Yıl 22 • Ocak 2001 • Sayı 1
İÇİNDEKİLER
- ULUSLARARASI HALK SAĞLIĞI KONGRESİNİN
ARDINDAN
(8-12 Ekim 2000, İstanbul)
- MANİSA KENT MERKEZİNDE YAŞAYAN 15-49 YAŞ GRUBU
KADINLAR VE EŞLERİ ARASINDA SİGARA İÇME BOYUTU VE BUNU ETKİLEYEN SOSYOEKONOMİK
FAKTÖRLER
- KANITA DAYALI TIP (Evidence-Based Medicine) KORUYUCU
HEKİMLİK ALANINDA DA KULLANILABİLİR
- ROTAVİRÜS AŞILARI
- SESSİZ EPİDEMİK
- SİNİR SİSTEMİNİN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ İÇİN BESLENME
DESTEĞİ
- TELETIP: BİR ADIM İLERİ
- DÜNYA GÜZELLERİ TÜTÜN KONTROLU ÇALIŞMALARINA KATILIYOR
- DİKKATİ ÇEKEN BULGARİSTAN
ULUSLARARASI HALK SAĞLIĞI KONGRESİNİN ARDINDAN
(8-12 Ekim 2000, İstanbul)
Dr. Ayşen BULUT*
* Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim
Dalı.
Son elli yılda dünya nüfusunda artış, gelir artışı ve ülkelerin birbirleriyle
daha kolay iletişim kurup alışveriş yapabilmeleri ile birlikte, okur yazarlık
durumu iki kat iyileşmiştir. Bu gelişme sürecinde, bebek ölüm oranları, kadın
başına doğum sayısı ve dünyada beslenme sorunu olan nüfus oranı ise iki-üç kat
azalmış ve bu sayede insanların beklenen yaşam süresi de yaklaşık 20 yıl artmıştır.
Ama. en zengin ve en yoksul yedi ülke arasındaki gelir düzeyleri farkı 20 kattan
50 ye çıkarak eşitsizlikler de artmıştır. Bu bilgileri, Dünya Sağlık Örgütü'nün
kuruluşunun ellinci yılında yayınladığı Dünya Sağlık Raporu'nun giriş bölümünden
aldım. Rapor, nüfuslar arasında artan eşitsizliği, gelecekte (tabii ki, günümüzde
de öyle), dünya nüfusunun yaşlanarak artışı ve olumsuz çevre koşullarının yanı
sıra sağlığı tehdit eden en önemli sorunlar olarak belirlemiştir.
Son yıllarda, neredeyse yirmi yıl önce Alma-Ata'da yapılan Temel Sağlık Hizmetleri
Kon-feransı'nda dünya nüfusunun gelecekte sağlıklı olması ümidiyle geliştirilen
"2000 Yılında Herkese Sağlık" programı hedeflerine tam olarak ulaşılamadığı
anlaşılınca, DSÖ yoğun bir çabayla yeni strateji arayışları içine girdi. DSÖ
Avrupa Bölgesi içinde yer alan Türkiye, 1997 yılında ilgili stratejilerin tartışıldığı
bir Bölge Komite Toplantısı'na İstanbul'da ev sahipliği yaparak herkesin bu
kez, 21. yüzyılda sağlıklı olması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi etkinlik-lerinde
yer almıştır. Kopenhag'da 1998 yılında son şekli verilerek kabul edilen bu yeni
hedefler, yüzyılımız içinde ulaşılmasını anımsatmak için olsa gerek, 21 başlık
halinde gruplanmış ve tüm Avrupa ülkelerine tanıtılıyor. İstanbul'da düzenlenen
Uluslararası Halk Sağlığı Kongresi'nin de böyle bir işlevi vardı. Bu nedenle
DSÖ'den çok sayıda uzmanın da katıldığı kongrenin özellikle toplum sağlığı için
çalışan ve veya gelecekte ilgilenmek isteyen kongreye katılmış, katılamayan
ve katılmayan tüm sağlıkçılar için yararlı olacağına inanıyorum.
Kongreye katılamayanları düşünerek, DSÖ'nün Avrupa Bölgesi için 21. Yüzyılda
ulaşılmasını öngördüğü Sağlık Hedeflerini başlıklar halinde özetledim:
1. Avrupa bölgesinde sağlık dayanışması ile üye ülkeler arasındaki farklılıkları
azaltmak
2. Ülkelerde hakkaniyeti gözeterek varolan sağlık düzeyi farklılıklarını
azaltmak
3. Üreme sağlığının geliştirilmesi ile yaşama sağlıklı başlangıç
4. Toplumun gelişmesi için gençlerin sağlığını koruyup geliştirmek
5. Yaşlıların sağlık potansiyellerini tam olarak kullanarak toplumda
rollerini korumak
6. Ruhsal iyilik halini geliştirmek
7. Bulaşıcı hastalıkları eradike, elimine ya da kontrol etmek
8. Kronik hastalıkların olumsuz etkilerini azaltmak
9. Şiddet ve kazaların etkilerini azaltmak
10. Sağlıklı ve güvenli fizik çevrede yaşamak
11. Sağlıklı yaşam biçimini benimsemek
12. Alkol, ilaç ve tütüne bağlı zararları azaltmak
13. Sağlıklı ortamlarda yaşamak
14. Çok sektörlü sağlık sorumluluğu yaratmak
15. Esnek ve duyarlı bir entegre sağlık sistemi oluşturmak
16. Hizmet yönetimlerini sonuçlarla değerlendirmek
17. Sürdürülebilir finansman ve kaynak tahsisine sahip olmak
18. Sağlık insan kaynaklarını geliştirmek
19. Kanıta dayalı politika ve uygulamalar için bilgi üretmek ve yaymak
20. Bireyler, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu tüm tarafları
harekete geçirmek
21.Bölgesel ve yerel sağlık politikalarını alt yapı, süreç ve yenilikçi
liderlikle desteklemek
Bir kısmı çok tanıdık ama bir türlü tam olarak yapılamayanlar. Yenilikler ise
yapılamayanları kolaylaştırmak için olsa gerek. üye ülkelerde bu yaklaşımlar
doğrultusunda ulusal politikalar geliştiriliyor. Türkiye'de ilgili çalışmalar
Sağlık Bakanlığının yönetiminde sürüyor. Kongre'de açılış öncesi ilk gün, "Sunum
Becerileri", "İlkyardım", "Sağlık Araştırmalarında Bilgisayar ve İnternet Kullanımı",
"Kadın Sağlığında Yeni Yaklaşımlar", "İşyerlerinde Risklerin Değerlendirilmesi"
başlıklı eğitim oturumları oldu. Açılışı izleyen iki günde beş temel konu, tüm
katılımcıların izleyebildiği bir konferans ve açılımları ile ilgili çalışma
grupları gerçekleştirilerek işlendi. Çalışma gruplarından önce grup yöneticisi
uzmanlar bir arada, açılımları ve olabilecek tartışma konularını tüm katılımcılara
tanıttılar. Bu çerçeve içinde ele alınan temel konular ve grup çalışmaları başlıkları
şöyleydi:
1.Sağlık ve kalkınmanın sürdürülmesi (Yoksulluk ve sağlık, Eğitim ve
sağlık, Çalışma yaşamı ve sağlık, Sağlıkla gelen barış ve dayanışma),
2.Sağlığı geliştirme ve hastalık etkilerinin azaltılması (üreme sağlığı,
Sigara, alkol ve ilaçlar, Fizik aktivite, Beslenme, Ağız ve diş sağlığı),
3.Sağlık politikalarının geliştirilmesi ve sağlık için işbirliği (Kalkınma
ve sağlık politikaları, Değişimi yönetme ve kalkınma için her düzeyde işbirliği,
Sağlık yatırımları ve sağlık etkilerinin belirlenmesi, Kanıt oluşturma: Araştırma
ve gelişme, Ulaşım ve sağlık, Turizm ve sağlık),
4.Afetlerde sağlığın yönetimi ve korunması (Afetlere hazırlık ve kriz
yönetimi),
5.Sağlık sistemlerini güçlendirme (Temel sağlık ve hastane hizmetleri,
Kalite sonuçlar ve bakımın bedeli, Halk sağlığı işlevlerinin güçlendirilmesi,
Sağlık 21 hedefleri ve hemşirelik, Tıp eğitimi ve Sağlık 21 hedefleri, Sağlık
hizmetlerinin finansmanı ve yönetim, İlaçlar ve tanıda teknoloji kullanımı,
Bilgi teknolojisi, iletişim ve savunuculuk). "Politikadan uygulamaya", "Yeniden
ortaya çıkan hastalıklar" ve "Sağlıklı ve güvenli toplum" başlıklı özel konferanslar
da tüm grubun izleyebildiği oturumlardı. "Türkiye'de sağlık reformları" ve "Halk
sağlığını güçlendirme için eylem planına doğru" forumları ise kapanış öncesi
son günlerin oturumları olarak herkesi tekrar tekrar düşünmeye sevk etti. Çok
sayıda posterin sergilendiği kongrede ilgili sözlü bildiriler bir yarım güne
toplanmış olarak yedi ayrı mekanda gerçekleştirildi. Kendi adıma izlenmesini
kolay bulduğum ve yararlandığım özenle hazırlanmış bu programa, küçük gruplarda
zaman zaman yaşanabilen yabancı dille anlaşma sorunu dışında, kanımca herkes
olumlu ve olumsuz eleştiri yaparak katılabildi. Çok sıkı tartışmalar oldu...
İtiraf etmeliyim ki, pek çok gelişme kaydetmişsek de, halk sağlıkçılar olarak
hepimizin sürekli kendini yenilemeye ve aşmaya çalışmaya ihtiyacı olduğunu yine
düşündüm. Çözüm üretmeden karşı olmak, alternatif bulmadan zorlu çözümlerde
kalıplaşmış bir şekilde ısrarcı olmak, hep diğerlerini (özellikle kanıtsız)
suçlamak verimliliğimizi düşürüyor. Sanırım, bu kongrenin yeni açılımlar kazanmamızda
önemli payı olacak. Örneğin; aile hekimi isteyenleri bir çıkar grubu, aile hekimlerini
gereksiz görmek yerine; kendisini tanıyan, izleyen, kolay ulaşabileceği, her
şeyi sorabileceği bir hekim isteyenler ve bu insanların bakımını üstlenebilecek
bilgi ve beceriye ulaşarak belli bir işi yapmak isteyen bireyler olarak algılayabilmek;
ya da özel sektörü, kelimeyi duyar duymaz alınıp satıldığımızı düşünmek yerine,
hizmet sunan tüm tarafların katılımını sağlarken yararlanabileceğimiz bir kaynak
olarak da algılayabilmek gibi (Parası olanlar için kamunun kısıtlı olanaklarını
neden harcayalım, üstelik hizmet seçme hakkını da korumalıyız. Keşke bir alternatif
olarak herkesin tüm hizmetler için seçme hakkı olsa, ücretini karşılayamayanları
kamu fonları desteklese.... Ve biz gücümüzü, ne yapılacağını ve ne yapıldığını
belirleyip kanıta dayalı olarak geliştirilip iyileştirilmesini sağlamak için
birleştirip, kamusal sağlık hakkını öyle korumaya çalışsak, aile hekimleri gibi
sağlık ocağı hekimi yetiştirsek vb....)
Toplum sağlığı, toplumda sağlıkla ilgili etkileri olan tüm kesimlerin sorunu.
