu araştırma Manisa kent merkezinde yaşayan kadınlar ve onların kocaları arasında sigara içme sıklığını ve bunu etkileyen bazı sosyodemografik faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Araştırma, Ekim 1999 ve Şubat 2000 tarihleri arasında yürütülen Manisa Nüfus ve Sağlık araştırmasının bir bölümü olup, toplum tabanlı kesitsel tipte bir çalışmadır.
Araştırma evreni, Manisa kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş evli kadınlar ve onların kocalarıdır. Örnekleme yöntemi olarak "küme örneklemesi" yöntemi kullanılmıştır. Sonuçta, her birinde 10 hane bulunan 168 kümeye ulaşılması planlanmıştır. Sağlık ocaklarının 1999 yılı ev halkı tespitlerinden elde edilen nüfuslarına göre, hangi mahallelerinden kümeler seçileceği ve seçilen mahallelerde küme başını temsil edecek haneler sistematik rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Her kümede ilk evin ön kapısına sağdan en yakın 5. eve geçilerek 10 hane tamamlanmıştır. Apartmanlardan yalnızca tek hane örnekleme girmiştir.
Araştırmanın verileri ilgili soruları içeren anketin kadınlara yüz yüze görüşme tekniğinin uygulanması şeklinde elde edilmiştir. Evde bulunan tüm 15-49 yaş evli kadınlar araştırma kapsamına alınmış, toplam 1690 haneye ve 1728 kadına ulaşılmıştır. Çalışmada, sigara kullanma için hayatının bir bölümünde "en az 6 ay süre ile sigara içme" kriter kabul edilmiştir. Buna göre kadınlarda ve erkeklerde sigara içme sorulmuş, çalışmanın yapıldığı tarih itibariyle günlük içilen sigara paket sayısından yola çıkarak sigara paket yıl hesaplanmıştır.
Görüşmeler,Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı araştırma görevlileri ve tıp fakültesi öğrencileri tarafından yürütülmüştür. Veriler "SPSS for Windows" istatistik paket programında değerlendirilmiş, istatistiksel değerlendirmelerde "odds ratio" ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.
BULGULAR
Araştırma kapsamına giren kadınların yaş ortalaması ve standart sapması 34.7±8.3, erkeklerin yaş ortalaması ve standart sapması 38.6±9.1 olarak bulunmuştur. Araştırma grubundaki kadınların %31,8'inin, erkeklerin %70.7'sinin hayatlarının bir bölümünde altı ay ve daha uzun süre ile sigara içtiği saptanmıştır. Bu araştırmanın yapıldığı tarih itibari ile kadınların ve erkeklerin bir günde içtikleri sigara paket sayısı ve sigara kullanma süreleri sorgulanmış, sigara içen grupta sigara paket/yıl ortancaları kadınlar için 3.5, erkekler için 15.0 olarak bulunmuştur (Tablo I).
Kadınların günde içtiği sigara miktarının ortalaması ve standart sapması10.7+9.1; erkeklerinki ise 21.2+12.2 olarak saptanmıştır. Kadınların sigara içme sürelerinin ortalaması (yıl olarak) ve standart sapması 10.8+7.3; erkeklerinki ise 18.0+8.9 olarak hesaplanmıştır.
Sigara içen kadınlarda yaş dağılımına bakıldığında, en sık sigara kullanımı 25-34 yaşta görülmektedir. Otuz beş yaş ve üzerindeki gruba göre (referans grup) 15 yaştan itibaren sigara kullanma yönünden giderek artan bir risk görülmektedir. Kadınlarda öğrenimin etkisi incelendiğinde, sigara kullanımı bakımından öğrenim düzeyi artıkça artan bir risk izlenmektedir. Kadının 12 yaşa kadar yaşadığı yere bakıldığında, bu yerin kent olması halinde köye göre sigara kullanma riski 2.7 kat daha fazla risk taşımaktadır. Yine çalışan kadınlar, sigara kullanma bakımından çalışmayanlara göre 2.0 kat daha risklidir. Kocanın sosyal sınıfının işverenler dışında kalan düşük sınıflarda olması kadınlarda sigara kullanımını azaltıcı bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Hanede yaşayan kişi sayısının kadınlarda sigara kullanımı üzerine etkisine bakıldığında kişi sayısı artıkça riskin azaldığı görülmektedir. Kadının medeni durumunun etkisi incelendiğinde en sık sigara kullanımı boşanmış-ayrı yaşayan grupta görülürken, evli-birlikte yaşayan gruba göre (referans grup) bu grup 2.5 kat riskli bulunmuştur. Kocanın sigara içiyor olmasının da, kadında sigara kullanım riskini 2.1 kat artırdığı görülmüştür (Tablo IV).
Sigara içen erkeklerde yaş dağılımına bakıl-dığında, ise en sık sigara kullanımı 40 ve üstü yaşta görülmektedir. Erkeğin 12 yaşa kadar yaşadığı yere bakıldığında, bu yerin kent olması halinde köye göre sigara kullanma riski 1.5 kat daha fazladır. Karısı çalışmayan erkekler referans alındığında, çalışanlar 1.1 kat riskli bulunmuştur. Yine karısı sigara içen erkekler, içmeyen gruba göre (referans) sigara kullanımı bakımından 2.2 kat riskli olmaktadır (Tablo III).
Sigara kullanım sıklığını belirleyebilecek değişkenlerin tek tek (univariate) analizinden sonra, birlikte etkilerini ölçmek amacıyla lojistik regresyon yöntemi uygulanmıştır. Modele önce tüm değişkenler konulmuş, bunlardan kadınlar için; yaşanılan mahalle, kocanın öğrenimi, kocanın yaşı, medeni durumu önemsiz bulunup, "backward elimination" yöntemi ile sırasıyla modelden çıkarılmıştır. Kadınlarda son modele göre 15-34 yaş grubunda olmanın, kocanın işverenler dışında kalan düşük sosyal sınıfta olmasının, çalışıyor olmanın, 12 yaşa kadar yaşadığı yerin kent olmasının, öğrenim düzeyinin ilkokul ve üzerinde olmasının sigara kullanımı yönünden risk artırıcı etkisi olduğu, buna karşın kocanın sigara içiyor olmasının azaltıcı etkisi olduğu bulunmuştur. Lojistik regresyon modelinde erkekler için yaşanılan mahalle, öğrenim, yaş, sosyal sınıf, karısının öğrenimi, yaşı önemsiz bulunup, "backward elimination" yöntemi ile sırasıyla modelden çıkarılmıştır. Son modele göre erkekler için 12 yaşa kadar yaşadığı yerin köy olmasının, eşinin ev hanımı olmasının, hanede yaşayan kişi sayısının 5-6 olmasının, karısının sigara içmemesinin sigara kullanımını azaltıcı etkisi olduğu görülmüştür.

Tablo I: Araştırmaya Katılan Kadınlarda Sigara İçme Sıklığının Bazı Özelliklerle İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)


Sigara İçme Durumu*
Cinsiyet Yaş Grupları Her fün en az 1 tane % Ara sıra Bırakmış Hiç içmemiş

Sigara paket yıl ortancası

(içenlerde)%

Toplam Sayı
Kadın 15-19 26.2 4.8 4.8 64.3 0.8 42
  20-24 28.5 2.9 1.9 66.7 1.8 207
  25-29 32.1 2.5 0.6 64.8 2.4 324
  30-34 30.5 1.6 3.5 64.3 3.1 311
  35-39 29.8 3.3 2.0 64.9 5.0 305
  40-44 22.8 1.7 1.7 73.7 9.5 289
  45-49 17.7 2.4 2.8 77.1 7.0 249
  Toplam 27.2 2.4 2.1 68.2 3.5 1728
Erkek 15-24 64.9 - 4.1 31.1 5.0 74
  25-29 65.7 - 1.4 32.9 10.0 210
  30-34 67.2 1.3 3.0 28.4 12.0 299
  35-39 67.2 0.3 4.9 27.6 17.0 326
  40-44 68.5 2.4 9.1 26.0 20.0 289
  45-49 58.6 0.5 9.0 32.0 27.5 222
  50+ 51.3 1.8 9.3 37.6 30.0 226
  Toplam 63.8 1.0 4.9 30.3 15.0 1646

    *Altı ay süre ile günde en az bir adet sigara içme.

Tablo II: Sigara İçen Kişilerin Cinsiyete ve Yaş Gruplarına Göre Standardize
Oranlarının Dağılımları (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)

Cinsiyet
Yaş Grupları Kadın Erkek
20-29 13.8 18.0
30-39 10.6 14.4
40-49 7.4 14.4
50+ - 22.9
Toplam 31.8 69.7

Tablo III: Araştırmaya Katılan Erkeklerde Sigara İçme Sıklığının Bazı Özelliklerle
İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
Sigara İçen Erkekler (N:1219) % Odds Ratio (%95 CI)
Yaş Grupları
30-39 * 69.3    
15-29 71.3 1.19 (0.69-2.06)
40 ve Üzeri 73.0 1.09 (0.87-1.37)
Öğrenim Durumu  
Yok / İlkokulu bitirmemiş* 67.0    
İlkokul mezunu 73.2 1.34 (1.02-1.76)
Ortaokul mezunu ve üzeri 68.4 1.06 (0.78-1.45)
12 Yaşa Kadar Yaşanılan Yer
Köy* 67.7    
Kent 73.3 1.51 (1.13-2.03)
Karısının Çalışma Durumu
Çalışmıyor* 69.3    
Çalışıyor 77.4 1.11 (1.04-1.19)
Karısının Sigara İçme Durumu
İçmiyor* 66.1    
İçiyor 80.8 2.16 (1.69-2.76)
Sosyal Sınıfı 69.8
İşverenler* 72.9    
Küçük Esnaf, Marjinal Enformel 69.9 1.15 (0.91-1.46)
Diğerleri**   0.99 (0.69-1.42)
Hanede Yaşayan Kişi Sayısı
7 Kişi ve Üzeri* 60.5    
1-2 Kişi 67.3 1.34 (0.84-2.13)
3-4 Kişi 71.0 1.59 (1.11-2.27)
5-6 Kişi 76.0