Kongreye katılan çok az sayıda eczacı, fizik tedavi uzmanı ve halk sağlıkçı
diş hekimleri ile eğitimci ve hemşirelerin yaptığı katkıyı görseydiniz halk
sağlığı uzmanı olarak kendi başına uğraşmanın ne kadar sınırlayıcı olduğunu
fark ederdiniz. Daha da dışardan bir örnek için "güvenli ve sağlıklı toplum"
başlıklı konferansında Oktay Ekinci'nin sunusunu özetlemeliyim: Avrupa Konseyi'nin
kurucu üyelerinden olan Türkiye, Avrupa Kentli Hakları Deklerasyonu'nu kabul
etmiştir. Bu hak herkese güvenli kentlerde yaşama hakkı vermektedir. Ama, bu
mal ve can güvenliği değil, hava gibi varken hissedilmeyen bir şey. Örneğin;
önce kentte istediğimiz yere istediğimiz zaman gidebilme yani ulaşım ve dolaşım
hakkı. Yani trafik sorunu olmadan. Kentte kültürler arası iletişim, kişiliğin
kenti-kentin kişiliği oluşturması, konut yerleşimi ile kentli olabilme (uydu
ya da uyku kentinde yaşama değil) hakkı vb. Kent merkezlerinde eski dokuyu korumanın,
yaya alanlarının ve pazar yerlerinin korunmasının, çok sayıda insanla çok sayıda
ilişkinin güven duygusu ve bir yere ait olma hissi oluşturduğunu biliyor musunuz
? Ya anıların gelecek kuşaklara esin kaynağı olarak kentte uyumlu bir sosyal
çevre oluşturmayı kolaylaştırdığını? Dev ve çirkin yeni yapıların siluet, estetik
ve alt yapı sorunundan çok üzerimizde yıkıcı, yabancılaştırıcı, sindirici etkileri
olduğunu; suç oranı en düşük kentlerin tarihsel dokusu en iyi korunmuş kentler
olduğunu; tek tip konut projelerinin her aile için özel olan konutlara göre
insan gelişimini daha olumsuz etkilediğini vs... İçişleri Bakanı, bu deklarasyona
özel bir önem vererek sahip çıkmış. "Yurttaşlık bilinci ve toplumsal aydınlanmanın
bir yöntemi" olarak kentleri bir genelge ile bilgilendiriyormuş. Bence,
bu haber bir sağlığı koruma haberi olarak tüm vatandaşların sür manşet duyması
gereken bir haber. İlgilenenler için haber kaynağı olarak O. Ekinci ve S.Tantan
çok daha güzel bilgi verebilir sanırım. Anlaşılıyor ki, artık sağlığın geliştirilmesi
ve sağlık sorunlarının çözümlerini, geçmişte fazla ümit bağlanan sağlık hizmeti
reformlarından beklemek yerine ancak topyekün gelişmeyle sağlayabileceğiz. Çok
yönlü bilgilenip, deneyim kazanıp yeni alternatifler yaratmak için politikacılar,
yöneticiler, sağlıkçılar, hepimiz tüm yeteneklerimizi, zekamızı çok yönlü olarak,
özellikle duygusal zekamızı geliştirmeye çalışmalıyız. Ben de bu konuda bir
bildiri sunmuştum. Kuşkusuz toplantıda "tıp eğitiminde öğrencilerimizi
bu gelişmeler için ne kadar hazırlıyoruz?" sorusu sık sık soruldu ve bu
soruya hiç de iyi cevaplar veremedik. Bu arada Tıp Fakültelerinde halk sağlığı
eğitimini iyileştirmek için Sağlık Bakanlığı'nın yapabilecekleri ile ilgili
öneriler, kongreyi başından sonuna kadar izleyen bir halk sağlıkçı olan Sağlık
Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü'nün dikkatinden kaçmadı. İnanın
ya da inanmayın, üstünden bir hafta bile geçmeden yapılabilecekler için konuyla
ilgili olarak TSH ekibiyle çalışmak için bir grup uzman Ankara'da toplandık?
Bir de özlü söz öğrendik kongrede: "Bir kişinin rüyası yalnızca rüyadır.
Pek çok kişinin rüyası bir gerçeğin başlangıcıdır". Siz ne dersiniz?
MANİSA KENT MERKEZİNDE YAŞAYAN
15-49 YAŞ GRUBU KADINLAR VE EŞLERİ ARASINDA SİGARA İÇME BOYUTU VE BUNU ETKİLEYEN
SOSYOEKONOMİK FAKTÖRLER
Dr. Ümit ATMAN CİHAN*
* Araştırma görevlisi, Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı AD.
Dr. Gönül DİNÇ**
** Doç. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Yük. Hemş. Safiye ÖZVURMAZ***
*** Yüksek Hemşire, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı
AD.
Dr. Semra AY***
*** Yüksek Hemşire, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı
AD.
.
Dr. Ahmet ORAL*
* Araştırma görevlisi, Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Halk Sağlığı AD.
Dr. Cemil ÖZCAN****
**** Prof. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı
AD
GİRİŞ
Sigara, bugün hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık
problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sigara kullanımını
önlenebilir hastalık, sakatlık ve ölümlerin temel nedenlerinden biri olarak
kabul etmekte, yaklaşık olarak dünya nüfusunu oluşturan kadınların %12'si, erkeklerin
%47'sinin sigara içtiğini, her yıl üç milyon insanın sigaraya bağlı hastalıklar
nedeniyle öldüğünü bu rakamın yarım milyondan fazlasını kadınların oluşturduğunu
belirtmektedir.
Türkiye'de, sigara içimi oldukça yaygındır. Sağlık Bakanlığı'nın çeşitli yayınlarında
belirtildiği üzere, 1988 yılında Türkiye genelinde sigara içme oranı %43,6'dır
(Erkeklerde %62,8; kadınlarda %24,3). Bu araştırma Manisa kent merkezinde yaşayan
kadınlar ve onların kocaları arasında sigara içme sıklığını ve bunu etkileyen
bazı sosyodemografik faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Araştırma, Ekim 1999 ve Şubat 2000 tarihleri arasında yürütülen Manisa Nüfus
ve Sağlık araştırmasının bir bölümü olup, toplum tabanlı kesitsel tipte bir
çalışmadır.
Araştırma evreni, Manisa kent merkezinde yaşayan 15-49 yaş evli kadınlar ve
onların kocalarıdır. Örnekleme yöntemi olarak "küme örneklemesi" yöntemi
kullanılmıştır. Sonuçta, her birinde 10 hane bulunan 168 kümeye ulaşılması planlanmıştır.
Sağlık ocaklarının 1999 yılı ev halkı tespitlerinden elde edilen nüfuslarına
göre, hangi mahallelerinden kümeler seçileceği ve seçilen mahallelerde küme
başını temsil edecek haneler sistematik rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir.
Her kümede ilk evin ön kapısına sağdan en yakın 5. eve geçilerek 10 hane tamamlanmıştır.
Apartmanlardan yalnızca tek hane örnekleme girmiştir.
Araştırmanın verileri ilgili soruları içeren anketin kadınlara yüz yüze görüşme
tekniğinin uygulanması şeklinde elde edilmiştir. Evde bulunan tüm 15-49 yaş
evli kadınlar araştırma kapsamına alınmış, toplam 1690 haneye ve 1728 kadına
ulaşılmıştır. Çalışmada, sigara kullanma için hayatının bir bölümünde "en
az 6 ay süre ile sigara içme" kriter kabul edilmiştir. Buna göre kadınlarda
ve erkeklerde sigara içme sorulmuş, çalışmanın yapıldığı tarih itibariyle günlük
içilen sigara paket sayısından yola çıkarak sigara paket yıl hesaplanmıştır.
Görüşmeler,Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
araştırma görevlileri ve tıp fakültesi öğrencileri tarafından yürütülmüştür.
Veriler "SPSS for Windows" istatistik paket programında değerlendirilmiş,
istatistiksel değerlendirmelerde "odds ratio" ve lojistik regresyon
analizi kullanılmıştır.
BULGULAR
Araştırma kapsamına giren kadınların yaş ortalaması ve standart sapması 34.7±8.3,
erkeklerin yaş ortalaması ve standart sapması 38.6±9.1 olarak bulunmuştur. Araştırma
grubundaki kadınların %31,8'inin, erkeklerin %70.7'sinin hayatlarının bir bölümünde
altı ay ve daha uzun süre ile sigara içtiği saptanmıştır. Bu araştırmanın yapıldığı
tarih itibari ile kadınların ve erkeklerin bir günde içtikleri sigara paket
sayısı ve sigara kullanma süreleri sorgulanmış, sigara içen grupta sigara paket/yıl
ortancaları kadınlar için 3.5, erkekler için 15.0 olarak bulunmuştur (Tablo
I).
Kadınların günde içtiği sigara miktarının ortalaması ve standart sapması10.7+9.1;
erkeklerinki ise 21.2+12.2 olarak saptanmıştır. Kadınların sigara içme sürelerinin
ortalaması (yıl olarak) ve standart sapması 10.8+7.3; erkeklerinki ise 18.0+8.9
olarak hesaplanmıştır.
Sigara içen kadınlarda yaş dağılımına bakıldığında, en sık sigara kullanımı
25-34 yaşta görülmektedir. Otuz beş yaş ve üzerindeki gruba göre (referans grup)
15 yaştan itibaren sigara kullanma yönünden giderek artan bir risk görülmektedir.
Kadınlarda öğrenimin etkisi incelendiğinde, sigara kullanımı bakımından öğrenim
düzeyi artıkça artan bir risk izlenmektedir. Kadının 12 yaşa kadar yaşadığı
yere bakıldığında, bu yerin kent olması halinde köye göre sigara kullanma riski
2.7 kat daha fazla risk taşımaktadır. Yine çalışan kadınlar, sigara kullanma
bakımından çalışmayanlara göre 2.0 kat daha risklidir. Kocanın sosyal sınıfının
işverenler dışında kalan düşük sınıflarda olması kadınlarda sigara kullanımını
azaltıcı bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Hanede yaşayan kişi sayısının kadınlarda
sigara kullanımı üzerine etkisine bakıldığında kişi sayısı artıkça riskin azaldığı
görülmektedir. Kadının medeni durumunun etkisi incelendiğinde en sık sigara
kullanımı boşanmış-ayrı yaşayan grupta görülürken, evli-birlikte yaşayan gruba
göre (referans grup) bu grup 2.5 kat riskli bulunmuştur. Kocanın sigara içiyor
olmasının da, kadında sigara kullanım riskini 2.1 kat artırdığı görülmüştür
(Tablo IV).
Sigara içen erkeklerde yaş dağılımına bakıl-dığında, ise en sık sigara kullanımı
40 ve üstü yaşta görülmektedir. Erkeğin 12 yaşa kadar yaşadığı yere bakıldığında,
bu yerin kent olması halinde köye göre sigara kullanma riski 1.5 kat daha fazladır.
Karısı çalışmayan erkekler referans alındığında, çalışanlar 1.1 kat riskli bulunmuştur.
Yine karısı sigara içen erkekler, içmeyen gruba göre (referans) sigara kullanımı
bakımından 2.2 kat riskli olmaktadır (Tablo III).
Sigara kullanım sıklığını belirleyebilecek değişkenlerin tek tek (univariate)
analizinden sonra, birlikte etkilerini ölçmek amacıyla lojistik regresyon yöntemi
uygulanmıştır. Modele önce tüm değişkenler konulmuş, bunlardan kadınlar için;
yaşanılan mahalle, kocanın öğrenimi, kocanın yaşı, medeni durumu önemsiz bulunup,
"backward elimination" yöntemi ile sırasıyla modelden çıkarılmıştır.
Kadınlarda son modele göre 15-34 yaş grubunda olmanın, kocanın işverenler dışında
kalan düşük sosyal sınıfta olmasının, çalışıyor olmanın, 12 yaşa kadar yaşadığı
yerin kent olmasının, öğrenim düzeyinin ilkokul ve üzerinde olmasının sigara
kullanımı yönünden risk artırıcı etkisi olduğu, buna karşın kocanın sigara içiyor
olmasının azaltıcı etkisi olduğu bulunmuştur. Lojistik regresyon modelinde erkekler
için yaşanılan mahalle, öğrenim, yaş, sosyal sınıf, karısının öğrenimi, yaşı
önemsiz bulunup, "backward elimination" yöntemi ile sırasıyla modelden
çıkarılmıştır. Son modele göre erkekler için 12 yaşa kadar yaşadığı yerin köy
olmasının, eşinin ev hanımı olmasının, hanede yaşayan kişi sayısının 5-6 olmasının,
karısının sigara içmemesinin sigara kullanımını azaltıcı etkisi olduğu görülmüştür.
Tablo I: Araştırmaya Katılan Kadınlarda Sigara İçme Sıklığının Bazı
Özelliklerle İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
|
Sigara
İçme Durumu*
|
| Cinsiyet |
Yaş Grupları |
Her fün en az 1 tane
% |
Ara sıra |
Bırakmış |
Hiç içmemiş |
Sigara paket yıl
ortancası
(içenlerde)%
|
Toplam Sayı |
| Kadın |
15-19 |
26.2 |
4.8 |
4.8 |
64.3 |
0.8 |
42 |
| |
20-24 |
28.5 |
2.9 |
1.9 |
66.7 |
1.8 |
207 |
| |
25-29 |
32.1 |
2.5 |
0.6 |
64.8 |
2.4 |
324 |
| |
30-34 |
30.5 |
1.6 |
3.5 |
64.3 |
3.1 |
311 |
| |
35-39 |
29.8 |
3.3 |
2.0 |
64.9 |
5.0 |
305 |
| |
40-44 |
22.8 |
1.7 |
1.7 |
73.7 |
9.5 |
289 |
| |
45-49 |
17.7 |
2.4 |
2.8 |
77.1 |
7.0 |
249 |
| |
Toplam |
27.2 |
2.4 |
2.1 |
68.2 |
3.5 |
1728 |
| Erkek |
15-24 |
64.9 |
- |
4.1 |
31.1 |
5.0 |
74 |
| |
25-29 |
65.7 |
- |
1.4 |
32.9 |
10.0 |
210 |
| |
30-34 |
67.2 |
1.3 |
3.0 |
28.4 |
12.0 |
299 |
| |
35-39 |
67.2 |
0.3 |
4.9 |
27.6 |
17.0 |
326 |
| |
40-44 |
68.5 |
2.4 |
9.1 |
26.0 |
20.0 |
289 |
| |
45-49 |
58.6 |
0.5 |
9.0 |
32.0 |
27.5 |
222 |
| |
50+ |
51.3 |
1.8 |
9.3 |
37.6 |
30.0 |
226 |
| |
Toplam |
63.8 |
1.0 |
4.9 |
30.3 |
15.0 |
1646 |
*Altı ay süre ile günde en az bir adet sigara içme.
Tablo II: Sigara İçen Kişilerin Cinsiyete ve Yaş Gruplarına
Göre Standardize
Oranlarının Dağılımları (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
|
Cinsiyet
|
| Yaş Grupları |
Kadın |
Erkek |
| 20-29 |
13.8 |
18.0 |
| 30-39 |
10.6 |
14.4 |
| 40-49 |
7.4 |
14.4 |
| 50+ |
- |
22.9 |
| Toplam |
31.8 |
69.7 |
Tablo III: Araştırmaya Katılan Erkeklerde Sigara İçme Sıklığının Bazı
Özelliklerle
İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
| Sigara İçen Erkekler
(N:1219) |
% |
Odds Ratio |
(%95 CI) |
| Yaş Grupları |
|
| 30-39 * |
69.3 |
|
|
| 15-29 |
71.3 |
1.19 |
(0.69-2.06) |
| 40 ve Üzeri |
73.0 |
1.09 |
(0.87-1.37) |
| Öğrenim Durumu |
|
| Yok / İlkokulu bitirmemiş* |
67.0 |
|
|
| İlkokul mezunu |
73.2 |
1.34 |
(1.02-1.76) |
| Ortaokul mezunu ve
üzeri |
68.4 |
1.06 |
(0.78-1.45) |
| 12 Yaşa Kadar Yaşanılan
Yer |
|
| Köy* |
67.7 |
|
|
| Kent |
73.3 |
1.51 |
(1.13-2.03) |
| Karısının
Çalışma Durumu |
|
| Çalışmıyor* |
69.3 |
|
|
| Çalışıyor |
77.4 |
1.11 |
(1.04-1.19) |
| Karısının Sigara
İçme Durumu |
|
| İçmiyor* |
66.1 |
|
|
| İçiyor |
80.8 |
2.16 |
(1.69-2.76) |
| Sosyal Sınıfı |
69.8 |
|
| İşverenler* |
72.9 |
|
|
| Küçük Esnaf, Marjinal
Enformel |
69.9 |
1.15 |
(0.91-1.46) |
| Diğerleri** |
|
0.99 |
(0.69-1.42) |
| Hanede Yaşayan Kişi
Sayısı |
|
| 7 Kişi ve Üzeri* |
60.5 |
|
|
| 1-2 Kişi |
67.3 |
1.34 |
(0.84-2.13) |
| 3-4 Kişi |
71.0 |
1.59 |
(1.11-2.27) |
| 5-6 Kişi |
76.0 |
2.05
|
(1.36-3.09) |
* referans gruplar
** beyaz yakalı, mavi yakalı, niteliksiz işçi, işsizler
TARTIŞMA VE SONUÇ
Araştırma sonucu, Manisa kent merkezinde yaşayan kadınların ve erkeklerin
yarısından fazlasının sigara kullanmakta olduğu saptanmıştır. Türkiye genelinde
PİAR'ın 1988 yılında yaptığı araştırmaya göre sigara içme oranları kadınlarda
%24.3, erkeklerde %62.8 bulunmuştur. Burada sigara kullanma kriteri olarak
"paket taşıma" alınmıştır. Bütün süre boyunca içilen sigara miktarının
aynı olduğu varsayılmıştır. Ancak tüm araştırmalarda varılan sonuç Türkiye'de
sigara kullanımının oldukça yaygın olduğudur.
Kadınlar ve erkekleri için sigara kullanım sıklığını etkileyen bazı sosyodemografik
faktörler incelenmiş, öğrenim düzeyi, medeni durum, 12 yaşa kadar yaşadığı
yer, çalışma durumu, yaşı, mahallesi, hanede yaşayan kişi sayısı, eşin veya
birlikte yaşanılan kişinin sigara içme durumu, içinde bulunulan sosyal sınıf
ilişkili faktörler olarak saptanmıştır.
Kadınlar arasında sigara içme sıklığı; öğrenim düzeyinin yükselmesi, 12 yaşına
kadar yaşanılan yerin kent merkezi olması, içinde bulunduğu sosyoekonomik
sınıfın yükselmesi, çalışma, evli olma
Tablo IV: Araştırmaya Katılan Kadınlarda Sigara İçme Sıklığının
Bazı Özelliklerle
İlişkisi (Manisa, Ekim 1999 - Şubat 2000)
| Sigara İçen Kadınlar
(N: 549) |
% |
Odds Ratio |
(%95 CI) |
Yaş Grupları
|
|
|
|
| 35 Yaş ve Üzeri* |
28.4 |
|
|
| 15-24 |
33.7 |
1.27 |
(0.94-1.73) |
| 25-34 |
35.4 |
1.37 |
(1.10-1.72) |
| Öğrenim Durumu |
|
|
|
| Yok / İlkokulu bitirmemiş*
|
17.5 |
|
|
| İlkokul mezunu |
29.6 |
1.97 |
(1.44-2.71) |
| Ortaokul mezunu ve
üzeri |
31.8 |
4.24 |
(3.01-5.98) |
| 12 Yaşa Kadar Yaşanılan
Yer |
|
|
|
| Köy* |
20.7 |
|
|
| Kent |
41.6 |
2.72 |
(2.19-3.37) |
| Çalışma
Durumu |
|
|
|
| Çalışmıyor* |
28.9 |
|
|
| Çalışıyor |
45.2 |
2.02 |
(1.57-2.61) |
| Kocasının Sigara
İçme Durumu |
|
|
|
| İçmiyor* |
20.8 |
|
|
| İçiyor |
36.3 |
2.16 |
(1.69-2.76) |
| Kocasının Sosyal
Sınıfı |
|
|
|
| İşverenler* |
69.8 |
|
|
|
Küçük Esnaf, Marjinal Enformel |
72.9 |
0.69 |
(0.48-1.00) |
| Diğerleri** |
69.9 |
0.46 |
(0.33-0.65) |
| Hanede Yaşayan Kişi
Sayısı |
|
|
|
| 7 Kişi ve Üzeri* |
18.2 |
|
|
| 1-2 Kişi |
33.9 |
2.30 |
(1.35-3.90) |
| 3-4 Kişi |
34.0 |
2.30 |
(1.49-3.57) |
| 5-6 Kişi |
30.1 |
1.92 |
(1.20-3.09) |
| Medeni Durum |
|
|
|
| Evli-Birlikte Yaşıyor* |
31.2 |
|
|
| Dul |
31.8 |
1.02 |
(0.54-1.95) |
| Boşanmış-Ayrı Yaşıyor |
54.1 |
2.59 |
(1.34-4.99) |
* referans gruplar
** beyaz yakalı, mavi yakalı, niteliksiz işçi, işsizler
veya birlikte olduğu erkeğin sigara içmesine bağlı olarak artmaktadır. Öte
yandan kırsaldan kente göç etmiş, düşük sosyoekonomik sınıftaki, kalabalık
hanelerde yaşayan, çalışmayan kadınlar ve kocalarının diğerlerine göre daha
az sigara içtikleri saptanmıştır. Sigara kullanımı, Türkiye'de olduğu gibi,
Manisa kent merkezinde de azımsanamayacak boyutlarda saptanmıştır. Kadınlarda
öğrenim düzeyi artıkça sigara kullanma sıklığı artmaktadır. Oysa batı ülkelerine
bakıldığında sosyokültürel düzey artıkça sigara kullanma sıklığının azaldığı
görülmektedir. Sonuç olarak, sigara kullanımı günümüzde dünya nüfusunu tehdit
eden en önemli "önlenebilir ölüm nedeni"dir. Sigara alışkanlığının
nedenleri arasında yasal engelin olmayışı, sigara içmenin yaygın oluşu nedeniyle
normal bir davranış olarak algılanması, özellikle çocuk ve gençlerin, anne-baba,
hekim, öğretmen gibi örnek alınan kesimlerden etkilenmeleri, sigara reklamlarının
serbest olmamasına rağmen basın ve yayında kullanılan öğelerin dolaylı, dolaysız
özendirici karakterler taşıması gibi etmenler bulunmaktadır. Sigara kullanma
sıklığını azaltmak için gençlerin sigaraya başlamalarının önlenmesi, sigara
kullananlarında bıraktırılması gerekmektedir. Ayrıca bu konuda resmi hedeflerin
olmaması da önemli bir eksiktir. D.S.Ö' nün sigarasız Avrupa için önerdiği
10 strateji sigarayla mücadelede Türkiye için ivedilikle uygulanması gereken
önlemler paketidir.
KAYNAKLAR
1. Aşut Ö., Hekim ve Sigara. TTB Yayını. 1993; 45-48.
2. Dağcı T., Dinç G., Özcan C., Celal Bayar Üniversitesi Öğrencilerinin
Sigara Kullanma Sıklığı ve Sigara Kullanımını Etkileyen Faktörler. Solunum
Hastalıkları Dergisi. 1998; 9: (4), 607-617.
3. Şahin A., Çöplü L., Emri S., Kalyoncu F., Barış B., Selçuk T., Karakoca
Y., Kısacık G., Demir U., Fındık S., Seyhan S. Solunum Hastalıkları Temel
Yaklaşım. Ankara, 1995; 473-477.
4. Tatar M., Sigara, devlet politikalarını etkileyebilir mi ? Toplum
ve Hekim, 1994; 9: 21-28.
5. Sevinçok L., Küçükardalı Y., Dereboy Ç., Dereboy F. Genç erkeklerde
madde kullanımı: Sosyodemografik özellikler ve psikiyatrik tanılar. Türk Psikiyatri
Dergisi 2000; 11 (1): 40-48.
6. World Health Organisation. The Next Wave of Tobacco Epidemic: Woman.
Technical Report Series 176. Geneva, 1998.
7. Azevedo A., Machado A.P., Barros H. Smoking Among Portoguese High
School Students. Bulletin of World Health Organisation. 1999; 77 (6): 509-514.
8. PİAR, Türkiye'de Sigara İçme Boyutu ve Bunu Etkileyen Bazı Faktörler,
T.C. Sağlık Bakanlığı, 1989.
KANITA DAYALI TIP (Evidence-Based Medicine) KORUYUCU HEKİMLİK ALANINDA
DA KULLANILABİLİR
Dr. Nazmi BİLİR*
* Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Dr. Sarp ÜNER**
** Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında çağdaş yaklaşım
kanıta dayalı (evidence-based) hizmetlerdir. Ancak bu yaklaşımdan çoğunlukla,
klinik tıp hizmetlerinde yararlanılmaktadır. European Epi Marker dergisinin
Ekim 2000 tarihli sayısında bu yaklaşımın koruyucu sağlık hizmetlerinde de
çok yararlı ve yönlendirici olabileceği konusunda bir yazı yayınlanmış, bu
nedenle 'kanıta dayalı tıp''yaklaşımının sağlık mesleklerinde çalışan herkese
öğretilmesi gereğine işaret edilmiştir.