2.05

(1.36-3.09)

    * referans gruplar
    ** beyaz yakalı, mavi yakalı, niteliksiz işçi, işsizler

TARTIŞMA VE SONUÇ
Araştırma sonucu, Manisa kent merkezinde yaşayan kadınların ve erkeklerin yarısından fazlasının sigara kullanmakta olduğu saptanmıştır. Türkiye genelinde PİAR'ın 1988 yılında yaptığı araştırmaya göre sigara içme oranları kadınlarda %24.3, erkeklerde %62.8 bulunmuştur. Burada sigara kullanma kriteri olarak "paket taşıma" alınmıştır. Bütün süre boyunca içilen sigara miktarının aynı olduğu varsayılmıştır. Ancak tüm araştırmalarda varılan sonuç Türkiye'de sigara kullanımının oldukça yaygın olduğudur.
Kadınlar ve erkekleri için sigara kullanım sıklığını etkileyen bazı sosyodemografik faktörler incelenmiş, öğrenim düzeyi, medeni durum, 12 yaşa kadar yaşadığı yer, çalışma durumu, yaşı, mahallesi, hanede yaşayan kişi sayısı, eşin veya birlikte yaşanılan kişinin sigara içme durumu, içinde bulunulan sosyal sınıf ilişkili faktörler olarak saptanmıştır.
Kadınlar arasında sigara içme sıklığı; öğrenim düzeyinin yükselmesi, 12 yaşına kadar yaşanılan yerin kent merkezi olması, içinde bulunduğu sosyoekonomik sınıfın yükselmesi, çalışma, evli olma

Tablo IV: Araştırmaya Katılan Kadınlarda Sigara İçme Sıklığının Bazı Özelliklerle İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
Sigara İçen Kadınlar (N: 549) % Odds Ratio (%95 CI)
Yaş Grupları
35 Yaş ve Üzeri* 28.4
15-24 33.7 1.27 (0.94-1.73)
25-34 35.4 1.37 (1.10-1.72)
Öğrenim Durumu
Yok / İlkokulu bitirmemiş* 17.5
İlkokul mezunu 29.6 1.97 (1.44-2.71)
Ortaokul mezunu ve üzeri 31.8 4.24 (3.01-5.98)
12 Yaşa Kadar Yaşanılan Yer
Köy* 20.7
Kent 41.6 2.72 (2.19-3.37)
Çalışma Durumu
Çalışmıyor* 28.9
Çalışıyor 45.2 2.02 (1.57-2.61)
Kocasının Sigara İçme Durumu
İçmiyor* 20.8
İçiyor 36.3 2.16 (1.69-2.76)
Kocasının Sosyal Sınıfı
İşverenler* 69.8
Küçük Esnaf, Marjinal Enformel 72.9 0.69 (0.48-1.00)
Diğerleri** 69.9 0.46 (0.33-0.65)
Hanede Yaşayan Kişi Sayısı
7 Kişi ve Üzeri* 18.2
1-2 Kişi 33.9 2.30 (1.35-3.90)
3-4 Kişi 34.0 2.30 (1.49-3.57)
5-6 Kişi 30.1 1.92 (1.20-3.09)
Medeni Durum
Evli-Birlikte Yaşıyor* 31.2
Dul 31.8 1.02 (0.54-1.95)
Boşanmış-Ayrı Yaşıyor 54.1 2.59 (1.34-4.99)
    * referans gruplar
    ** beyaz yakalı, mavi yakalı, niteliksiz işçi, işsizler

veya birlikte olduğu erkeğin sigara içmesine bağlı olarak artmaktadır. Öte yandan kırsaldan kente göç etmiş, düşük sosyoekonomik sınıftaki, kalabalık hanelerde yaşayan, çalışmayan kadınlar ve kocalarının diğerlerine göre daha az sigara içtikleri saptanmıştır. Sigara kullanımı, Türkiye'de olduğu gibi, Manisa kent merkezinde de azımsanamayacak boyutlarda saptanmıştır. Kadınlarda öğrenim düzeyi artıkça sigara kullanma sıklığı artmaktadır. Oysa batı ülkelerine bakıldığında sosyokültürel düzey artıkça sigara kullanma sıklığının azaldığı görülmektedir. Sonuç olarak, sigara kullanımı günümüzde dünya nüfusunu tehdit eden en önemli "önlenebilir ölüm nedeni"dir. Sigara alışkanlığının nedenleri arasında yasal engelin olmayışı, sigara içmenin yaygın oluşu nedeniyle normal bir davranış olarak algılanması, özellikle çocuk ve gençlerin, anne-baba, hekim, öğretmen gibi örnek alınan kesimlerden etkilenmeleri, sigara reklamlarının serbest olmamasına rağmen basın ve yayında kullanılan öğelerin dolaylı, dolaysız özendirici karakterler taşıması gibi etmenler bulunmaktadır. Sigara kullanma sıklığını azaltmak için gençlerin sigaraya başlamalarının önlenmesi, sigara kullananlarında bıraktırılması gerekmektedir. Ayrıca bu konuda resmi hedeflerin olmaması da önemli bir eksiktir. D.S.Ö' nün sigarasız Avrupa için önerdiği 10 strateji sigarayla mücadelede Türkiye için ivedilikle uygulanması gereken önlemler paketidir.

KAYNAKLAR
1. Aşut Ö., Hekim ve Sigara. TTB Yayını. 1993; 45-48.
2. Dağcı T., Dinç G., Özcan C., Celal Bayar Üniversitesi Öğrencilerinin Sigara Kullanma Sıklığı ve Sigara Kullanımını Etkileyen Faktörler. Solunum Hastalıkları Dergisi. 1998; 9: (4), 607-617.
3. Şahin A., Çöplü L., Emri S., Kalyoncu F., Barış B., Selçuk T., Karakoca Y., Kısacık G., Demir U., Fındık S., Seyhan S. Solunum Hastalıkları Temel Yaklaşım. Ankara, 1995; 473-477.
4. Tatar M., Sigara, devlet politikalarını etkileyebilir mi ? Toplum ve Hekim, 1994; 9: 21-28.
5. Sevinçok L., Küçükardalı Y., Dereboy Ç., Dereboy F. Genç erkeklerde madde kullanımı: Sosyodemografik özellikler ve psikiyatrik tanılar. Türk Psikiyatri Dergisi 2000; 11 (1): 40-48.
6. World Health Organisation. The Next Wave of Tobacco Epidemic: Woman. Technical Report Series 176. Geneva, 1998.
7. Azevedo A., Machado A.P., Barros H. Smoking Among Portoguese High School Students. Bulletin of World Health Organisation. 1999; 77 (6): 509-514.
8. PİAR, Türkiye'de Sigara İçme Boyutu ve Bunu Etkileyen Bazı Faktörler, T.C. Sağlık Bakanlığı, 1989.

içindekiler


KANITA DAYALI TIP (Evidence-Based Medicine) KORUYUCU HEKİMLİK ALANINDA DA KULLANILABİLİR

Dr. Nazmi BİLİR*
* Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Dr. Sarp ÜNER**
** Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.

Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında çağdaş yaklaşım kanıta dayalı (evidence-based) hizmetlerdir. Ancak bu yaklaşımdan çoğunlukla, klinik tıp hizmetlerinde yararlanılmaktadır. European Epi Marker dergisinin Ekim 2000 tarihli sayısında bu yaklaşımın koruyucu sağlık hizmetlerinde de çok yararlı ve yönlendirici olabileceği konusunda bir yazı yayınlanmış, bu nedenle 'kanıta dayalı tıp''yaklaşımının sağlık mesleklerinde çalışan herkese öğretilmesi gereğine işaret edilmiştir.

Kanıta dayalı tıp kavramı, bilimsel verilerin kişisel deneyimlerle birleştirilmek suretiyle hastanın en çok yararına olacak şekilde kullanılması esasına dayalı olup, klinik uygulamalar içinde ortaya çıkmıştır. Kanıtlar arasında klinik gözlemler güvenilirliği daha düşük olan kanıtları oluştururken, en güvenilir kanıtlar randomize kontrollü çalışmaların sonuçları olarak belirtilmektedir.