Kanıta dayalı tıp kavramı, bilimsel verilerin kişisel deneyimlerle
birleştirilmek suretiyle hastanın en çok yararına olacak şekilde kullanılması
esasına dayalı olup, klinik uygulamalar içinde ortaya çıkmıştır. Kanıtlar
arasında klinik gözlemler güvenilirliği daha düşük olan kanıtları oluştururken,
en güvenilir kanıtlar randomize kontrollü çalışmaların sonuçları olarak belirtilmektedir.
Kanıta dayalı tıp yaklaşımı şu aşamaları içermelidir:
1. Klinik sorunu tanımlama
2. Konu ile ilgili yayınlanmış kaynakları inceleme
3. Bu kanıtları hızlı olarak değerlendirme
4. Bütün kanıtları birlikte değerlendirerek karar verme
Bu uygulamaları başarılı olarak yapabilmek için de şu becerilerin kazanılmış
olması gereklidir:
1. Sorunu net yanıtlanabilecek şekilde tanımlama konusunda klinik
deneyim
2. Kanıtn gücünü değerlendirebilecek kadar yöntem bilgisi ve deneyimi
3. Konu ile ilgili bilgiye hızla ulaşabilecek kadar literatür tarama
deneyimi
4. Literatürü inceleme ve değerlendirme konusundaki kuralları bilme
5. Bilgilerden gerekli mesajları çıkarabilme
6. Bu bilgileri klinik vakaya / topluma uygulayabilme
Yakın zamandaki birkaç çalışma, kanıta dayalı tıp uygulamalarının koruyucu
sağlık hizmetlerinde de kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Ancak koruyucu
sağlık hizmetlerinde uygulama ile klinik uygulama arasında bazı farklılıklar
olabilir. En temel farklılık, koruyucu sağlık hizmetleri alanında çok sayıda
randomize kontrollü çalışmanın olmayışıdır. Bu nedenle koruyucu sağlık hizmetlerindeki
kullanım bakımından vaka-kontrol veya izleme çalışmalarından elde edilen sonuçların
meta-analiz yöntemi ile değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca koruyucu
sağlık hizmetlerinde bulunan kanıtın gücü, klinik çalışmalarda bulunan sonuca
göre daha zayıftır. Bununla birlikte zayıf dahi olsa, kanıtın koruyucu sağlık
hizmetleri bakımından ihmal edilmemesi gerekmektedir.
Koruyucu sağlık hizmetleri bakımından önemli bir nokta, farklı müdahale yöntemlerinin
birbirine göre etkililik durumlardır. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri'nde
(A.B.D.) yapılmış olan bazı çalışmalar çok öğreticidir. Örneğin, ABD'de bireylere
sigara içmemeleri konusunda yardımcı olmakla bir yılda 328 000, fizik egzersiz
konusunda yardımcı olmakla 178 000, kolesterol düzeyini %10 oranında azaltmakla
133 000 ve kan basıncını kontrol altına almakla da 69 000 ölümün önlenebileceği
hesaplanmıştır. Benzeri şekilde meme kanseri, serviks kanseri ve kolorektal
kanserler konusunda yapılacak tarama çalışmaları sonucunda da her tarama programı
ile ilgili olarak yılda 4000 ile 10 000 arasında ölümün önlenebileceği tahmin
edilmektedir. Bu bilgilerin ışığında, örneğin 45 yaşında bir kadına doktoru
sigarayı bırakmasını, düzenli olarak fizik egzersiz yapmasını ve mamografi
yaptırmasını önermiş olsa, kadın mamografi yaptırmayı daha öncelikli olarak
düşünebilir. Zira, meme kanserinin erken tanısının daha yararlı bir koruyucu
uygulama olduğunu düşünmüş olabilir. Oysa kadının gelecekteki 30 yıllık sürede
ölüm olasılığı, sigarayı bırakmakla %10.9 (1/9) ve egzersiz yapmakla %6.1
(1/16) oranında azalırken, mamografi ile bu olasılık %0.5 (1/200) düzeyinde
kalacaktır.
Şekil1. Risk faktörlerinin değiştirilmesi ve taramaya bağlı önlenebilir
ölüm sayıları (toplum yaklaşımı).
RRA ( Relatif Risk Azalması)
Şekil.2 45 yaşında bir kadında müdaheleden sonra mortalite azalması.
RRA ( Relatif Risk Azalması)
Koruyucu sağlık hizmetlerinde teorik etkililik ile gerçek uygulamalardaki
etkililiğin farklı olacağı açıktır. Zira, koruyucu uygulamaların hemen hepsi
toplumdaki bireylerin davranış değişikliği yapmalarını gerektirmektedir. Bu
konudaki başarıyı artırabilmek bakımından özellikle doktorların etkili iletişim
becerilerine sahip olması büyük önem taşımaktadır. Kişilerle görüşürken doktorun
iyi ilişkiler kurması, kişilerin kolay katılımını sağlayan tartışma ortamı
yaratması, birlikte çalışma fırsatı yaratması başarıyı artırıcı rol oynar.
Davranış değişikliği yolu ile risk azaltma çalışmaları, büyük ölçüde danışmanlık
yöntem ve becerilerine dayalıdır.
Kanıta dayalı uygulamalar, koruyucu sağlık hizmetlerinde önceliklerin belirlenmesi
bakımından da önem taşımaktadır. Araştırılması gereken başlıca alanlar tarama
testleri, egzersiz, beslenme, alkol ve ilaç kullanımı gibi konularda danışmanlık
şeklindeki müdahalelerin sonuçları ile bağışıklama ve kemoproflaksi konularıdır.
Weekly Epidemiological Record; 74th Year, 5 February 1999
ROTAVİRÜS AŞILARI
Dünya Sağlık Örgütü Durum Raporu
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşılar ve diğer biyolojik maddeler bölümü aracılığı
ile Genişletilmiş Bağışıklama Programı'nda (EPİ) temsil edilen aşılar hakkında
çeşitli bilgi ve öneriler sunmaktadır. Bölüm, dünyadaki konumu nedeniyle,
bu alanda giderek genişleyen normatif bir rol kazanmaktadır ve uluslararası
halk sağlığı üzerinde önemli etkilere sahip hastalıklara karşı geliştirilen
diğer aşı ve aşı kombinasyonları hakkında düzenli olarak güncelleşen bir dizi
durum raporu yayınlayacaktır. Bu durum raporları, temel olarak aşıların yaygın
olarak bağışıklama programlarında kullanılması ile ilgilidir. Özellikle, özel
sektörde uygulanan ve bireysel korumaya yönelik kısıtlı aşılamalar ulusal
programlar için değerli bir destek teşkil edebilir; fakat makalede, bu konu
üzerinde durulmayacaktır. Durum raporları ilgili hastalıklar ve aşıları hakkında
temel genel bilgileri özetler ve aşıların global boyutta kullanımında DSÖ'nün
rolü ve mevcut durumunu belirterek sonlanır. Raporlar DSÖ'nün içinden ve dışından
bir dizi uzman tarafından gözden geçirilmiştir ve esas olarak ulusal halk
sağlığı görevlileri ve bağışıklama programı yöneticilerinin kullanımına uygun
olarak tasarlanmıştır. Ancak, uluslararası fon kuruluşlarının, aşı üretimi
endüstrisinin, sağlık çalışanlarının ve bilimsel medyanın da ilgi alanına
girebilir.
Özet ve sonuçlar
Bütün dünyada bebekler ve çocuklarda görülen şiddetli ishal ile seyreden hastalıkların
en sık sebebi rotavirüs enfeksiyonlarıdır. Rotavirüs, özellikle gelişmekte olan
ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Şiddetli hastalık üzerinde anlamlı
bir etkiye sahip gibi görünen tek kontrol yöntemi aşılamadır. Doğal enfeksiyon
çocukları ardarda gelen şiddetli hastalıklara karşı korur. Rotavirüs enfeksiyonlarının
büyük bir kısmından 4 tane serotip sorumludur. Fakat bazı ülkelerde diğer serotiplerde
yaygındır. En az 7 aşı adayının gelişim çalışmaları sürmektedir. Ama Birleşik
Devletler'de şu an sadece tetravalan rhesus rotavirüs aşısı (RRV-TV) lisanslıdır.
Bu aşı gelişmiş ülkelerde ve Venezuela'da 2 yaş altındaki çocuklarda görülen
şiddetli rotavirüs enfeksiyonlarını önlemektedir. Ancak rotavirüs aşı adayları
gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelerdekine göre daha az etkili gibi göründüğü
için aşının etkisini beklendiği şekilde gösterebilmesini sağlamak amacıyla özellikle
Afrika ve Asya ülkelerinde bu aşıyla ilgili ek çalışmalar yapılmalıdır.
Rotavirüs enfeksiyonlarının dünya çapındaki önemi ve RRV-TV aşısının en azından
endüstrileşmiş ülkelerdeki kanıtlanmış etkinliği nedeniyle DSÖ güvenli ve etkin
rotavirüs aşısının enfeksiyonun global kontrolüne yönelik değerli bir başlangıç
adımı olarak endüstrileşmiş ülkelerde kullanımını desteklemektedir.
Şiddetli ve ölümcül rotavirüs ishallerinin insidansı özellikle gelişmekte olan
ülkelerde çok yüksektir. Aşının Venezuela'da ve diğer gelişmekte olan ülkelerde
de yararlı olma ihtimaline rağmen Asya ve Afrika'da aşının tüm koşullar altında
etkili olduğunu gösteren çalışmalar yapılmadan, gelişmekte olan ülkelerde bu
aşının ulusal çocukluk çağı aşılama programlarına dahil edilmesi için erkendir.
Genel Bilgiler
Halk sağlığı yönünden etkileri
Rotavirüs enfeksiyonları yaygın bir dağılıma sahiptir ve küçük çocuklarda görülen
şiddetli ishalin en sık sebebidir. 3-5 yaşları arasındaki çocukların hemen hepsi
enfektedir. Her yıl 125 milyondan fazla ishal vakasından rotavirüs sorumlu tutulmaktadır.
İshal ile seyreden enfeksiyonlara bağlı tüm ölümlerin %25'ine ve 5 yaş altı
çocuklarda görülen tüm ölümlerin %6'sına rotavirüs'ün neden olduğu tahmin edilmektedir.
Hastalık 1-2 günlük bir inkübasyon dönemini takiben ortaya çıkar ve ani başlangıçlı
kusma, ateş ve bol miktarda sulu diyare ile karakterizedir. Hastalık genellikle
hafif seyretmesine rağmen şiddetli hastalık uygun şekilde tedavi edilmediği
taktirde hızla yaşamı tehdit eden bir dehidratasyonla sonuçlanabilir. Yıllık
hastane yatışlarının %20-40'ını çocukluk çağı ishalli hastalıklarının oluşturduğu
ve her yıl yaklaşık 600.000 ölümün meydana geldiği, gelişmekte olan ülkelerde
en fazla hastalık yükü bu enfeksiyondan kaynaklanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde,
şiddetli rotavirüs enfeksiyonu bebeklerde görülürken, endüstrileşmiş ülkelerde
şiddetli vakaların çoğunluğu hayatın ilk yılından sonra görülür. Avustralya,
İngiltere ve Galler, Japonya ve Birleşik Devletler'de rotavirüs enfeksiyonunun
çocukluk çağı gastroenteritlerine bağlı hastaneye yatışların %34-52'sinden sorumlu
olduğu gösterilmiştir. Fakat bu ülkelerde, rotavirüs enfeksiyonuna bağlı ölümler,
son derece nadirdir.
Gelişmekte olan tropikal ülkelerde rotavirüs enfeksiyonları yıl boyunca görülür.
Aynı coğrafi bölgede çeşitli viral serotipler eş zamanlı olarak görülebilir
ve bir kişide birden fazla serotip ile enfeksiyon gelişme ihtimali sıktır. Ilıman
iklime sahip endüstrileşmiş ülkelerde rotavirüs enfeksiyonları kış mevsiminde
en sık görülür ve mikst enfeksiyon yaygın değildir. Rotavirüs fekal-oral yolla
bulaşır ve çok az miktarda virüs ile enfekte olma bile, enfek-siyona neden olabilir.
İnsan rotavirüs enfeksiyonu için bilinen bir rezervuar bulunmamaktadır. Asemptomatik
taşıyıcılar ise sporadik vakalar için temel bir kaynak teşkil etmezler. Rotavirüs,
çocuklarda hastane enfeksiyonuna neden olabilir. Yolcular, yaşlılar ve küçük
çocuk bakıcılarında görülen ishallerle de ilişkilidir.
Patojenite
Rotavirüsler; reoviridae ailesine ait 11 segmentli çift iplikli RNA içeren
zarfsız, 70 nm boyunda virüslerdir. Gruplar, iç kapsid antijeni tarafından belirlenir.
Sadece grup A çocuklarda önemli bir hastalık sebebidir. Dış kapsidde bulunan
2 yapısal protein _ VP7 glikoproteini (veya G protein) ve proteazla parçalanmış
VP4 proteini (veya P protein) _ virüsün serotipini belirler ve bunlara karşı
nötralizan antikorlar gelişir. Bazı enfeksiyonlarda diğer serotipler rol oynasa
da dünyada rotavirüs ishalleriyle en çok ilişkili serotipler G1-G4 serotipleridir.
İnsan rotavirüs antijenleri ve çeşitli hayvan rotavirüs antijenleri arasında
çapraz reaksiyon olduğu saptanmış ve insandan izole edilen bazı türlerin insan
ve hayvan tipleri arasında yer alan yeniden düzenlenmiş türler olduğu gösterilmiştir.
Ancak bu fenomenin rotavirüs enfeksiyonu veya hastalığın doğal seyri üzerinde
önemli bir etkisi olma ihtimali çok azdır. İnsanda patojen olan tiplerin, tek
rezervuarı yine insan gibi görünmektedir. Rotavirüs mevcut antiviral ilaçlarla
inhibe edilememektedir. Rotavirüs'ün gaytada tesbiti için, basit ve ucuz immunoassay
yöntemleri bulunmaktadır.
Koruyucu immün yanıt
Rotavirüs enfeksiyonuna karşı korunma ile
ilgili bağışıklık süreçleri henüz tam olarak
bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar tarafından dış kapsid
antijenleri VP7 ve VP4'e karşı gelişen nötralizan antikorlar
ile iç kapsid antijeni VP6'ya karşı gelişen IgG veya
IgA antikorlarının koruyucu immünite ile ilişkili
olduğu gösterilmiştir. Bağırsak mukozasındaki
koruyucu bağışıklık için VP6'ya karşı gelişen rotavirüs
spesifik IgA yanıtının gerekli olduğuna
inanılmaktadır. Enfeksiyonun temizlenmesinde hücresel
immünitenin rol alması ihtimali yüksektir. Rotavirüs
aşılarının immünojenitesi genellikle serum
IgA serokonversiyonu ile veya aşı suşuna karşı
gelişen nötralizan antikor düzeyleri ile ölçülür.
Bir çocuğun maruz kaldığı ilk
rotavirüs enfeksiyonu serotipe spesifik bir immün
yanıtla sonuçlanır. Bu cevabı takibeden maruziyetler
ile immün yanıt daha da güçlenir. Bu ilk
enfeksiyon sırasında kazanılan bağışıklığı takibeden farklı
serotip maruziyetlerinde şiddetli hastalığa karşı
koruma sağlar. Çok küçük bebeklerde anne sütü
ile beslenme enfeksiyona karşı bir miktar
koruma sağlayabilir. Semptomatik rotavirüs
enfeksiyonu primer olarak dünyada, pek çok çocuğun
rotavirüs ishaline karşı bağışıklık kazandığı, hayatın ilk
2-3 yılında görülür.
Aşılama ile kontrolün gerekçeleri
Rotavirüs ishali önemli bir halk sağlığı sorunudur. DSÖ bir aşı geliştirilmesine
büyük öncelik tanımaktadır. Yaşam standartlarındaki düzelme ile rotavirüse bağlı
mortalitede azalma görülmesine rağmen; gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin
rotavirüs diyaresi insidansları arasında dramatik bir fark bulunmadığı için,
çevre koşullarındaki gelişme ve düzelmelerin hastalık insidansı üzerinde büyük
bir etki gösterme olasılığı çok azdır. Tedavi, rehidrasyondur. Rehidrasyon hayat
kurtarıcı olabilir, fakat virüsün yayılmasını azaltamaz. Özgül anti-rotavirüs
tedavisi günümüzde mevcut değildir. Doğal bağışıklık, bir veya daha fazla doğal
enfeksiyonla ortaya çıkan bağışıklıktır. Çeşitli aşı adaylarıyla kazanılan 10
yıllık deneyim aşılama yoluyla immün proflaksi kavramını desteklemektedir. Sanayileşmiş
ülkelerde deneysel oral rotavirüs aşıları şiddetli enfeksiyona karşı %80'in
üzerinde koruyucu etkinlik göstermiştir. Aşılananların %20'sinde 4. günde ortaya
çıkan hafif ve orta derecedeki ateş haricinde aşılamayı takiben çok az miktarda
yan etki meydana gelmektedir. Maliyet etkililik çalışmaları, ücrete bağlı olarak
bir rotavirüs aşısının maliyet etkin olabileceğini göstermektedir.
Rotavirüs aşı adayları
İlk rotavirüs aşıları laboratuvar kültür hücrelerinde pasajlanarak zayıflatılan
bovin veya simian kökenli rotavirüs suşlarından oluşmaktaydı. Bu tek suşlu (monovalan)
aşı adayları ile yapılan klinik çalışmalarda farklı sonuçlar elde edildiği için
polivalan aşılar geliştirilmiştir. Bu aşılarda insan rotavirüslerinin yaygın
serotiplerine ait seçilmiş genler uygun hayvan suşları ile yeniden düzenlenmiştir.
Günümüzde, çeşitli yeniden düzenlenmiş rotavirüs aşıları geliştirme çalışmaları
sürdürülmektedir. Bunlardan biri, tetravalan rhesus – insan rotavirüs kombinasyonudur.
Diğerleri, insan - bovin suşlarının tetravalan / pentavalan kombinasyonlarıdır.
Son zamanlarda geliştirilen bir aşı adayında tamamen insan rotavirüs suşu bulunmaktadır.
Günümüzde, tek lisanslı rotavirüs aşısı insan rotavirüsü serotip G3 proteinine
büyük benzerlik gösteren VP7 proteinine sahip rhesus rotavirüs (RRV) suşundan
geliştirilen yeniden düzenlenmiş bir aşıdır. Geriye kalan diğer yaygın serotiplere
karşı tek gen yer değişimi ile elde edilen ve insan rotavirüsü G1, G2 veya G4
spesifisitesi taşıyan yeniden düzenlenmiş aşılar geliştirildi. Bu aşılar güvenlik
ve immünojenite açısından tek tek test edildi ve sonucunda tetravalan G1 - G4
aşı kokteylini (RRV-TV) oluşturmak üzere kombine edildi. Bu aşı 6-26 haftalık
bebeklere 4 hafta ara ile 3 kez oral olarak uygulanmaktadır (virüs konsantrasyonu
4 x 100.000 pfu / doz).
Aşının güvenilirliği, immünojenitesi ve etkinliği; Finlandiya, Birleşik Devletler
ve Venezuela'da çok sayıda bebekte çalışılmıştır. Aynı ülkelerde yapılan saha
araştırmalarında rotavirüs ishallerine karşı %49-68 etkinlik, şiddetli hastalığa
karşı %64-100 etkinlik elde edilmiştir. Ayrıca ishalin süresi, bu aşı ile önemli
derecede kısalmaktadır. Tüm bu çalışmalarda rotavirüs enfeksiyonunun en sık
nedeni, G1 serotipi olmasına rağmen RRV-TV'nin ara sıra izlenen non-serotip
G1 hastalıklarına karşıda koruma sağladığı bulunmuştur. Venezuela'da son dönemlerde
yürütülen yakalama çalışması özellikle cesaret vericidir çünkü aşının kötü sosyoekonomik
koşullardaki etkinliğini göstermiştir. Brezilya ve Peru'da 10 kat daha az dozla
yapılan araştırmalarda, çok az bir koruyucu etki izlenmiş veya hiç izlenmemiştir.
Bu sonuç etkinliğin doza bağlı olabileceğini düşündürmektedir, fakat bu çalışmalarda
şiddetli ishal oranının düşük olması sonuçların yorumlanmasını güçleştirmektedir.
Aşılı çocukların gaytalarında aşı suşları bulunmasına rağmen, temaslılarında
aşıya bağlı hastalık veya serokonversiyon geliştiğine dair hiç bir kanıt bulunmamaktadır.
Anne sütü ile beslenme, RRV-TV aşısının etkinliğini önemli derecede etkilemez.
RRV-TV aşısı difteri-boğmaca-tetanoz, oral polio, hepatit B ve Haemophilus influenza
tip b aşıları gibi eş zamanlı çocukluk çağı aşılarının indüklediği immüniteyi
bozmaz.
Yan Etkiler
Aşı yapılanların %20'sinde RRV-TV aşısının
ilk dozunu takibeden 3-4 günlerde 38-39°C ateş
ve beraberinde huzursuzluk, iştahsızlık ortaya
çıkabilir. Kusma veya ishal bildirilmemiştir.
Kontraendikasyonlar
Diğer canlı aşıların çoğunda olduğu
gibi konjenital immunite bozukluğu, HIV
enfeksiyonu, kanser gibi bilinen veya şüphe edilen
immün yetmezliği olan veya immunosupresif tedavi
alan çocuklara rotavirüs aşısı yapılmamalıdır.
Yeni aşılar konusunda DSÖ'nün genel konumu
Toplumda kullanıma yönelik
aşılar:
Aşı kalitesine dair tanımlanan gereksinimleri karşılamalı
Güvenli olmalı ve hedef populasyonda söz konusu enfeksiyona karşı önemli bir etkinliğe sahip
olmalı
Eğer bebekler veya küçük çocuklar için kullanılacaksa aşı takvimine ve
ulusal çocukluk çağı bağışıklama programlarının zamanlamalarına kolayca adapte
edilebilmeli
Eş zamanlı verilen diğer aşılara karşı gelişen immün yanıtı önemli
derecede etkilememeli
Soğutma ve depolama kapasitesi gibi yaygın teknik kısıtlamaları önleyecek
şekilde formülize edilmeli Farklı pazarlara uygun şekilde ücretlendirilmelidir.
Rotavirüs aşılarında DSÖ'nün konumu
DSÖ İshal İle Seyreden Hastalıklar Yönetim Komitesi rotavirüs aşısı geliştirilmesi
konusuna öncelik vermektedir. DSÖ rotavirüs aşılarının tüm dünyada uygulanmasını
desteklemesine rağmen daha çok hastalık yükünün yüksek olduğu ülkeler üzerinde
durmaktadır. Ancak epidemioloji, sağlık öncelikleri ve ekonomik kapasitedeki
farklılıklar nedeniyle rotavirüs aşıları ulusal bağışıklama programlarına
farklı düzeylerde dahil edilebilecektir.
Yukarıda sunulan genel bilgilerin gösterdiği üzere; rotavirüs hastalığı dünya
çapında önemli bir sağlık ve sosyoekonomik sorundur. Günümüzde, sadece RRV
- TV isimli rotavirüs aşısı lisanslıdır. Aşının sanayileşmiş ülkelerde 2 yaş
altındaki çocuklarda şiddetli rotavirüs enfeksiyonuna karşı etkin bir koruma
sağladığına dair yeterli kanıt bulunmaktadır. Venezuela'da yapılan bir çalışmada
ümit verici, benzer sonuçlar elde edilmiştir. RRV - TV aşısı güvenlidir ve
ulusal bağışıklama programlarına kolayca adapte edilebilir. Lojistik açıdan
oral uygulama önem taşımaktadır. Bugüne kadar eş zamanlı uygulanan diğer aşılarla
arasında büyük miktarda ve uzun süreli bir interferans rapor edilmemiştir.
Global kontrole yönelik önemli bir ilk adım olarak, güvenli ve etkin rotavirüs
aşılarının sanayileşmiş ülkelerde kullanımı desteklenmelidir.
Rotavirüs aşılarının gelişmekte olan ülkelerde yaygın bağışıklamada kullanımı
önerilmeden önce bu ülkelerin koşullarında aşının koruyucu etkinliğin araştırılması
gereklidir. Bu nedenle özellikle Afrika ve Asya'da etkinlik çalışmaları yapılması
şiddetle desteklenmelidir.