Kanıta dayalı tıp yaklaşımı şu aşamaları içermelidir:
1. Klinik sorunu tanımlama
2. Konu ile ilgili yayınlanmış kaynakları inceleme
3. Bu kanıtları hızlı olarak değerlendirme
4. Bütün kanıtları birlikte değerlendirerek karar verme

Bu uygulamaları başarılı olarak yapabilmek için de şu becerilerin kazanılmış olması gereklidir:
1. Sorunu net yanıtlanabilecek şekilde tanımlama konusunda klinik deneyim
2. Kanıtn gücünü değerlendirebilecek kadar yöntem bilgisi ve deneyimi
3. Konu ile ilgili bilgiye hızla ulaşabilecek kadar literatür tarama deneyimi
4. Literatürü inceleme ve değerlendirme konusundaki kuralları bilme
5. Bilgilerden gerekli mesajları çıkarabilme
6. Bu bilgileri klinik vakaya / topluma uygulayabilme


Yakın zamandaki birkaç çalışma, kanıta dayalı tıp uygulamalarının koruyucu sağlık hizmetlerinde de kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinde uygulama ile klinik uygulama arasında bazı farklılıklar olabilir. En temel farklılık, koruyucu sağlık hizmetleri alanında çok sayıda randomize kontrollü çalışmanın olmayışıdır. Bu nedenle koruyucu sağlık hizmetlerindeki kullanım bakımından vaka-kontrol veya izleme çalışmalarından elde edilen sonuçların meta-analiz yöntemi ile değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca koruyucu sağlık hizmetlerinde bulunan kanıtın gücü, klinik çalışmalarda bulunan sonuca göre daha zayıftır. Bununla birlikte zayıf dahi olsa, kanıtın koruyucu sağlık hizmetleri bakımından ihmal edilmemesi gerekmektedir.
Koruyucu sağlık hizmetleri bakımından önemli bir nokta, farklı müdahale yöntemlerinin birbirine göre etkililik durumlardır. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri'nde (A.B.D.) yapılmış olan bazı çalışmalar çok öğreticidir. Örneğin, ABD'de bireylere sigara içmemeleri konusunda yardımcı olmakla bir yılda 328 000, fizik egzersiz konusunda yardımcı olmakla 178 000, kolesterol düzeyini %10 oranında azaltmakla 133 000 ve kan basıncını kontrol altına almakla da 69 000 ölümün önlenebileceği hesaplanmıştır. Benzeri şekilde meme kanseri, serviks kanseri ve kolorektal kanserler konusunda yapılacak tarama çalışmaları sonucunda da her tarama programı ile ilgili olarak yılda 4000 ile 10 000 arasında ölümün önlenebileceği tahmin edilmektedir. Bu bilgilerin ışığında, örneğin 45 yaşında bir kadına doktoru sigarayı bırakmasını, düzenli olarak fizik egzersiz yapmasını ve mamografi yaptırmasını önermiş olsa, kadın mamografi yaptırmayı daha öncelikli olarak düşünebilir. Zira, meme kanserinin erken tanısının daha yararlı bir koruyucu uygulama olduğunu düşünmüş olabilir. Oysa kadının gelecekteki 30 yıllık sürede ölüm olasılığı, sigarayı bırakmakla %10.9 (1/9) ve egzersiz yapmakla %6.1 (1/16) oranında azalırken, mamografi ile bu olasılık %0.5 (1/200) düzeyinde kalacaktır.

Şekil1. Risk faktörlerinin değiştirilmesi ve taramaya bağlı önlenebilir ölüm sayıları (toplum yaklaşımı).

RRA ( Relatif Risk Azalması)

Şekil.2 45 yaşında bir kadında müdaheleden sonra mortalite azalması.

RRA ( Relatif Risk Azalması)

Koruyucu sağlık hizmetlerinde teorik etkililik ile gerçek uygulamalardaki etkililiğin farklı olacağı açıktır. Zira, koruyucu uygulamaların hemen hepsi toplumdaki bireylerin davranış değişikliği yapmalarını gerektirmektedir. Bu konudaki başarıyı artırabilmek bakımından özellikle doktorların etkili iletişim becerilerine sahip olması büyük önem taşımaktadır. Kişilerle görüşürken doktorun iyi ilişkiler kurması, kişilerin kolay katılımını sağlayan tartışma ortamı yaratması, birlikte çalışma fırsatı yaratması başarıyı artırıcı rol oynar. Davranış değişikliği yolu ile risk azaltma çalışmaları, büyük ölçüde danışmanlık yöntem ve becerilerine dayalıdır.
Kanıta dayalı uygulamalar, koruyucu sağlık hizmetlerinde önceliklerin belirlenmesi bakımından da önem taşımaktadır. Araştırılması gereken başlıca alanlar tarama testleri, egzersiz, beslenme, alkol ve ilaç kullanımı gibi konularda danışmanlık şeklindeki müdahalelerin sonuçları ile bağışıklama ve kemoproflaksi konularıdır.

içindekiler

Weekly Epidemiological Record; 74th Year, 5 February 1999


ROTAVİRÜS AŞILARI
Dünya Sağlık Örgütü Durum Raporu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşılar ve diğer biyolojik maddeler bölümü aracılığı ile Genişletilmiş Bağışıklama Programı'nda (EPİ) temsil edilen aşılar hakkında çeşitli bilgi ve öneriler sunmaktadır. Bölüm, dünyadaki konumu nedeniyle, bu alanda giderek genişleyen normatif bir rol kazanmaktadır ve uluslararası halk sağlığı üzerinde önemli etkilere sahip hastalıklara karşı geliştirilen diğer aşı ve aşı kombinasyonları hakkında düzenli olarak güncelleşen bir dizi durum raporu yayınlayacaktır. Bu durum raporları, temel olarak aşıların yaygın olarak bağışıklama programlarında kullanılması ile ilgilidir. Özellikle, özel sektörde uygulanan ve bireysel korumaya yönelik kısıtlı aşılamalar ulusal programlar için değerli bir destek teşkil edebilir; fakat makalede, bu konu üzerinde durulmayacaktır. Durum raporları ilgili hastalıklar ve aşıları hakkında temel genel bilgileri özetler ve aşıların global boyutta kullanımında DSÖ'nün rolü ve mevcut durumunu belirterek sonlanır. Raporlar DSÖ'nün içinden ve dışından bir dizi uzman tarafından gözden geçirilmiştir ve esas olarak ulusal halk sağlığı görevlileri ve bağışıklama programı yöneticilerinin kullanımına uygun olarak tasarlanmıştır. Ancak, uluslararası fon kuruluşlarının, aşı üretimi endüstrisinin, sağlık çalışanlarının ve bilimsel medyanın da ilgi alanına girebilir.

Özet ve sonuçlar

Bütün dünyada bebekler ve çocuklarda görülen şiddetli ishal ile seyreden hastalıkların en sık sebebi rotavirüs enfeksiyonlarıdır. Rotavirüs, özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Şiddetli hastalık üzerinde anlamlı bir etkiye sahip gibi görünen tek kontrol yöntemi aşılamadır. Doğal enfeksiyon çocukları ardarda gelen şiddetli hastalıklara karşı korur. Rotavirüs enfeksiyonlarının büyük bir kısmından 4 tane serotip sorumludur. Fakat bazı ülkelerde diğer serotiplerde yaygındır. En az 7 aşı adayının gelişim çalışmaları sürmektedir. Ama Birleşik Devletler'de şu an sadece tetravalan rhesus rotavirüs aşısı (RRV-TV) lisanslıdır. Bu aşı gelişmiş ülkelerde ve Venezuela'da 2 yaş altındaki çocuklarda görülen şiddetli rotavirüs enfeksiyonlarını önlemektedir. Ancak rotavirüs aşı adayları gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelerdekine göre daha az etkili gibi göründüğü için aşının etkisini beklendiği şekilde gösterebilmesini sağlamak amacıyla özellikle Afrika ve Asya ülkelerinde bu aşıyla ilgili ek çalışmalar yapılmalıdır.
Rotavirüs enfeksiyonlarının dünya çapındaki önemi ve RRV-TV aşısının en azından endüstrileşmiş ülkelerdeki kanıtlanmış etkinliği nedeniyle DSÖ güvenli ve etkin rotavirüs aşısının enfeksiyonun global kontrolüne yönelik değerli bir başlangıç adımı olarak endüstrileşmiş ülkelerde kullanımını desteklemektedir.
Şiddetli ve ölümcül rotavirüs ishallerinin insidansı özellikle gelişmekte olan ülkelerde çok yüksektir. Aşının Venezuela'da ve diğer gelişmekte olan ülkelerde de yararlı olma ihtimaline rağmen Asya ve Afrika'da aşının tüm koşullar altında etkili olduğunu gösteren çalışmalar yapılmadan, gelişmekte olan ülkelerde bu aşının ulusal çocukluk çağı aşılama programlarına dahil edilmesi için erkendir.
Genel Bilgiler
Halk sağlığı yönünden etkileri
Rotavirüs enfeksiyonları yaygın bir dağılıma sahiptir ve küçük çocuklarda görülen şiddetli ishalin en sık sebebidir. 3-5 yaşları arasındaki çocukların hemen hepsi enfektedir. Her yıl 125 milyondan fazla ishal vakasından rotavirüs sorumlu tutulmaktadır. İshal ile seyreden enfeksiyonlara bağlı tüm ölümlerin %25'ine ve 5 yaş altı çocuklarda görülen tüm ölümlerin %6'sına rotavirüs'ün neden olduğu tahmin edilmektedir. Hastalık 1-2 günlük bir inkübasyon dönemini takiben ortaya çıkar ve ani başlangıçlı kusma, ateş ve bol miktarda sulu diyare ile karakterizedir. Hastalık genellikle hafif seyretmesine rağmen şiddetli hastalık uygun şekilde tedavi edilmediği taktirde hızla yaşamı tehdit eden bir dehidratasyonla sonuçlanabilir. Yıllık hastane yatışlarının %20-40'ını çocukluk çağı ishalli hastalıklarının oluşturduğu ve her yıl yaklaşık 600.000 ölümün meydana geldiği, gelişmekte olan ülkelerde en fazla hastalık yükü bu enfeksiyondan kaynaklanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde, şiddetli rotavirüs enfeksiyonu bebeklerde görülürken, endüstrileşmiş ülkelerde şiddetli vakaların çoğunluğu hayatın ilk yılından sonra görülür. Avustralya, İngiltere ve Galler, Japonya ve Birleşik Devletler'de rotavirüs enfeksiyonunun çocukluk çağı gastroenteritlerine bağlı hastaneye yatışların %34-52'sinden sorumlu olduğu gösterilmiştir. Fakat bu ülkelerde, rotavirüs enfeksiyonuna bağlı ölümler, son derece nadirdir.
Gelişmekte olan tropikal ülkelerde rotavirüs enfeksiyonları yıl boyunca görülür. Aynı coğrafi bölgede çeşitli viral serotipler eş zamanlı olarak görülebilir ve bir kişide birden fazla serotip ile enfeksiyon gelişme ihtimali sıktır. Ilıman iklime sahip endüstrileşmiş ülkelerde rotavirüs enfeksiyonları kış mevsiminde en sık görülür ve mikst enfeksiyon yaygın değildir. Rotavirüs fekal-oral yolla bulaşır ve çok az miktarda virüs ile enfekte olma bile, enfek-siyona neden olabilir. İnsan rotavirüs enfeksiyonu için bilinen bir rezervuar bulunmamaktadır. Asemptomatik taşıyıcılar ise sporadik vakalar için temel bir kaynak teşkil etmezler. Rotavirüs, çocuklarda hastane enfeksiyonuna neden olabilir. Yolcular, yaşlılar ve küçük çocuk bakıcılarında görülen ishallerle de ilişkilidir.