Aşılar uygun ücrete temin edilebilirse rotavirüs enfeksiyonunun önemli bir
halk sağlığı sorunu olarak ortaya çıktığı, tüm bölgelerde rotavirüs bağışıklamasına
öncelik ve önem verilmesi sağlanacaktır.
Dr. Canan KAYNAK
Ankara Gülveren Sağlık Ocağı,
Bağışıklama Sorumlusu
The International Review of Health of
Medical in Developing Markets
SESSİZ EPİDEMİK
Amerikan Üroloji Birliği (American Ürolojical Association) Amerika'da yaşayan
137 milyon kadından en az yarısının hayatlarının bazı dönemlerinde üriner
inkontinansdan (Üİ) etkilendiğini belirtmektedir. Bu hastalığa yakalananlar
durumları genellikle gizledikleri için Üİ "sessiz epidemik" olarak
bilinmekte olup hastalığın maliyeti yıllık 15 milyar dolardır.
Üİ basit bir sağlık sorunu değildir. Öyle ki, infeksiyon dahil olmak üzere
sosyal açıdan bakıldığında cinsel aktivitede kısıtlılık, uyku bozukluğu ve
depresyon gibi pek çok sekonder sağlık sorununa yol açmaktadır.
Birçok kadın ve uzman doktorlar pelvis duvarı kaslarının güçlendirilmesinin
hastalığı önlediği ve tedavide etkili olduğunun farkında değildir. Ancak pelvis
duvarı kaslarının spor ya da fiziksel aktivite ile gelişmediği, bunun için
özel bir egzersiz gerektiği bilinmelidir.
Pelvis duvarının rehabilitasyonu ve aktif olarak çalışabilmesi için araştırmalar
yapılmaktadır. Uzun zamandır inkontinansın tedavi ve önlenmesindeki yararı
bilinen Pelvik Kas Egzersizleri (PKE), Kagel egzersizleri olarak da adlandırılmaktadır.
Pelvik Kas Egzersizleri'nin (PKE) yan etki ve herhangi bir riski olmamakla
birlikte gelecekteki diğer tedavi yaklaşımlarınıda engellememektedir.
Amerikan Sağlık Hizmeti Politika ve Araştırmaları Ajansı (Health's Agency
for Health Care Policy and Research) bir rehber program hazırlamıştır. Bu
programa göre genel kural; ilk seçenek olarak komlikasyonu en az olan tedavi
yönteminin uygulanmasıdır. Üİ'nin çeşitleri için davranış tekniği en iyi yöntemdir.
Genel olarak gösterilmektedir ki PKE ve davranış tekniği ile Üİ tedavi edilebililir
veya azaltılabilir.
Bu konuda başarılı olunabilmesi bir çok faktöre bağlıdır. En önemlisi hastanın
motivasyonu ve egzersiz programına uyum göstermesidir. Pek çok araştırmada
görülmektedir ki hastalara tedavi yaklaşımı ve beklenen sonuç anlatıldığında
hastanın uyumu daha fazladır. Kadınların çoğuna PKE ve faydaları hakkında
yeterli bilgi verilmemiş hatta teknikler eksik gösterilmiştir. Oysa ki, kadınlar
yeterince bilgilendirildiklerinde PKE'nin yapılmasının çok kolay olduğunu
görmüşlerdir. Hatta bazıları günlük program hazırlayarak egzersizleri unutmadan
yapmışlardır.
Hastaların eğitilmesi ve hastaların devamlılığını sağlamak ve etkisini artırmak
için Pelvik Güçlendirme Programı (Pelvic Power Program) geliştirilmiştir.
Program, kişilere egzersizlerini hatırlatmak amacı ile elbiselerine takılan
bir disk içermektedir. Titreşim diski gün içerisinde sessiz ve sürekli olarak
kadınları PKE yapmak için uyaracaktır.
Disk hastanın egzersizler sırasında kasılmanın şiddetini artırma ve süresini
uzatmayı sağlamak için bir dizi titreşim dalgası yaymaktadır. Program ayrıca
hastalara pelvik duvarının güçlü ve zayıf olması ile egzersizlerin düzenli
yapılması hakkında bilgi vermektedir. Programın etkili olabilmesi için sağlık
çalışanları ile bir protokol imzalanmaktadır.
Dr. Nurdoğdu BAYRAKTAR
Arş. Gör. Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D.
New World Health 2000, Nutrition; 138
SİNİR SİSTEMİNİN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ İÇİN BESLENME DESTEĞİ
Son yıllarda, beslenmenin sinir sistemi gelişimi üzerine etkisiyle ilgili
giderek artan bir ilgi alanı oluşmuştur. Bu ilgi alanının ana başlıkları,
koruyucu miyelin tabakasının oluşumu ile birlikte, sinir hücrelerinin gelişim
süreçlerini de içermektedir.
Ebeveynler, çocuklarının gelişimi ile ilgili olarak özellikle, iki konuya
ilgi duymaktadırlar. Uzun süredir, vücut gelişiminin dengeli bir diyet ve
yeterli egzersize olumlu yanıt verdiğinin bilinmesine rağmen; beyin gelişimini
destekleyen besin elementlerinin fonksiyonu yakın zamana kadar yeterince anlaşılmış
değildir. Bu özet, geçen yıllar boyunca, beslenme ve gelişimle ilgilenen bilim
adamlarının ve pediatristlerinin ilgisini çeken bazı konular üzerinde durmaktadır.
Dobbing'in 1968'lerin başında oluşturduğu hipoteze göre, beynin gelişim gösterdiği
süre boyunca zayıf olduğu bazı dönemler vardır. Bu dönemlerde görülen beslenme
yetersizlikleri, sonraki yıllarda fonksiyonel bozukluklara yol açabilecek
mental retardasyonlarla sonuçlanabilmektedir. Birçok nörobiyolog, beyin gelişimi
için iki ayrı beslenme desteğinin gerektiğini kabul etmektedir (Nöron büyümesini
sağlayan beslenme desteği, fonksiyonel matürasyonu sağlayacak beslenme desteği).
Üzerinde durulan ilk konu, sinir uyarılarının oluşumunda rol oynayan nöronlardır.
İkinci önemli konu, miyelin oluşumudur. Miyelin, nöronların etrafını kaplayan
ve koruyucu görevi olan yağ tabakasıdır. Miyelin, aynı zamanda, merkezi ve
periferal sinir sisteminde oluşan sinir sisteminde oluşan sinir uyarılarının
iletiminde rol oynamaktadır. Bugünkü bilgilerimiz ışığında, belirli besin
öğelerinin, bu iki sisteminin işleyişinde de etkili olduğu düşünülmektedir.
Beyin Gelişimi
Mikro ve makronütrientlerin, sinir sisteminin gelişiminin destekleyici beslenme
desteği sağladıkları bilinmektedir. Mikronütrientlerden, iyot ve çinko, üzerinde
en çok konuşulan öğelerdir. Bununla beraber, demir, beyin gelişimi için esas
olarak üzerinde durulması gereken bir öğedir; miyelinizasyonda temel rol üstlenmektedir.
Demir, beyinde ekstrapiramidal sistemde, özellikle hipokampusta depo edilmekte
ve ilk 12 ay içinde kullanılmaktadır. Beyin gelişiminin bazı dönemlerinde
demir yetmezliğinin nörolojik etkileri genellikle geri dönüşsüz olmaktadır.
Beynin yapısının büyük bir bölümü yağ dokusundan oluştuğu için çocuk beslenmesinde
ilgi genellikle yağ komponentinin üzerinde yoğunlaşmaktadır. Omega–3 ve omega–6
yağ asitleri, nöronların büyümesi ve gelişmesi açısından özellikle önem taşımaktadırlar.
Bu yağ asitleri, anne sütünde bulunan 18 karbonlu esansiyel yağ asitleridir
ve Elzem Yağ Asitleri (EFA) adıyla tanımlanmaktadır. Anne sütünün bileşiminde
bulunan total yağ aistlerinin %17.0'si omega _ 6 yağ asitleri, %2.0'si omega
_ 3 yağ asitlerinden oluşmaktadır.
Uzun Zincirli Çoklu Doymamış Yağ Asitlerinin Anne Sütü Kapsamında Bulunmasının
Yararları
Anne sütünün %0.5'i ile %1.0'inde uzun zincirli yağ asitleri olarak nitelendirilen,
18. karbonun üzerinde karbon zinciri taşıyan yağ asitleri bulunmaktadır (Maternal
beslenmedeki farklılıklara bağlı olarak varyasyonlar görülebilmektedir). Şimdiye
kadar yapılan çalışmalar, uzun zincirli yağ asitlerinin prematür bebek formülalarındaki
rolü ile ilgili olarak planlanmışlardır. Bu bebekler, hamileliğin son döneminde
gerçekleşen, uzun zincirli yağ asitlerinin transplasental transferinden yararlanamadıkları
için risk altında görülmektedirler. Son yapılan çalışmalar, uzun zincirli
çoklu doymamış yağ asitlerinin zamanında doğan bebeklerin beslenmelerinde
kullanılan formülalarda yer almasının, beyin ve göz gelişimi üzerinde yararlı
etkileri olabileceğini ortaya çıkarmıştır.
Omega _ 9 Tekli Doymamış Yağ Asitlerinin Etkisi
Son yıllarda bilimadamları, tekli doymamış omega_9 yağ asitlerinin etkisi
üzerinde de çalışmaktadırlar. Bu öğeler, nütrisyonel olarak esansiyel olmasalar
da (vücut bunları sentezleye-bilmektedir), miyelin oluşumu aşısından önemli
bileşenlerdendir. Omega_9 yağ asitleri, özellikle oleik asit, beyinde birikmekte;
sinir sistemi oluşumunun en aktif olduğu erken postnatal dönemde miyelin yapısında
yer almaktadır.
Anne sütünde bulunan oleik asit seviyesi, diğer bütün yağ asitlerinden yüksek
olup sütteki toplam yağ asiti seviyesinin 1/3'üne eşittir. Bu nedenle, bebek
beslenmesinde kullanılan formülaların içerikleri anne sütünün özelliklerine
en yakın hale getirilmeye çalışılmaktadır. Örneğin, anne sütünün yağ asiti
içeriğinin %95.0'i ticari formülalarda üç sebze yağının (hindistan cevizi,
soya ve ayçiçek yağı) bileşimi ile elde edilmeye çalışılmaktadır.
Bu bilgilerin ışığında, doğumdan çocukluğa kadar olan dönemde (en azından
hayatın ilk yıllarında), beslenme kalitesinin ne denli önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Beynin bileşiminin büyük bir bölümü yağ yapısında olduğundan, bebek mamalarının,
özellikle yağ kompozisyonları, anne sütüne yakın özelliklerde olmalıdır.
Dyt. Şule ERTüRK
Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Editörün Notu: Büyümenin izlenmesi ile birlikte, ek gıdalara başlama
zamanına uygun olarak bebeklere hazırlanan sebze, tahıl ve kurubaklagil ile
hazırlanan çorbalara ve diğer besinlere, özellikle, zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların eklenmesi diyetin yağ içeriğini destekleyecektir. iletişim şeklini
kullanmaktadır. Nakil ve cihazların bileşimi ya canlı görsel ve işitsel araçları
kullanarak ya da elektronik posta göndermek gibi geçici kayıt etme ve sonra
gönderme yoluyla sağlık perssonelinin diğer meslektaşları veya hastaları ile
iletişim içinde olmalarını sağlar. Uzman destekli ameliyatlar veya psikiyatrik
konsültasyonlar gibi hizmetler genelde canlı video yayını gerektirmektedir.
Örneğin, radyoloji ve patolojide bilginin gerçek zamanlı transferine gerek yoktur,
kaydet ve gönder teknolojisinin kullanımı daha uygun ve maliyet etkin olabilir.
Sadece 5 yıl önce, bir teletıp sisteminin kurulma maliyeti yaklaşık 300000 Amerikan
doları idi. Günümüzde teknolojideki gelişmeler, bilgi özetlemedeki buluşlar
ve hesaplanan maliyetlerdeki azalmalar ile bazı durumlarda teletıp danışmanlığı
yapmanın maliyeti 5000 Amerikan dolarından az olabilir. Uzaktaki hastaların
izlenmesi için bazı izlemlerin maliyeti ise bugünlerde herbir izlem için 300
Amerikan dolarından azdır. Günümüzde gerçek maliyet donanımın satın alınmasında
değil; telekominikasyonun nakli, sağlık personelinin eğitimi ve mevcut sağlık
sistemine teletıpın yerleştirilmesindedir.
Telemedicine: The Way Forward,
Jonathan D Linkous,Executive Director,
American Telemedicine Association
TELETIP: BİR ADIM İLERİ
Teletıp, her geçen gün yeni gelişmelerin olduğu sağlık hizmetlerinde, bir
sonraki adım olarak ortaya çıkmaktadır. Kullanımı hasta bakımının gelişmesini
sağlayarak, sürekli olarak yaygınlaştırmaktır.
Teletıp, hasta bakımını geliştirmek için, telekominikasyon yoluyla bilgi alışverişini
kapsamaktadır. Bu bilgiler; tıbbi görüntüler, canlı yayın, iki taraflı video
yayını, hastanın tıbbi kayıtları, tıbbi cihazlardan alınan bilgiler ve ses
kayıtlarını içermektedir. Teletıp iletişimi, hastanın monitör bilgilerini
evden kliniğe veya hastanın tıbbi dosyasını birinci basamak hizmetlerini verenlerden
uzmanlara göndererek hastalar ve tıp profesyonelleri arasında canlı, iki taraflı
görsel işitsel ziyaretleri içermektedir.
Uzak bölgelerdeki hastalara tıbbi bakım ulaştırmak için yeni yollar göstermek;
pahalı ve sınırlı bir durum iken, teletıp daha hızlı modern sağlık hizmetlerinin
sağlanmasında önemli bir tamamlayıcı rolü üstlenmiştir. Birleşik Devletler
de ve birçok ülkede, devlet destekli gösterim programlarının çoğunluğu, merkez-ve-konuşan
(hub-and-spoke) teletıp sistemlerinin yaratılmasını desteklemektedir. Bu sistemler,
merkezde bir akademik tıp merkezini ve konuşan taraftada birinci basamak kliniğini
birbirine bağlamaktadır. Bu gösterim programları, teletıpın etkisini ve etkiliğini
kanıtlamada faydalı olmuşlardır.
Hâlâ yeni olmasına rağmen, teletıp hızla değiş-mektedir. Telekomünikasyonda
olan yeni gelişmeler, teknolojinin maliyetinin düşmesi ve internetin kullanılmasının
verdiği avantaj ile önümüzdeki 5-10 yıl içinde teletıpın yaygınlaşmasının,
dünyada tıp hizmetlerinin sağlanmasına çok büyük bir etkisi olabilir. Bazı
merkez-ve-konuşan sistemleri geniş şebekeleşmiş toplumlara dönüşmektedir.
Yeni uygulamalar ile doktor ve uzman arasında ve hatta hasta ve sağlık personeli
arasında doğrudan bağlantı sağlanabilmektedir.
Günümüzde teletıpın konuşlandırılması ve uygulanmasında karşılaşılan en önemli
sorunlar teknolojinin gelişmesinde değildir, birçok geleneksel tıp uzmanının
davranışlarında ve kısıtlayıcı kanun ve düzenlemelerin değiştirilmesindedir.
TEKNOLOJİ
İletişim altyapısının uygunluğu ve ihtiyaca bağlı olarak, teletıp ISDN,T1,
ATM, DSL, uydu, mikrodalga, dijital telsiz, yerel hatlar ve interneti içeren
birçok bilgi
iletişim şeklini kullanmaktadır. Nakil ve cihazların bileşimi ya canlı görsel
ve işitsel araçları kullanarak ya da elektronik posta göndermek gibi geçici
kayıt etme ve sonra gönderme yoluyla sağlık personelinin diğer meslektaşları
veya hastaları ile iletişim içinde olmalarını sağlar. Uzman destekli ameliyatlar
veya psikiyatrik konsültasyonlar gibi hizmetler genelde canlı video yayını
gerektirmektedir. Örneğin, radyoloji ve patolojide bilginin gerçek zamanlı
transferine gerek yoktur, kaydet ve gönder teknolojisinin kullanımı daha uygun
ve maliyet etkin olabilir.
Sadece 5 yıl önce, bir teletıp sisteminin kurulma maliyeti yaklaşık 300 000
Amerikan doları idi. Günümüzde teknolojideki gelişmeler, bilgi özetlemedeki
buluşlar ve hesaplanan maliyetlerdeki azalmalar ile bazı durumlarda teletıp
danışmanlığı yapmanın maliyeti 5 000 Amerikan dolarından az olabilir. Uzaktaki
hastaların izlenmesi için bazı izlemlerin maliyeti ise bugünlerde herbir izlem
için 300 Amerikan dolarından azdır. Günümüzde gerçek maliyet donanımın satın
alınmasında değil; telekominikasyonun nakli, sağlık personelinin eğitimi ve
mevcut sağlık sistemine teletıpın yerleştirilmesindedir.
GÜNÜMÜZDE KULLANIMI
Coğrafi olarak veya çeşitli sağlık hizmetlerinde teletıpın gelişimi tek tip
değildir. Ulusal sağlık hizmeti sistemi, birçok uzak mesafedeki toplumların
varlığınında birleşimiyle dünyanın diğer taraflarında ki birçok gelişmiş ülkeyi,
hastane merkezlerinin uzak yerlerdeki küçük kliniklerle bağlantılarını sağlamak
için teletıp sistemine yatırım yapmaya teşvik etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde
teletıpın günümüzde en çok kullanıldığı alanlar:
Teleradyoloji: 30 yıldır kullanılmaktadır. Teleradyoloji, X ışınları
veya MRI gibi tıbbi görüntülerin radyolojist tarafından yorumlanması için
gönderilmesidir. Bu, teletıpın Birleşik Devletler sağlık hizmetlerinde tamamiyle
masrafların geri ödemesini alabilen kullanım alanlarından biridir ve ülkede
teletıpın en geniş kullanım alanıdır.
Hasta izlenmesi: Hastane içinde kullanılan holter ile izlemenin yerini
alan uzaktaki hasta izlemleri, hastanın evde kalmasına ve izlem bilgilerinin
telefon ile bir sağlık profesyoneline iletilebilmesini sağlamaktadır. En geniş
kullanımı ise fötal ve pulmoner izlemler ile kalp ve dolaşım sistemleri izlemleridir.
Bu üç kullanım da sigorta tarafından ödenmektedir.
Düzeltici bakım: Birleşik Devletlerde hapishanelerdeki insanlar sağlık
hizmeti kapsamında sigortalıdırlar. Ancak, mahkumları tıbbi bir kliniğe götürmenin
maliyeti, birçok düzeltici bakım yerlerinin uzak yerlerde bulunması ve mahkum
naklinden sivil halka karşı doğabilecek tehlikelerden dolayı teletıp düzeltici
bakımda çok kullanılan ve yaygınlaşan bir uygulamadır.
Federal Nüfus: Mahkumlara ek olarak, diğer federal kurumlarında halkın
büyük bir kısmına karşı sorumluluğu vardır ve hizmet sunumunda teletıpın kullanılmaktadır.
Bu kurumlar arasında Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı, Emekli İşleri ve
NASA vardır. Savunma Bakanlığı dünyadaki bazı büyük yatırımlarını teletıp
araştırmaları ve geliştirilmesine yapmıştır ve temel amacı da cephede ön saflarda
savaşan askerlere sağlık hizmetleri sağlamaktır. Emekli işlerinin ise ülke
çapındaki hastaneler ağı ve sağlık kurumları yolu ile teletıpa birçok yatırımı
vardır. Uzay programlarının başlamasından beri NASA uzak yerleşim yerlerinde
teletıpın kullanımının geliştirilmesinde lider olmuştur.
Amerika ve diğer ülkelerde ağların ortaya çıkması teknolojiden çok daha fazlasını
ifade etmektedir. Bunlar doktorun ofisinden kırsal bölgedeki kliniğe ve hastaneler,
okullar ve evde bakım kurumlarından 3. basamak sağlık merkezlerine; bir sağlık
hizmeti ortaklığı kurmaktadırlar. Bu ortaklıklar, sağlık hizmetleri sisteminde,
hizmetin kalitesi ve ulaşılabilirliğini geliştirmede önemli bir hale gelmektedir.
Başarılı teletıp programları, sıklıkla klinik aktiviteleri, genel altyapı
içinde devam eden tıbbi eğitim programlarını destekler. Taraflar, bir dizi
teknoloji ve bölgenin insanlarının sağlığını geliştirme sorumluluklarıyla
birbirine bağlanırlar. Çünkü kırsal alanlarda sağlık personelinin yeterli
sayıda olmaması söz konusudur ve burada açıkca böyle bir ağa ve onun hizmetlerine
ihtiyaç vardır.
Teletıp projesinin, yeri ve talep edilen hizmetlerin türü hangi klinik aletlerin
kullanılacağını ve telekominikasyon teknolojisinin uygulanacağını saptamaktadır.
Kırsal kesimler, sıklıkla gerçek zamanlı video sistemlerine ihtiyaç duyar
ama diğer kesimler buna ihtiyaç duymayabilir. Tek tip ve ölçüdeki bir teletıp
sistemi, bütün durumlara uymaz. Klinik uygulamaların türü ve konsültasyonların
miktarı, uygun sistemin maliyetini ve özelliklerini belirler.
GELECEK
Dünya üzerinde kırsal kesimlerde ve uzak bölgelerde yaşayan insanlar, zamanında
uzman tıp hizmeti ve kaliteye ulaşabilmek için mücadele etmektedirler. Hasta
ve sağlık personelinin coğrafi olarak ayrı olduğu zamanlarda, teletıp tıbbi
uygulamaların birçok unsurunun başarıya ulaşmasını sağlar. Bu ayrı olma durumu,
bir şehirde, bir bölgede ve hatta dünyada olabilir. Gittikçe sayıları artan
tıbbi uzmanlar arasında sağlık personelleri dermatoloji, onkoloji, radyoloji,
cerrahi, kardiyoloji, psikiyatri ve ev bakımını içeren alanlarda teletıbbı
kullanmaktadırlar. Birçok gelişmekte olan ülkede nüfusun yaşlanmasıyla belki
de tele evbakımı dünya çapında hızla büyüme konusunda en büyük potansiyellerden
birine sahiptir. Amerika'daki Ulusal Evde Bakım Kurumu 1994 yılında, 15 000
hekimin akut veya uzun süreli sağlık durumları nedeniyle evde hizmet bekleyen
7 milyon kişiye hizmet sunduklarını saptamıştır. 10 yıl boyunca da evde izlem
endüstrisi, hastaların kendi evlerinde kişisel bakıma güvenmeleri yerine teletıp
tekniklerini kullanarak sağlık hizmeti alabilmelerini sağlayacak elektronik
ve telekomünikasyon araçlarını geliştirmiştir.
Hastane teknolojisi hızla yeniden evlere yerleşmektedir. Evde bakım, maliyetten
tasarruf etmek için avantajdır. Ancak, bu ayrıca yedek parça üreticileri,
eğitimsiz kullanıcılar ve hastalar için yeni bir durum yaratmaktadır. Evde
bakım hizmetlerine daha fazla teknolojinin girmesi ve hastane dışında tedavi
edilen hastaların sayısının artmasıyle sağlık hizmetlerine evde bakım yaklaşımı
önemlidir. Avrupa'daki nüfusun yaşlanma trendi Amerika'dakine çok benzemektedir
ve Asya'da hızla değişen demografik özellikler ve yaşlılara evde bakma geleneği,
tele evde bakım uygulaması için önemli bir fırsat yaratmaktadır.
Bundan sonraki mantıklı adım ise sağlık hizmetlerinin sağlanmasında internetin
bir araç olarak kullanılmasıdır. Gerçekten, günümüzde bunlar küçük adımlarla
olmaktadır ve bu önümüzdeki 5 yıl içinde sağlık hizmetlerinin sunumunda çok
önemli bir etken olacaktır.
Bugün birçok şirket, telekomünikasyon sağlamaya ve sağlık hizmetleri sistemine
büyük yatırımlar yapmaktadır. Bu şirketler tüketicinin konsültasyon, teşhis,
tedavi ve reçetelerini online sistemde sağlayarak ve bütün hizmetleri kredi
kartı ile ödemelerini sağlayıp kendilerine önemli bir yer edinme çabasındadırlar.