Patojenite

Rotavirüsler; reoviridae ailesine ait 11 segmentli çift iplikli RNA içeren zarfsız, 70 nm boyunda virüslerdir. Gruplar, iç kapsid antijeni tarafından belirlenir. Sadece grup A çocuklarda önemli bir hastalık sebebidir. Dış kapsidde bulunan 2 yapısal protein _ VP7 glikoproteini (veya G protein) ve proteazla parçalanmış VP4 proteini (veya P protein) _ virüsün serotipini belirler ve bunlara karşı nötralizan antikorlar gelişir. Bazı enfeksiyonlarda diğer serotipler rol oynasa da dünyada rotavirüs ishalleriyle en çok ilişkili serotipler G1-G4 serotipleridir. İnsan rotavirüs antijenleri ve çeşitli hayvan rotavirüs antijenleri arasında çapraz reaksiyon olduğu saptanmış ve insandan izole edilen bazı türlerin insan ve hayvan tipleri arasında yer alan yeniden düzenlenmiş türler olduğu gösterilmiştir. Ancak bu fenomenin rotavirüs enfeksiyonu veya hastalığın doğal seyri üzerinde önemli bir etkisi olma ihtimali çok azdır. İnsanda patojen olan tiplerin, tek rezervuarı yine insan gibi görünmektedir. Rotavirüs mevcut antiviral ilaçlarla inhibe edilememektedir. Rotavirüs'ün gaytada tesbiti için, basit ve ucuz immunoassay yöntemleri bulunmaktadır.

Koruyucu immün yanıt Rotavirüs enfeksiyonuna karşı korunma ile ilgili bağışıklık süreçleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar tarafından dış kapsid antijenleri VP7 ve VP4'e karşı gelişen nötralizan antikorlar ile iç kapsid antijeni VP6'ya karşı gelişen IgG veya IgA antikorlarının koruyucu immünite ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bağırsak mukozasındaki koruyucu bağışıklık için VP6'ya karşı gelişen rotavirüs spesifik IgA yanıtının gerekli olduğuna inanılmaktadır. Enfeksiyonun temizlenmesinde hücresel immünitenin rol alması ihtimali yüksektir. Rotavirüs aşılarının immünojenitesi genellikle serum IgA serokonversiyonu ile veya aşı suşuna karşı gelişen nötralizan antikor düzeyleri ile ölçülür.
Bir çocuğun maruz kaldığı ilk rotavirüs enfeksiyonu serotipe spesifik bir immün yanıtla sonuçlanır. Bu cevabı takibeden maruziyetler ile immün yanıt daha da güçlenir. Bu ilk enfeksiyon sırasında kazanılan bağışıklığı takibeden farklı serotip maruziyetlerinde şiddetli hastalığa karşı koruma sağlar. Çok küçük bebeklerde anne sütü ile beslenme enfeksiyona karşı bir miktar koruma sağlayabilir. Semptomatik rotavirüs enfeksiyonu primer olarak dünyada, pek çok çocuğun rotavirüs ishaline karşı bağışıklık kazandığı, hayatın ilk 2-3 yılında görülür.

Aşılama ile kontrolün gerekçeleri
Rotavirüs ishali önemli bir halk sağlığı sorunudur. DSÖ bir aşı geliştirilmesine büyük öncelik tanımaktadır. Yaşam standartlarındaki düzelme ile rotavirüse bağlı mortalitede azalma görülmesine rağmen; gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin rotavirüs diyaresi insidansları arasında dramatik bir fark bulunmadığı için, çevre koşullarındaki gelişme ve düzelmelerin hastalık insidansı üzerinde büyük bir etki gösterme olasılığı çok azdır. Tedavi, rehidrasyondur. Rehidrasyon hayat kurtarıcı olabilir, fakat virüsün yayılmasını azaltamaz. Özgül anti-rotavirüs tedavisi günümüzde mevcut değildir. Doğal bağışıklık, bir veya daha fazla doğal enfeksiyonla ortaya çıkan bağışıklıktır. Çeşitli aşı adaylarıyla kazanılan 10 yıllık deneyim aşılama yoluyla immün proflaksi kavramını desteklemektedir. Sanayileşmiş ülkelerde deneysel oral rotavirüs aşıları şiddetli enfeksiyona karşı %80'in üzerinde koruyucu etkinlik göstermiştir. Aşılananların %20'sinde 4. günde ortaya çıkan hafif ve orta derecedeki ateş haricinde aşılamayı takiben çok az miktarda yan etki meydana gelmektedir. Maliyet etkililik çalışmaları, ücrete bağlı olarak bir rotavirüs aşısının maliyet etkin olabileceğini göstermektedir.

Rotavirüs aşı adayları
İlk rotavirüs aşıları laboratuvar kültür hücrelerinde pasajlanarak zayıflatılan bovin veya simian kökenli rotavirüs suşlarından oluşmaktaydı. Bu tek suşlu (monovalan) aşı adayları ile yapılan klinik çalışmalarda farklı sonuçlar elde edildiği için polivalan aşılar geliştirilmiştir. Bu aşılarda insan rotavirüslerinin yaygın serotiplerine ait seçilmiş genler uygun hayvan suşları ile yeniden düzenlenmiştir. Günümüzde, çeşitli yeniden düzenlenmiş rotavirüs aşıları geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Bunlardan biri, tetravalan rhesus – insan rotavirüs kombinasyonudur. Diğerleri, insan - bovin suşlarının tetravalan / pentavalan kombinasyonlarıdır. Son zamanlarda geliştirilen bir aşı adayında tamamen insan rotavirüs suşu bulunmaktadır.
Günümüzde, tek lisanslı rotavirüs aşısı insan rotavirüsü serotip G3 proteinine büyük benzerlik gösteren VP7 proteinine sahip rhesus rotavirüs (RRV) suşundan geliştirilen yeniden düzenlenmiş bir aşıdır. Geriye kalan diğer yaygın serotiplere karşı tek gen yer değişimi ile elde edilen ve insan rotavirüsü G1, G2 veya G4 spesifisitesi taşıyan yeniden düzenlenmiş aşılar geliştirildi. Bu aşılar güvenlik ve immünojenite açısından tek tek test edildi ve sonucunda tetravalan G1 - G4 aşı kokteylini (RRV-TV) oluşturmak üzere kombine edildi. Bu aşı 6-26 haftalık bebeklere 4 hafta ara ile 3 kez oral olarak uygulanmaktadır (virüs konsantrasyonu 4 x 100.000 pfu / doz).
Aşının güvenilirliği, immünojenitesi ve etkinliği; Finlandiya, Birleşik Devletler ve Venezuela'da çok sayıda bebekte çalışılmıştır. Aynı ülkelerde yapılan saha araştırmalarında rotavirüs ishallerine karşı %49-68 etkinlik, şiddetli hastalığa karşı %64-100 etkinlik elde edilmiştir. Ayrıca ishalin süresi, bu aşı ile önemli derecede kısalmaktadır. Tüm bu çalışmalarda rotavirüs enfeksiyonunun en sık nedeni, G1 serotipi olmasına rağmen RRV-TV'nin ara sıra izlenen non-serotip G1 hastalıklarına karşıda koruma sağladığı bulunmuştur. Venezuela'da son dönemlerde yürütülen yakalama çalışması özellikle cesaret vericidir çünkü aşının kötü sosyoekonomik koşullardaki etkinliğini göstermiştir. Brezilya ve Peru'da 10 kat daha az dozla yapılan araştırmalarda, çok az bir koruyucu etki izlenmiş veya hiç izlenmemiştir. Bu sonuç etkinliğin doza bağlı olabileceğini düşündürmektedir, fakat bu çalışmalarda şiddetli ishal oranının düşük olması sonuçların yorumlanmasını güçleştirmektedir. Aşılı çocukların gaytalarında aşı suşları bulunmasına rağmen, temaslılarında aşıya bağlı hastalık veya serokonversiyon geliştiğine dair hiç bir kanıt bulunmamaktadır. Anne sütü ile beslenme, RRV-TV aşısının etkinliğini önemli derecede etkilemez. RRV-TV aşısı difteri-boğmaca-tetanoz, oral polio, hepatit B ve Haemophilus influenza tip b aşıları gibi eş zamanlı çocukluk çağı aşılarının indüklediği immüniteyi bozmaz.

Yan Etkiler
Aşı yapılanların %20'sinde RRV-TV aşısının ilk dozunu takibeden 3-4 günlerde 38-39°C ateş ve beraberinde huzursuzluk, iştahsızlık ortaya çıkabilir. Kusma veya ishal bildirilmemiştir.

Kontraendikasyonlar
Diğer canlı aşıların çoğunda olduğu gibi konjenital immunite bozukluğu, HIV enfeksiyonu, kanser gibi bilinen veya şüphe edilen immün yetmezliği olan veya immunosupresif tedavi alan çocuklara rotavirüs aşısı yapılmamalıdır.