Bu durum, sağlık hizmetlerinde tekelleşme potansiyeli yaratmaktadır. Bu hizmetler
öncelikle genel tıbbi tedavide olacaktır, fakat sonunda uzman hekimleri de
içerecektir. Bu durum insanlara sağlık hizmetlerinin güvenli bir şekilde ulaşmasını
düzenleme konusunda uluslararası kuruluşlara olduğu kadar yerleşik sağlık
sistemlerine de görev yüklemektedir.
Yasal ve düzenleyici bariyerler ile geleneksel tıbbi kuruluşlarda teletıpın
kullanımının kabulünü içeren önemli engeller hala durmaktadır. Fakat bu engeller
kaybolmaya başlamıştır ve teletıpın hastanın verilerini nasıl iyileştirdiği
ve sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürdüğünü gösteren ve gittikçe sayıları
artan araştırmalar vardır. Teletıp olgunlaşmakta olan bir endüstrinin göstergesi
olarak bir geçiş dönemindedir. Teletıpa uzun vadede insanların yaklaşımı oldukça
iyidir ve bütün göstergeler bunun çok iyi bir pazar olacağını bildirmektedir.
Asıl soru "eğer" değil, "ne zaman"dır.
Zuhal GüNGÖR
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
DÜNYA GÜZELLERİ TÜTÜN KONTROLU ÇALIŞMALARINA KATILIYOR
Dr. Nazmi BİLİR*
Özellikle gençlerin ve çocukların sigaraya özenmelerini önlemek amacı ile öteden
beri çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla çocukların ve gençlerin beğenisini
kazanmış olan sanatçı, sporcu vb. kimliklerden yararlanma yoluna gidilmektedir.
Bu konudaki son örneklerden birisi İsveç güzelinin çalışmalara katılmasıdır.
İsveç'te 1995 yılında güzellik yarışmasına katılacak olan adayların sigara içmeyen
kişiler olması koşulu getirilmiştir. Aynı yıl finale kalan 28 güzel, Ulusal
Halk Sağlığı Enstitüsü tarafından tütün kontrolu konusunda 1 hafta süreli eğitim
programına alınmış ve 10-13 yaşları arasındaki gençlere yönelik olarak tütün
kontrolu yöntemleri konusunda eğitilmişlerdir. Böylelikle İsveç'te güzellik
yarışması finalistleri aracılığı ile son 5 yılda 100 binin üzerinde gence bu
konuda eğitim yapılmıştır.
Son yıllarda Tayland ve İzlanda'da yapılan güzellik yarışmalarında da aynı yöntem
kullanılmaya başlanmıştır.
Entre Nous, Policy and Practice, No.43-44,
Summer / Autumn 1999, p: 9-11.
DİKKATİ ÇEKEN BULGARİSTAN
Bulgaristan Bakanlar Kurulu, 1990'li yılların ortasında Bulgaristan'daki
üreme sağlığını güçlendirmek için uluslararası kuruluşlardan teknik yardım
talep etmiştir. Sonuç olarak, 1994 yılında Avrupa Birliği - PHARE Aile Planlaması
Projesi sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılmasnın bir parçası olarak
onaylanmıştır. Proje uygulanmaya 1995 yılında başlanmıştır.
Projenin amacı üreme ve cinsel sağlık ve istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla
bulaşan hastalıklar için ulusal bir politikanın temellerini oluşturmaktır.
Proje, Sağlık Bakanlığı, Bulgaristan Aile Planlaması Kurumu, Kadın Organizasyonları,
Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Uluslararası Planlı Aile Federasyonu
tarafından uygulanmıştır. Proje, Ocak 1998 tarihine kadar devam etmiştir.
Amaca ulaşmak için, sağlık personeli için geniş ölçekli eğitim programları
ve medya yoluyla da büyük bir kampanya başlatılmış ve klinik yönetimi bilgi
sistemi geliştirilmiştir. Bu yazı ile bugüne kadar yapılanları açıklanmaktadır.
Başarıyla Gerçekleştirilenler
Proje kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasında tüm seviyelerde
mükemmel bir işbirliğine katkıda bulunduğu kadar sağlığı geliştirici faaliyetler
ve tedavi edici hizmetlere de katkıda bulunmuştur. Medya projenin başlangıcından
itibaren projeye dahil olmuştur.
Sağlık personelinin eğitimi için Ulusal Standartlar belirlenmiştir. Bunlar
5 tıp fakültesi ve bunların bünyesindeki kolejlerde de uygulanmıştır. Kısa
eğitim kursları yoluyla 500 sağlık personeli üreme sağlığı, eğitimi ve iletişimi
konusunda eğitilmişlerdir. Bütün üniversitelerdeki tıp öğrencileri üreme sağlığı
konusunda en az 60 saatlik mezuniyet öncesi eğitim almışlardır. Ülke çapında
Bulgaristan Aile Planlaması Kurumu ve Kadın Sivil Toplum Örgütlerinin çatısı
altında, 30 aile planlaması bilgi merkezi kurulmuştur. Bu merkezlere gerekli
materyal ve görsel işitsel araçlar sağlanmıştır.
Adolesanlar arasında sağlığın geliştirmesi için bir çalışma başlatılmıştır.
Aile planlaması hizmetlerinde hizmetin kalitesi, sağlık personelinin eğitilmesi
ve başvuranı bilgilendirmeye yönelik materyaller yoluyla artırılmıştır ve
artan talep toplumda üreme sağlığı sorunları konusundaki artan bilinci göstermektedir.
Bu, ayrıca, hem projenin başlangıç yıllarında ve iki yıl sonrasında yapılan
bilgi, tutum ve davranış araştırmasında da ortaya çıkmıştır.
Gelecekte toplumun üreme sağlığı ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmek için
geleceğin planlanması ve politika oluşturmak ve buna bir temel sağlamak için,
kliniklerde kullanılan üreme sağlığı ve aile planlaması ulusal bilgi yönetim
sistemi, ulusal sağlık bilgi sistemi içine dahil edilmiştir.
Bulgaristan, AIDS ile Savaş
Bulgaristan, Doğu Avrupa'da yer almaktadır. Yakın Doğu ve Batı Avrupa arasında
kavşak konumundadır. Ülkede 8.34 milyon insan yaşamaktadır. Ülkenin başkenti
Sofya 1.2 milyon nufusa sahiptir. Ülke 28 idari bölgeye bölünmüştür. Bulgaristan
hala düşük düzeyde HIV / AIDS vakalarının görüldüğü bir ülkedir. 1998 yılının
sonunda resmi kayıtlara göre HIV pozitif insanların sayısı 243'tür ve bunların
%56'sı ölmüştür.
Enfeksiyonun asıl bulaşması cinsel yolla olmaya devam etmektedir (%82-84).
Bunlardan %68-70'i heteroseksüel ilişkiler, %12-14'ü homoseksüel veya biseksüel
ilişkilerdir. Vakaların %3'ü uyuşturucu kullanımı ve %1'i ise vertikal yol
(anneden bebeğe) ile olmaktadır. Enfekte olmuş erkeklerin kadınlara oranı
ise 2:1'dir. HIV pozitif olanların %72'si oldukça genç bir yaş grubu olan
20-29 yaşları arasındadır. Mevcut yasalara göre, bütün vatandaşların kendi
istekleriyle ve sonuçları gizli tutlan HIV testini yaptırma hakları vardır.
AIDS testleri ücretsiz yapılmakta ve bütün başvuranlar test öncesi ve test
sonrası danışmanlık almaktadırlar. Teşhis için gerekli olan ekipmanların satın
alınması ve özel ilaçlarla tedavi edilmesi gereken HIV / AIDS ile yaşayan
insanların tedavisi Sağlık Bakanlığı'nın bütçesindeki fondan sağlanmaktadır.
AIDS'in bu aşamada çoğunlukta cinsel ilişki yoluyla bulaştığı ve enfeksiyonun
%70'den fazlasının 20-29 yaş grubunu etkilediği gerçeğini gözönünde bulundurursak,
AIDS ile savaşta yol gösterici prensip kontraseptif ve halkı bilgilendirme
kampanyaları olmalıdır. "Sağlık Geliştirici Okullar" projesi de
dahil olmak üzere okullarda cinsel eğitim için birçok sayıda proje geliştirilmiştir.
HIV / AIDS'e ek olarak, genelde cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle
sifiliz vakalarında da bir artış vardır. Geçen 8 yıl boyunca sifiliz ile enfekte
olmuş isanların sayısında hızlı bir artış vardır. 1990 yılında 378 kişinin
sifiliz ile enfekte olduklarına dair kayıtlı bilgi varken, 1998 yılındaki
ilk verilere göre bu rakam 2,520'dir, örneğin son 8 yılda sifiliz vakaları
6,6 kat artmıştır. Dünya Sağlık Örgütü rehberlerine uygun olarak 1999 yılında
geliştirilen sifiliz tanı ve tedavi kuralları kabul edilmiştir. Sonuç olarak,
ülkede birçok Bulgar sivil toplum örgütleri, İspanya ve Yunanistan gibi diğer
ülkelerdeki sivil kuruluşlarla iki taraflı projeler bulunmaktadır.
AIDS'in Önlenmesi ve Kontrolü
"HIV / AIDS'in Önlenmesi Için Çalışma Planları" 1998 yılında birçok
yerde başlatılmıştır. Esas amaç önlemedir ve bu plan UNAIDS tarafından finansal
olarak desteklenmiştir.
Yine 1998 yılında ikinci aşama uygulanmaya başlamıştır.Bu aşama Bulgar Sağlık
ve Sosyal Çevre Vakfı ve İspanyol sivil kuruluşu olan "A.B.S."in
ortak çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca UNDP ve Sağlık Bakanlığı'nın
ortaklaşa uygulayacağı bir projenin de planları yapılmaktadır. İlk aşaması
Eylül 1998 yılında uygulanan bir ulusal HIV / AIDS stratejisinin geliştirilmiştir.
Proje daha sonra ulusal bir HIV / AIDS stratejisine dönüşecektir.
İki AIDS bilinçlendirme filmi yapılmıştır. "İnsanlığın Testi" adındaki
ilk filmin yayın hakları Sağlık Bakanlığı tarafından alınmıştır. Ayrıca birçok
broşür ve görsel materyal basılmıştır. Sağlık Bakanlığı'nın çok uzun süredir
ortak çalışma yapma geleneği vardır. Bütün sivil toplum örgütleri de AIDS'in
önlenmesi için HIV ve AIDS ile yaşayan insanlara destek vermektedirler.
Üç ulusal anti AIDS kampanyası yürütülmüştür. Bunlar Sevgi Günü kampanyası,
Yaz anti-AIDS kampanyası ve Dünya AIDS Savaşım Günüyle aynı zamana denk getirilmiştir.
Sağlık Bakanlığı'na ek olarak, özel sektör, günlük gazeeler, Bulgar Ulusal
Televizyonu ve Radyosu ve diğer bütün özel radyo ve televizyon istasyonları
bu kampanyalarda yer almıştır. Bakanlar Kurulu'nun 1998 yılı, Bulgaristan'ın
Avrupa Birliği "AIDS Ile Savaş ve AIDS'in Önlenmesi" sağlık programına
katılmayı onayladığı yılı ifade etmektedir. Bulgaristan'ın programa katılmasının,
ülkenin Avrupa Birliği ile entegrasyonuna ve Bulgar ve Avrupa yasalarının
birbirine daha uyumlu hale gelmesine katkısı olacaktır. Bu katılım aynı zamanda
program için ulusal bütçeden gerekli olan fonuda sağlayacaktır. Şu anlaşılmıştır
ki, şimdi (ülkede az sayıda HIV enfeksiyonu varken) AIDS'in kontrolü ve önlenmesi
için para harcamanın tam zamanıdır çünkü bu daha sonra devletin AIDS'den zarar
gören insanların tedavisi ve onların ailelerine sosyal yardım için yapılacak
olan çok büyük harcamaların gerekliliğini ortadan kaldıracaktır. AIDS'in sadece
tıbbi bir sorun olmadığını ayrıca sosyal, demografik, ahlaksal ve yasal bir
problem olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Bakanlar Kurulu tarafından AIDS
ve Cinsel Yollan Bulaşan Hastalıkların önlenmesi için bir Ulusal Komite kurulmuştur.
Bu komite, 12 bakanlıktan temsilcileri ve komiteleri içermektedir. AIDS ve
cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve kontrolü için bir Ulusal Program
uygulayacaklardır.
Zuhal GÜNGÖR
Hacettepe Üniversitesi
Halk Sağlığı Anabilim Dalı