Yeni aşılar konusunda DSÖ'nün genel konumu
Toplumda kullanıma yönelik aşılar:

  • Aşı kalitesine dair tanımlanan gereksinimleri karşılamalı
  • Güvenli olmalı ve hedef populasyonda söz konusu enfeksiyona karşı önemli bir etkinliğe sahip olmalı Eğer bebekler veya küçük çocuklar için kullanılacaksa aşı takvimine ve ulusal çocukluk çağı bağışıklama programlarının zamanlamalarına kolayca adapte edilebilmeli
  • Eş zamanlı verilen diğer aşılara karşı gelişen immün yanıtı önemli derecede etkilememeli
  • Soğutma ve depolama kapasitesi gibi yaygın teknik kısıtlamaları önleyecek şekilde formülize edilmeli Farklı pazarlara uygun şekilde ücretlendirilmelidir.

    Rotavirüs aşılarında DSÖ'nün konumu
    DSÖ İshal İle Seyreden Hastalıklar Yönetim Komitesi rotavirüs aşısı geliştirilmesi konusuna öncelik vermektedir. DSÖ rotavirüs aşılarının tüm dünyada uygulanmasını desteklemesine rağmen daha çok hastalık yükünün yüksek olduğu ülkeler üzerinde durmaktadır. Ancak epidemioloji, sağlık öncelikleri ve ekonomik kapasitedeki farklılıklar nedeniyle rotavirüs aşıları ulusal bağışıklama programlarına farklı düzeylerde dahil edilebilecektir.
    Yukarıda sunulan genel bilgilerin gösterdiği üzere; rotavirüs hastalığı dünya çapında önemli bir sağlık ve sosyoekonomik sorundur. Günümüzde, sadece RRV - TV isimli rotavirüs aşısı lisanslıdır. Aşının sanayileşmiş ülkelerde 2 yaş altındaki çocuklarda şiddetli rotavirüs enfeksiyonuna karşı etkin bir koruma sağladığına dair yeterli kanıt bulunmaktadır. Venezuela'da yapılan bir çalışmada ümit verici, benzer sonuçlar elde edilmiştir. RRV - TV aşısı güvenlidir ve ulusal bağışıklama programlarına kolayca adapte edilebilir. Lojistik açıdan oral uygulama önem taşımaktadır. Bugüne kadar eş zamanlı uygulanan diğer aşılarla arasında büyük miktarda ve uzun süreli bir interferans rapor edilmemiştir. Global kontrole yönelik önemli bir ilk adım olarak, güvenli ve etkin rotavirüs aşılarının sanayileşmiş ülkelerde kullanımı desteklenmelidir.
    Rotavirüs aşılarının gelişmekte olan ülkelerde yaygın bağışıklamada kullanımı önerilmeden önce bu ülkelerin koşullarında aşının koruyucu etkinliğin araştırılması gereklidir. Bu nedenle özellikle Afrika ve Asya'da etkinlik çalışmaları yapılması şiddetle desteklenmelidir.
    Aşılar uygun ücrete temin edilebilirse rotavirüs enfeksiyonunun önemli bir halk sağlığı sorunu olarak ortaya çıktığı, tüm bölgelerde rotavirüs bağışıklamasına öncelik ve önem verilmesi sağlanacaktır.

    Dr. Canan KAYNAK
    Ankara Gülveren Sağlık Ocağı,
    Bağışıklama Sorumlusu
    içindekiler

    The International Review of Health of
    Medical in Developing Markets


    SESSİZ EPİDEMİK

    Amerikan Üroloji Birliği (American Ürolojical Association) Amerika'da yaşayan 137 milyon kadından en az yarısının hayatlarının bazı dönemlerinde üriner inkontinansdan (Üİ) etkilendiğini belirtmektedir. Bu hastalığa yakalananlar durumları genellikle gizledikleri için Üİ "sessiz epidemik" olarak bilinmekte olup hastalığın maliyeti yıllık 15 milyar dolardır.
    Üİ basit bir sağlık sorunu değildir. Öyle ki, infeksiyon dahil olmak üzere sosyal açıdan bakıldığında cinsel aktivitede kısıtlılık, uyku bozukluğu ve depresyon gibi pek çok sekonder sağlık sorununa yol açmaktadır.
    Birçok kadın ve uzman doktorlar pelvis duvarı kaslarının güçlendirilmesinin hastalığı önlediği ve tedavide etkili olduğunun farkında değildir. Ancak pelvis duvarı kaslarının spor ya da fiziksel aktivite ile gelişmediği, bunun için özel bir egzersiz gerektiği bilinmelidir.
    Pelvis duvarının rehabilitasyonu ve aktif olarak çalışabilmesi için araştırmalar yapılmaktadır. Uzun zamandır inkontinansın tedavi ve önlenmesindeki yararı bilinen Pelvik Kas Egzersizleri (PKE), Kagel egzersizleri olarak da adlandırılmaktadır. Pelvik Kas Egzersizleri'nin (PKE) yan etki ve herhangi bir riski olmamakla birlikte gelecekteki diğer tedavi yaklaşımlarınıda engellememektedir.
    Amerikan Sağlık Hizmeti Politika ve Araştırmaları Ajansı (Health's Agency for Health Care Policy and Research) bir rehber program hazırlamıştır. Bu programa göre genel kural; ilk seçenek olarak komlikasyonu en az olan tedavi yönteminin uygulanmasıdır. Üİ'nin çeşitleri için davranış tekniği en iyi yöntemdir.
    Genel olarak gösterilmektedir ki PKE ve davranış tekniği ile Üİ tedavi edilebililir veya azaltılabilir.
    Bu konuda başarılı olunabilmesi bir çok faktöre bağlıdır. En önemlisi hastanın motivasyonu ve egzersiz programına uyum göstermesidir. Pek çok araştırmada görülmektedir ki hastalara tedavi yaklaşımı ve beklenen sonuç anlatıldığında hastanın uyumu daha fazladır. Kadınların çoğuna PKE ve faydaları hakkında yeterli bilgi verilmemiş hatta teknikler eksik gösterilmiştir. Oysa ki, kadınlar yeterince bilgilendirildiklerinde PKE'nin yapılmasının çok kolay olduğunu görmüşlerdir. Hatta bazıları günlük program hazırlayarak egzersizleri unutmadan yapmışlardır.
    Hastaların eğitilmesi ve hastaların devamlılığını sağlamak ve etkisini artırmak için Pelvik Güçlendirme Programı (Pelvic Power Program) geliştirilmiştir. Program, kişilere egzersizlerini hatırlatmak amacı ile elbiselerine takılan bir disk içermektedir. Titreşim diski gün içerisinde sessiz ve sürekli olarak kadınları PKE yapmak için uyaracaktır.
    Disk hastanın egzersizler sırasında kasılmanın şiddetini artırma ve süresini uzatmayı sağlamak için bir dizi titreşim dalgası yaymaktadır. Program ayrıca hastalara pelvik duvarının güçlü ve zayıf olması ile egzersizlerin düzenli yapılması hakkında bilgi vermektedir. Programın etkili olabilmesi için sağlık çalışanları ile bir protokol imzalanmaktadır.

    Dr. Nurdoğdu BAYRAKTAR
    Arş. Gör. Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D.
    içindekiler

    New World Health 2000, Nutrition; 138


    SİNİR SİSTEMİNİN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ İÇİN BESLENME DESTEĞİ

    Son yıllarda, beslenmenin sinir sistemi gelişimi üzerine etkisiyle ilgili giderek artan bir ilgi alanı oluşmuştur. Bu ilgi alanının ana başlıkları, koruyucu miyelin tabakasının oluşumu ile birlikte, sinir hücrelerinin gelişim süreçlerini de içermektedir.
    Ebeveynler, çocuklarının gelişimi ile ilgili olarak özellikle, iki konuya ilgi duymaktadırlar. Uzun süredir, vücut gelişiminin dengeli bir diyet ve yeterli egzersize olumlu yanıt verdiğinin bilinmesine rağmen; beyin gelişimini destekleyen besin elementlerinin fonksiyonu yakın zamana kadar yeterince anlaşılmış değildir. Bu özet, geçen yıllar boyunca, beslenme ve gelişimle ilgilenen bilim adamlarının ve pediatristlerinin ilgisini çeken bazı konular üzerinde durmaktadır.
    Dobbing'in 1968'lerin başında oluşturduğu hipoteze göre, beynin gelişim gösterdiği süre boyunca zayıf olduğu bazı dönemler vardır. Bu dönemlerde görülen beslenme yetersizlikleri, sonraki yıllarda fonksiyonel bozukluklara yol açabilecek mental retardasyonlarla sonuçlanabilmektedir. Birçok nörobiyolog, beyin gelişimi için iki ayrı beslenme desteğinin gerektiğini kabul etmektedir (Nöron büyümesini sağlayan beslenme desteği, fonksiyonel matürasyonu sağlayacak beslenme desteği). Üzerinde durulan ilk konu, sinir uyarılarının oluşumunda rol oynayan nöronlardır. İkinci önemli konu, miyelin oluşumudur. Miyelin, nöronların etrafını kaplayan ve koruyucu görevi olan yağ tabakasıdır. Miyelin, aynı zamanda, merkezi ve periferal sinir sisteminde oluşan sinir sisteminde oluşan sinir uyarılarının iletiminde rol oynamaktadır. Bugünkü bilgilerimiz ışığında, belirli besin öğelerinin, bu iki sisteminin işleyişinde de etkili olduğu düşünülmektedir.
    Beyin Gelişimi
    Mikro ve makronütrientlerin, sinir sisteminin gelişiminin destekleyici beslenme desteği sağladıkları bilinmektedir. Mikronütrientlerden, iyot ve çinko, üzerinde en çok konuşulan öğelerdir. Bununla beraber, demir, beyin gelişimi için esas olarak üzerinde durulması gereken bir öğedir; miyelinizasyonda temel rol üstlenmektedir. Demir, beyinde ekstrapiramidal sistemde, özellikle hipokampusta depo edilmekte ve ilk 12 ay içinde kullanılmaktadır. Beyin gelişiminin bazı dönemlerinde demir yetmezliğinin nörolojik etkileri genellikle geri dönüşsüz olmaktadır. Beynin yapısının büyük bir bölümü yağ dokusundan oluştuğu için çocuk beslenmesinde ilgi genellikle yağ komponentinin üzerinde yoğunlaşmaktadır. Omega–3 ve omega–6 yağ asitleri, nöronların büyümesi ve gelişmesi açısından özellikle önem taşımaktadırlar. Bu yağ asitleri, anne sütünde bulunan 18 karbonlu esansiyel yağ asitleridir ve Elzem Yağ Asitleri (EFA) adıyla tanımlanmaktadır. Anne sütünün bileşiminde bulunan total yağ aistlerinin %17.0'si omega _ 6 yağ asitleri, %2.0'si omega _ 3 yağ asitlerinden oluşmaktadır.

    Uzun Zincirli Çoklu Doymamış Yağ Asitlerinin Anne Sütü Kapsamında Bulunmasının Yararları
    Anne sütünün %0.5'i ile %1.0'inde uzun zincirli yağ asitleri olarak nitelendirilen, 18. karbonun üzerinde karbon zinciri taşıyan yağ asitleri bulunmaktadır (Maternal beslenmedeki farklılıklara bağlı olarak varyasyonlar görülebilmektedir). Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, uzun zincirli yağ asitlerinin prematür bebek formülalarındaki rolü ile ilgili olarak planlanmışlardır. Bu bebekler, hamileliğin son döneminde gerçekleşen, uzun zincirli yağ asitlerinin transplasental transferinden yararlanamadıkları için risk altında görülmektedirler. Son yapılan çalışmalar, uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerinin zamanında doğan bebeklerin beslenmelerinde kullanılan formülalarda yer almasının, beyin ve göz gelişimi üzerinde yararlı etkileri olabileceğini ortaya çıkarmıştır.
    Omega _ 9 Tekli Doymamış Yağ Asitlerinin Etkisi
    Son yıllarda bilimadamları, tekli doymamış omega_9 yağ asitlerinin etkisi üzerinde de çalışmaktadırlar. Bu öğeler, nütrisyonel olarak esansiyel olmasalar da (vücut bunları sentezleye-bilmektedir), miyelin oluşumu aşısından önemli bileşenlerdendir. Omega_9 yağ asitleri, özellikle oleik asit, beyinde birikmekte; sinir sistemi oluşumunun en aktif olduğu erken postnatal dönemde miyelin yapısında yer almaktadır.
    Anne sütünde bulunan oleik asit seviyesi, diğer bütün yağ asitlerinden yüksek olup sütteki toplam yağ asiti seviyesinin 1/3'üne eşittir. Bu nedenle, bebek beslenmesinde kullanılan formülaların içerikleri anne sütünün özelliklerine en yakın hale getirilmeye çalışılmaktadır. Örneğin, anne sütünün yağ asiti içeriğinin %95.0'i ticari formülalarda üç sebze yağının (hindistan cevizi, soya ve ayçiçek yağı) bileşimi ile elde edilmeye çalışılmaktadır.
    Bu bilgilerin ışığında, doğumdan çocukluğa kadar olan dönemde (en azından hayatın ilk yıllarında), beslenme kalitesinin ne denli önemli olduğu anlaşılmaktadır. Beynin bileşiminin büyük bir bölümü yağ yapısında olduğundan, bebek mamalarının, özellikle yağ kompozisyonları, anne sütüne yakın özelliklerde olmalıdır.

    Dyt. Şule ERTüRK
    Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı

    Editörün Notu: Büyümenin izlenmesi ile birlikte, ek gıdalara başlama zamanına uygun olarak bebeklere hazırlanan sebze, tahıl ve kurubaklagil ile hazırlanan çorbalara ve diğer besinlere, özellikle, zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların eklenmesi diyetin yağ içeriğini destekleyecektir. iletişim şeklini kullanmaktadır. Nakil ve cihazların bileşimi ya canlı görsel ve işitsel araçları kullanarak ya da elektronik posta göndermek gibi geçici kayıt etme ve sonra gönderme yoluyla sağlık perssonelinin diğer meslektaşları veya hastaları ile iletişim içinde olmalarını sağlar. Uzman destekli ameliyatlar veya psikiyatrik konsültasyonlar gibi hizmetler genelde canlı video yayını gerektirmektedir. Örneğin, radyoloji ve patolojide bilginin gerçek zamanlı transferine gerek yoktur, kaydet ve gönder teknolojisinin kullanımı daha uygun ve maliyet etkin olabilir. Sadece 5 yıl önce, bir teletıp sisteminin kurulma maliyeti yaklaşık 300000 Amerikan doları idi. Günümüzde teknolojideki gelişmeler, bilgi özetlemedeki buluşlar ve hesaplanan maliyetlerdeki azalmalar ile bazı durumlarda teletıp danışmanlığı yapmanın maliyeti 5000 Amerikan dolarından az olabilir. Uzaktaki hastaların izlenmesi için bazı izlemlerin maliyeti ise bugünlerde herbir izlem için 300 Amerikan dolarından azdır. Günümüzde gerçek maliyet donanımın satın alınmasında değil; telekominikasyonun nakli, sağlık personelinin eğitimi ve mevcut sağlık sistemine teletıpın yerleştirilmesindedir.

    içindekiler

    Telemedicine: The Way Forward,
    Jonathan D Linkous,Executive Director,
    American Telemedicine Association


    TELETIP: BİR ADIM İLERİ

    Teletıp, her geçen gün yeni gelişmelerin olduğu sağlık hizmetlerinde, bir sonraki adım olarak ortaya çıkmaktadır. Kullanımı hasta bakımının gelişmesini sağlayarak, sürekli olarak yaygınlaştırmaktır.
    Teletıp, hasta bakımını geliştirmek için, telekominikasyon yoluyla bilgi alışverişini kapsamaktadır. Bu bilgiler; tıbbi görüntüler, canlı yayın, iki taraflı video yayını, hastanın tıbbi kayıtları, tıbbi cihazlardan alınan bilgiler ve ses kayıtlarını içermektedir. Teletıp iletişimi, hastanın monitör bilgilerini evden kliniğe veya hastanın tıbbi dosyasını birinci basamak hizmetlerini verenlerden uzmanlara göndererek hastalar ve tıp profesyonelleri arasında canlı, iki taraflı görsel işitsel ziyaretleri içermektedir.
    Uzak bölgelerdeki hastalara tıbbi bakım ulaştırmak için yeni yollar göstermek; pahalı ve sınırlı bir durum iken, teletıp daha hızlı modern sağlık hizmetlerinin sağlanmasında önemli bir tamamlayıcı rolü üstlenmiştir. Birleşik Devletler de ve birçok ülkede, devlet destekli gösterim programlarının çoğunluğu, merkez-ve-konuşan (hub-and-spoke) teletıp sistemlerinin yaratılmasını desteklemektedir. Bu sistemler, merkezde bir akademik tıp merkezini ve konuşan taraftada birinci basamak kliniğini birbirine bağlamaktadır. Bu gösterim programları, teletıpın etkisini ve etkiliğini kanıtlamada faydalı olmuşlardır.
    Hâlâ yeni olmasına rağmen, teletıp hızla değiş-mektedir. Telekomünikasyonda olan yeni gelişmeler, teknolojinin maliyetinin düşmesi ve internetin kullanılmasının verdiği avantaj ile önümüzdeki 5-10 yıl içinde teletıpın yaygınlaşmasının, dünyada tıp hizmetlerinin sağlanmasına çok büyük bir etkisi olabilir. Bazı merkez-ve-konuşan sistemleri geniş şebekeleşmiş toplumlara dönüşmektedir. Yeni uygulamalar ile doktor ve uzman arasında ve hatta hasta ve sağlık personeli arasında doğrudan bağlantı sağlanabilmektedir.
    Günümüzde teletıpın konuşlandırılması ve uygulanmasında karşılaşılan en önemli sorunlar teknolojinin gelişmesinde değildir, birçok geleneksel tıp uzmanının davranışlarında ve kısıtlayıcı kanun ve düzenlemelerin değiştirilmesindedir.
    TEKNOLOJİ
    İletişim altyapısının uygunluğu ve ihtiyaca bağlı olarak, teletıp ISDN,T1, ATM, DSL, uydu, mikrodalga, dijital telsiz, yerel hatlar ve interneti içeren birçok bilgi
    iletişim şeklini kullanmaktadır. Nakil ve cihazların bileşimi ya canlı görsel ve işitsel araçları kullanarak ya da elektronik posta göndermek gibi geçici kayıt etme ve sonra gönderme yoluyla sağlık personelinin diğer meslektaşları veya hastaları ile iletişim içinde olmalarını sağlar. Uzman destekli ameliyatlar veya psikiyatrik konsültasyonlar gibi hizmetler genelde canlı video yayını gerektirmektedir. Örneğin, radyoloji ve patolojide bilginin gerçek zamanlı transferine gerek yoktur, kaydet ve gönder teknolojisinin kullanımı daha uygun ve maliyet etkin olabilir.
    Sadece 5 yıl önce, bir teletıp sisteminin kurulma maliyeti yaklaşık 300 000 Amerikan doları idi. Günümüzde teknolojideki gelişmeler, bilgi özetlemedeki buluşlar ve hesaplanan maliyetlerdeki azalmalar ile bazı durumlarda teletıp danışmanlığı yapmanın maliyeti 5 000 Amerikan dolarından az olabilir. Uzaktaki hastaların izlenmesi için bazı izlemlerin maliyeti ise bugünlerde herbir izlem için 300 Amerikan dolarından azdır. Günümüzde gerçek maliyet donanımın satın alınmasında değil; telekominikasyonun nakli, sağlık personelinin eğitimi ve mevcut sağlık sistemine teletıpın yerleştirilmesindedir.

    GÜNÜMÜZDE KULLANIMI
    Coğrafi olarak veya çeşitli sağlık hizmetlerinde teletıpın gelişimi tek tip değildir. Ulusal sağlık hizmeti sistemi, birçok uzak mesafedeki toplumların varlığınında birleşimiyle dünyanın diğer taraflarında ki birçok gelişmiş ülkeyi, hastane merkezlerinin uzak yerlerdeki küçük kliniklerle bağlantılarını sağlamak için teletıp sistemine yatırım yapmaya teşvik etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde teletıpın günümüzde en çok kullanıldığı alanlar:
    Teleradyoloji: 30 yıldır kullanılmaktadır. Teleradyoloji, X ışınları veya MRI gibi tıbbi görüntülerin radyolojist tarafından yorumlanması için gönderilmesidir. Bu, teletıpın Birleşik Devletler sağlık hizmetlerinde tamamiyle masrafların geri ödemesini alabilen kullanım alanlarından biridir ve ülkede teletıpın en geniş kullanım alanıdır.
    Hasta izlenmesi: Hastane içinde kullanılan holter ile izlemenin yerini alan uzaktaki hasta izlemleri, hastanın evde kalmasına ve izlem bilgilerinin telefon ile bir sağlık profesyoneline iletilebilmesini sağlamaktadır. En geniş kullanımı ise fötal ve pulmoner izlemler ile kalp ve dolaşım sistemleri izlemleridir. Bu üç kullanım da sigorta tarafından ödenmektedir.
    Düzeltici bakım: Birleşik Devletlerde hapishanelerdeki insanlar sağlık hizmeti kapsamında sigortalıdırlar. Ancak, mahkumları tıbbi bir kliniğe götürmenin maliyeti, birçok düzeltici bakım yerlerinin uzak yerlerde bulunması ve mahkum naklinden sivil halka karşı doğabilecek tehlikelerden dolayı teletıp düzeltici bakımda çok kullanılan ve yaygınlaşan bir uygulamadır.
    Federal Nüfus: Mahkumlara ek olarak, diğer federal kurumlarında halkın büyük bir kısmına karşı sorumluluğu vardır ve hizmet sunumunda teletıpın kullanılmaktadır. Bu kurumlar arasında Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı, Emekli İşleri ve NASA vardır. Savunma Bakanlığı dünyadaki bazı büyük yatırımlarını teletıp araştırmaları ve geliştirilmesine yapmıştır ve temel amacı da cephede ön saflarda savaşan askerlere sağlık hizmetleri sağlamaktır. Emekli işlerinin ise ülke çapındaki hastaneler ağı ve sağlık kurumları yolu ile teletıpa birçok yatırımı vardır. Uzay programlarının başlamasından beri NASA uzak yerleşim yerlerinde teletıpın kullanımının geliştirilmesinde lider olmuştur.
    Amerika ve diğer ülkelerde ağların ortaya çıkması teknolojiden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bunlar doktorun ofisinden kırsal bölgedeki kliniğe ve hastaneler, okullar ve evde bakım kurumlarından 3. basamak sağlık merkezlerine; bir sağlık hizmeti ortaklığı kurmaktadırlar. Bu ortaklıklar, sağlık hizmetleri sisteminde, hizmetin kalitesi ve ulaşılabilirliğini geliştirmede önemli bir hale gelmektedir.
    Başarılı teletıp programları, sıklıkla klinik aktiviteleri, genel altyapı içinde devam eden tıbbi eğitim programlarını destekler. Taraflar, bir dizi teknoloji ve bölgenin insanlarının sağlığını geliştirme sorumluluklarıyla birbirine bağlanırlar. Çünkü kırsal alanlarda sağlık personelinin yeterli sayıda olmaması söz konusudur ve burada açıkca böyle bir ağa ve onun hizmetlerine ihtiyaç vardır.
    Teletıp projesinin, yeri ve talep edilen hizmetlerin türü hangi klinik aletlerin kullanılacağını ve telekominikasyon teknolojisinin uygulanacağını saptamaktadır. Kırsal kesimler, sıklıkla gerçek zamanlı video sistemlerine ihtiyaç duyar ama diğer kesimler buna ihtiyaç duymayabilir. Tek tip ve ölçüdeki bir teletıp sistemi, bütün durumlara uymaz. Klinik uygulamaların türü ve konsültasyonların miktarı, uygun sistemin maliyetini ve özelliklerini belirler.
    GELECEK
    Dünya üzerinde kırsal kesimlerde ve uzak bölgelerde yaşayan insanlar, zamanında uzman tıp hizmeti ve kaliteye ulaşabilmek için mücadele etmektedirler. Hasta ve sağlık personelinin coğrafi olarak ayrı olduğu zamanlarda, teletıp tıbbi uygulamaların birçok unsurunun başarıya ulaşmasını sağlar. Bu ayrı olma durumu, bir şehirde, bir bölgede ve hatta dünyada olabilir. Gittikçe sayıları artan tıbbi uzmanlar arasında sağlık personelleri dermatoloji, onkoloji, radyoloji, cerrahi, kardiyoloji, psikiyatri ve ev bakımını içeren alanlarda teletıbbı kullanmaktadırlar. Birçok gelişmekte olan ülkede nüfusun yaşlanmasıyla belki de tele evbakımı dünya çapında hızla büyüme konusunda en büyük potansiyellerden birine sahiptir. Amerika'daki Ulusal Evde Bakım Kurumu 1994 yılında, 15 000 hekimin akut veya uzun süreli sağlık durumları nedeniyle evde hizmet bekleyen 7 milyon kişiye hizmet sunduklarını saptamıştır. 10 yıl boyunca da evde izlem endüstrisi, hastaların kendi evlerinde kişisel bakıma güvenmeleri yerine teletıp tekniklerini kullanarak sağlık hizmeti alabilmelerini sağlayacak elektronik ve telekomünikasyon araçlarını geliştirmiştir.
    Hastane teknolojisi hızla yeniden evlere yerleşmektedir. Evde bakım, maliyetten tasarruf etmek için avantajdır. Ancak, bu ayrıca yedek parça üreticileri, eğitimsiz kullanıcılar ve hastalar için yeni bir durum yaratmaktadır. Evde bakım hizmetlerine daha fazla teknolojinin girmesi ve hastane dışında tedavi edilen hastaların sayısının artmasıyle sağlık hizmetlerine evde bakım yaklaşımı önemlidir. Avrupa'daki nüfusun yaşlanma trendi Amerika'dakine çok benzemektedir ve Asya'da hızla değişen demografik özellikler ve yaşlılara evde bakma geleneği, tele evde bakım uygulaması için önemli bir fırsat yaratmaktadır.
    Bundan sonraki mantıklı adım ise sağlık hizmetlerinin sağlanmasında internetin bir araç olarak kullanılmasıdır. Gerçekten, günümüzde bunlar küçük adımlarla olmaktadır ve bu önümüzdeki 5 yıl içinde sağlık hizmetlerinin sunumunda çok önemli bir etken olacaktır.
    Bugün birçok şirket, telekomünikasyon sağlamaya ve sağlık hizmetleri sistemine büyük yatırımlar yapmaktadır. Bu şirketler tüketicinin konsültasyon, teşhis, tedavi ve reçetelerini online sistemde sağlayarak ve bütün hizmetleri kredi kartı ile ödemelerini sağlayıp kendilerine önemli bir yer edinme çabasındadırlar.
    Bu durum, sağlık hizmetlerinde tekelleşme potansiyeli yaratmaktadır. Bu hizmetler öncelikle genel tıbbi tedavide olacaktır, fakat sonunda uzman hekimleri de içerecektir. Bu durum insanlara sağlık hizmetlerinin güvenli bir şekilde ulaşmasını düzenleme konusunda uluslararası kuruluşlara olduğu kadar yerleşik sağlık sistemlerine de görev yüklemektedir.
    Yasal ve düzenleyici bariyerler ile geleneksel tıbbi kuruluşlarda teletıpın kullanımının kabulünü içeren önemli engeller hala durmaktadır. Fakat bu engeller kaybolmaya başlamıştır ve teletıpın hastanın verilerini nasıl iyileştirdiği ve sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürdüğünü gösteren ve gittikçe sayıları artan araştırmalar vardır. Teletıp olgunlaşmakta olan bir endüstrinin göstergesi olarak bir geçiş dönemindedir. Teletıpa uzun vadede insanların yaklaşımı oldukça iyidir ve bütün göstergeler bunun çok iyi bir pazar olacağını bildirmektedir. Asıl soru "eğer" değil, "ne zaman"dır.


    Zuhal GüNGÖR
    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı


    içindekiler


    DÜNYA GÜZELLERİ TÜTÜN KONTROLU ÇALIŞMALARINA KATILIYOR
    Dr. Nazmi BİLİR*

    Özellikle gençlerin ve çocukların sigaraya özenmelerini önlemek amacı ile öteden beri çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla çocukların ve gençlerin beğenisini kazanmış olan sanatçı, sporcu vb. kimliklerden yararlanma yoluna gidilmektedir. Bu konudaki son örneklerden birisi İsveç güzelinin çalışmalara katılmasıdır. İsveç'te 1995 yılında güzellik yarışmasına katılacak olan adayların sigara içmeyen kişiler olması koşulu getirilmiştir. Aynı yıl finale kalan 28 güzel, Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü tarafından tütün kontrolu konusunda 1 hafta süreli eğitim programına alınmış ve 10-13 yaşları arasındaki gençlere yönelik olarak tütün kontrolu yöntemleri konusunda eğitilmişlerdir. Böylelikle İsveç'te güzellik yarışması finalistleri aracılığı ile son 5 yılda 100 binin üzerinde gence bu konuda eğitim yapılmıştır.
    Son yıllarda Tayland ve İzlanda'da yapılan güzellik yarışmalarında da aynı yöntem kullanılmaya başlanmıştır.
    içindekiler

    Entre Nous, Policy and Practice, No.43-44,
    Summer / Autumn 1999, p: 9-11.


    DİKKATİ ÇEKEN BULGARİSTAN

    Bulgaristan Bakanlar Kurulu, 1990'li yılların ortasında Bulgaristan'daki üreme sağlığını güçlendirmek için uluslararası kuruluşlardan teknik yardım talep etmiştir. Sonuç olarak, 1994 yılında Avrupa Birliği - PHARE Aile Planlaması Projesi sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılmasnın bir parçası olarak onaylanmıştır. Proje uygulanmaya 1995 yılında başlanmıştır.
    Projenin amacı üreme ve cinsel sağlık ve istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar için ulusal bir politikanın temellerini oluşturmaktır. Proje, Sağlık Bakanlığı, Bulgaristan Aile Planlaması Kurumu, Kadın Organizasyonları, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Uluslararası Planlı Aile Federasyonu tarafından uygulanmıştır. Proje, Ocak 1998 tarihine kadar devam etmiştir.
    Amaca ulaşmak için, sağlık personeli için geniş ölçekli eğitim programları ve medya yoluyla da büyük bir kampanya başlatılmış ve klinik yönetimi bilgi sistemi geliştirilmiştir. Bu yazı ile bugüne kadar yapılanları açıklanmaktadır.
    Başarıyla Gerçekleştirilenler
    Proje kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasında tüm seviyelerde mükemmel bir işbirliğine katkıda bulunduğu kadar sağlığı geliştirici faaliyetler ve tedavi edici hizmetlere de katkıda bulunmuştur. Medya projenin başlangıcından itibaren projeye dahil olmuştur.
    Sağlık personelinin eğitimi için Ulusal Standartlar belirlenmiştir. Bunlar 5 tıp fakültesi ve bunların bünyesindeki kolejlerde de uygulanmıştır. Kısa eğitim kursları yoluyla 500 sağlık personeli üreme sağlığı, eğitimi ve iletişimi konusunda eğitilmişlerdir. Bütün üniversitelerdeki tıp öğrencileri üreme sağlığı konusunda en az 60 saatlik mezuniyet öncesi eğitim almışlardır. Ülke çapında Bulgaristan Aile Planlaması Kurumu ve Kadın Sivil Toplum Örgütlerinin çatısı altında, 30 aile planlaması bilgi merkezi kurulmuştur. Bu merkezlere gerekli materyal ve görsel işitsel araçlar sağlanmıştır.
    Adolesanlar arasında sağlığın geliştirmesi için bir çalışma başlatılmıştır. Aile planlaması hizmetlerinde hizmetin kalitesi, sağlık personelinin eğitilmesi ve başvuranı bilgilendirmeye yönelik materyaller yoluyla artırılmıştır ve artan talep toplumda üreme sağlığı sorunları konusundaki artan bilinci göstermektedir. Bu, ayrıca, hem projenin başlangıç yıllarında ve iki yıl sonrasında yapılan bilgi, tutum ve davranış araştırmasında da ortaya çıkmıştır.
    Gelecekte toplumun üreme sağlığı ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmek için geleceğin planlanması ve politika oluşturmak ve buna bir temel sağlamak için, kliniklerde kullanılan üreme sağlığı ve aile planlaması ulusal bilgi yönetim sistemi, ulusal sağlık bilgi sistemi içine dahil edilmiştir.
    Bulgaristan, AIDS ile Savaş
    Bulgaristan, Doğu Avrupa'da yer almaktadır. Yakın Doğu ve Batı Avrupa arasında kavşak konumundadır. Ülkede 8.34 milyon insan yaşamaktadır. Ülkenin başkenti Sofya 1.2 milyon nufusa sahiptir. Ülke 28 idari bölgeye bölünmüştür. Bulgaristan hala düşük düzeyde HIV / AIDS vakalarının görüldüğü bir ülkedir. 1998 yılının sonunda resmi kayıtlara göre HIV pozitif insanların sayısı 243'tür ve bunların %56'sı ölmüştür.
    Enfeksiyonun asıl bulaşması cinsel yolla olmaya devam etmektedir (%82-84). Bunlardan %68-70'i heteroseksüel ilişkiler, %12-14'ü homoseksüel veya biseksüel ilişkilerdir. Vakaların %3'ü uyuşturucu kullanımı ve %1'i ise vertikal yol (anneden bebeğe) ile olmaktadır. Enfekte olmuş erkeklerin kadınlara oranı ise 2:1'dir. HIV pozitif olanların %72'si oldukça genç bir yaş grubu olan 20-29 yaşları arasındadır. Mevcut yasalara göre, bütün vatandaşların kendi istekleriyle ve sonuçları gizli tutlan HIV testini yaptırma hakları vardır. AIDS testleri ücretsiz yapılmakta ve bütün başvuranlar test öncesi ve test sonrası danışmanlık almaktadırlar. Teşhis için gerekli olan ekipmanların satın alınması ve özel ilaçlarla tedavi edilmesi gereken HIV / AIDS ile yaşayan insanların tedavisi Sağlık Bakanlığı'nın bütçesindeki fondan sağlanmaktadır.
    AIDS'in bu aşamada çoğunlukta cinsel ilişki yoluyla bulaştığı ve enfeksiyonun %70'den fazlasının 20-29 yaş grubunu etkilediği gerçeğini gözönünde bulundurursak, AIDS ile savaşta yol gösterici prensip kontraseptif ve halkı bilgilendirme kampanyaları olmalıdır. "Sağlık Geliştirici Okullar" projesi de dahil olmak üzere okullarda cinsel eğitim için birçok sayıda proje geliştirilmiştir. HIV / AIDS'e ek olarak, genelde cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle sifiliz vakalarında da bir artış vardır. Geçen 8 yıl boyunca sifiliz ile enfekte olmuş isanların sayısında hızlı bir artış vardır. 1990 yılında 378 kişinin sifiliz ile enfekte olduklarına dair kayıtlı bilgi varken, 1998 yılındaki ilk verilere göre bu rakam 2,520'dir, örneğin son 8 yılda sifiliz vakaları 6,6 kat artmıştır. Dünya Sağlık Örgütü rehberlerine uygun olarak 1999 yılında geliştirilen sifiliz tanı ve tedavi kuralları kabul edilmiştir. Sonuç olarak, ülkede birçok Bulgar sivil toplum örgütleri, İspanya ve Yunanistan gibi diğer ülkelerdeki sivil kuruluşlarla iki taraflı projeler bulunmaktadır.
    AIDS'in Önlenmesi ve Kontrolü
    "HIV / AIDS'in Önlenmesi Için Çalışma Planları" 1998 yılında birçok yerde başlatılmıştır. Esas amaç önlemedir ve bu plan UNAIDS tarafından finansal olarak desteklenmiştir.
    Yine 1998 yılında ikinci aşama uygulanmaya başlamıştır.Bu aşama Bulgar Sağlık ve Sosyal Çevre Vakfı ve İspanyol sivil kuruluşu olan "A.B.S."in ortak çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca UNDP ve Sağlık Bakanlığı'nın ortaklaşa uygulayacağı bir projenin de planları yapılmaktadır. İlk aşaması Eylül 1998 yılında uygulanan bir ulusal HIV / AIDS stratejisinin geliştirilmiştir. Proje daha sonra ulusal bir HIV / AIDS stratejisine dönüşecektir.
    İki AIDS bilinçlendirme filmi yapılmıştır. "İnsanlığın Testi" adındaki ilk filmin yayın hakları Sağlık Bakanlığı tarafından alınmıştır. Ayrıca birçok broşür ve görsel materyal basılmıştır. Sağlık Bakanlığı'nın çok uzun süredir ortak çalışma yapma geleneği vardır. Bütün sivil toplum örgütleri de AIDS'in önlenmesi için HIV ve AIDS ile yaşayan insanlara destek vermektedirler.
    Üç ulusal anti AIDS kampanyası yürütülmüştür. Bunlar Sevgi Günü kampanyası, Yaz anti-AIDS kampanyası ve Dünya AIDS Savaşım Günüyle aynı zamana denk getirilmiştir. Sağlık Bakanlığı'na ek olarak, özel sektör, günlük gazeeler, Bulgar Ulusal Televizyonu ve Radyosu ve diğer bütün özel radyo ve televizyon istasyonları bu kampanyalarda yer almıştır. Bakanlar Kurulu'nun 1998 yılı, Bulgaristan'ın Avrupa Birliği "AIDS Ile Savaş ve AIDS'in Önlenmesi" sağlık programına katılmayı onayladığı yılı ifade etmektedir. Bulgaristan'ın programa katılmasının, ülkenin Avrupa Birliği ile entegrasyonuna ve Bulgar ve Avrupa yasalarının birbirine daha uyumlu hale gelmesine katkısı olacaktır. Bu katılım aynı zamanda program için ulusal bütçeden gerekli olan fonuda sağlayacaktır. Şu anlaşılmıştır ki, şimdi (ülkede az sayıda HIV enfeksiyonu varken) AIDS'in kontrolü ve önlenmesi için para harcamanın tam zamanıdır çünkü bu daha sonra devletin AIDS'den zarar gören insanların tedavisi ve onların ailelerine sosyal yardım için yapılacak olan çok büyük harcamaların gerekliliğini ortadan kaldıracaktır. AIDS'in sadece tıbbi bir sorun olmadığını ayrıca sosyal, demografik, ahlaksal ve yasal bir problem olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Bakanlar Kurulu tarafından AIDS ve Cinsel Yollan Bulaşan Hastalıkların önlenmesi için bir Ulusal Komite kurulmuştur. Bu komite, 12 bakanlıktan temsilcileri ve komiteleri içermektedir. AIDS ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve kontrolü için bir Ulusal Program uygulayacaklardır.

    Zuhal GÜNGÖR
    Hacettepe Üniversitesi
    Halk Sağlığı Anabilim Dalı

    içindekiler

  • Bültenler