|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Yıl 21 * Temmuz 2000* Sayı 3
İÇİNDEKİLER- NEVZAT EREN'İ ANMA KONUŞMASI
![]()
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 1937 yılında Gaziantep’te doğmuştur. 1961 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı İhtisası yapmıştır.1970 yılında ihtisasını bitiren Dr. Eren 1975 yılında doçent, 1989 yılında profesör olmuştur. Değişik dönemlerde Sağlık Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulunmuştur. Erzurum’da Sıtma Savaş Başkanı ve Sağlık Müdürü olarak çalışmıştır. 1976-1984 yılları arasında Ankara Tabip Odası Başkanlığı, 1984-1988 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu üyeliği yapmıştır. Sağlık yönetimi, sağlık politikaları, tıp tarihi, sağlık sosyolojisi konularında 20’nin üzerinde kitabı, 100’ü aşkın bilimsel yayını bulunmaktadır. 1996 yılında Türk Tabipleri Birliği Nusret Fişek Hizmet ödülünü almıştır. 12 Mart 2000 tarihinde hayatını kaybeden Dr. Eren evli ve iki çocuk babasıydı.
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI BAŞKANI PROF. DR. MÜNEVVER BERTAN'IN YAPTIĞI NEVZAT EREN'İ ANMA KONUŞMASI (22 MART 2000) Halk Sağlığı camiasının çok değerli bir hocasını kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Öğrenciler bir ağabeylerini, Anabilim Dalımız ise üretken, sevecen, örnek bir meslektaşını yitirmiş bulunmaktadır. Nevzat Eren'in yaşam yolculuğu, 1 Ekim 1937'de Gaziantep'te başlamıştır. Yaşamındaki önemli bazı kesitler ise şöyle sıralanabilir: 1961 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olmuştur. 1964 yılında askerliğini tamamladıktan sonra, o zamanlar çok önemli bir halk sağlığı sorunu olan sıtma ile ilgili çalışmış ve 1968 yılına kadar Erzurum'da Sıtma Savaş Başkanlığı yapmıştır. 1968-1971 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'nda uzmanlık eğitimini almıştır. 1971-1972 yılları arasında Tulane Üniversitesi'nde Aile Sağlığı çalışmaları yapan Nevzat Eren, 1972-1975 yılları arasında Etimesgut Eğitim ve Araştırma Sağlık Grup Başkan Yardımcılığı, 1975-1978 yılları arasında ise Çubuk Eğitim ve Araştırma Sağlık Grup Başkanlığı görevini yürütmüştür. 1975 yılında doçent, daha sonra ise profesör olan Nevzat Eren, 1978 yılından ölümüne kadar Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'nda görev yapmıştır. Ayrıca, Nevzat Eren, Ankara Tabip Odası Başkanlığı ve Türk Tabipleri Birliği konsey üyeliği yapmıştır. Dr. Nevzat Eren, diğer özelliklerinin yanında, çalışma ve yayın alanında çok üretken olmuştur. Sayın Eren'in çok sayıda makalesi ve 20'yi aşkın kitabı bulunmaktadır. Çalışmalarında ağırlığı sağlık yönetimine vermekle beraber, tıp tarihi, sağlık sosyolojisi ve etik alanında da özellikle durmuş ve çok önemli katkılarda bulunmuştur. "Yazıya dökmek, yazmak" onun için her zaman temel bir uğraş olmuştur ve yaşamının son günlerine kadar yazmayı sürdürmüştür. En son, toplam kalite yönetimi kitabının üçte ikisini tamamlayabilmiş, maalesef tüm uğraşlara rağmen bitirmek kısmet olmamıştır. Dr. Nevzat Eren evli ve iki çocuk babasıydı. Genel olarak insanları, özel olarak ise hekimleri, çiçekleri ve doğayı severdi. Bir de vazgeçemediği torunlarını. Kendisi burada, aramızda olsa herhalde "Yeter abla yeter, işimize bakalım" derdi. Ama başkaları için hiçbir zaman "yeter" demedi. Özellikle, gençleri, öğrencileri yetiştirmek için elinden geleni yaptı. Çalışmalarında insan sevgisini, yaşama olumlu bir bakışı, sanatçı ruhunu ve mizahı da hiç eksik etmedi. Nevzat Eren'i değişik kimlikleri ile anıyoruz. Araştırıcı ve yazar olan bilim adamı kimliği, sanatkar kimliği, iyi bir eş, baba ve dede kimliği, çiçekleri ve kedileri seven çevreci kimliği... Onun insan olarak zenginliğini hep arayacağız. Nevzat Eren'e tanrıdan rahmet, ailesine, yakınlarına ve halk sağlığı camiasına baş sağlığı dileriz. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. İSKENDER SAYEK'İN NEVZAT EREN'İ ANMA KONUŞMASI (22 MART 2000) Değerli Eren Ailesi ve Nevzat Eren Dostları, Gerçek "bir halk sağlıkçısı", gerçek "bir eğitimci" ve gerçek bir dost olan Prof. Dr. Nevzat Eren’i kaybetmenin üzüntüsünü derinden hissediyorum. Bu üzüntüm, gerçek bir dostu kaybetmenin yanında, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin değerli bir öğretim üyesini kaybetmesi ile daha da artıyor. Aslında, iyi bir öğretim üyesini tanımlamak Nevzat Ağabey’in özelliklerini saymakla mümkün olur. İyi bir öğretim üyesi, herşeyden önce iyi bir eğitimcidir. "Hocadır". Nevzat Eren’in iyi bir eğitici olduğunun en iyi göstergesi de yaşamı boyunca onu "hoca" olarak sayıp seven binlerce öğrencisidir. O, hem binlerce hekimi bu ülkenin gerçeğini göstererek eğitmiş, hem de yüzlerce "halk sağlıkçısının" eğitmeni, yol göstericisi olmuştur. Bir öğretim üyesi, "araştırıcı" olmak zorundadır. Nevzat Ağabey, iyi bir saha araştırıcısı olarak başladığı meslek yaşamının tüm birikimini akademik yaşantısına taşımış, bu birikim onu zenginleştirirken öğrencilere de yansımıştır. Bir öğretim üyesi, "okur yazar olmak" durumundadır. Nevzat Ağabey, son güne dek yazmış, üretmiş ve gençlere böyle örnek olmuştur. 20’nin üzerinde kitap, yüzlerce makale, bilimsel yazı onun bu özelliğinin kanıtıdır. Bir öğretim üyesi, kendisini ülkesinden ve onun sorunlarından soyutlayamaz. Nevzat Eren gerçek bir öğretim üyesi olarak, sorunları görmüş, çözüm önerileri üretmiş ve paylaşmıştır. Bir öğretim üyesi, örgütlülüğe inanır ve uygular, meslek hayatı boyunca Dr. Eren tabip birliğinde hep varolmuştur. Bir öğretim üyesi, inanç ve inat adamıdır. Nevzat Ağabey de ikisi de fazlasıyla vardı. Üniversiteye inancını yitirmedi, herşeyi ile inat etti ve örnek oldu. Yaşama deneyiminin erginliği, rahat soluk alınan yemyeşil odası, "evlat" diye hitap ettiği öğrencileri, "bildiğini paylaşmak tutkusu, coşkusu" ile bir eğitmen ve öğretim üyesi olan Nevzat Ağabey’in çok erken kaybı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yeni bir eğitim heyecanı yakalamak eşiğinde olduğu bir zamanda onun aramızdan ayrılışı beni gerçekten üzüyor, onu tanıyan ve seven herkes gibi ben de çok özleyeceğim. Nevzat Ağabey benim de hocamdı ve hocam kalacaktır. Saygıyla....
SEVGİLİ NEVZAT AĞABEY
Ayşe AKIN* * Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Yıl 1965, yeni mezun bir hekim olarak Erzurum'un Çat İlçesi Merkez Sağlık Ocağı hekimiydim. Yavi ve Hölenk Sağlık Ocakları'nda da hekim olmadığı için bu ocaklardan da ben sorumluydum. Böylece 40 köyüm ve 23 bin nüfusum vardı. Erzurum'daki sağlık hizmetleri tam o yıl sosyalleştirilmişti ve ben Çat'ın ilk ocak hekimi idim, yani tüm acemiliğime rağmen çok önemli sorumluluklarım vardı. Çat, o zamanlarda, Erzurum'un koşulları en güç olan üç ilçesinden biri idi; Karayazı, Tekman ve Çat.... Çat; merkez ilçe nüfusu 540!... Elektiriği ve evlerde akar suyu olmayan, kar yağmasa bile Palandöken'den esen rüzgarın savurduğu karlarla yolu kapanan bir ilçe idi. Sanki, o yıllarda, tüm ülkede sağlık hizmetleri daha ciddiye alınıyordu ve politik kaygılardan uzak, populist uygulamalarla ilgisi olmayan yöneticiler vardı, işlerin başında.... Bizler, meslek yaşamımıza işte böyle; olumlu, bize iyi model olacak bir ortamda başlamıştık. Erzurum, Nevzat Ağabey ile yollarımızın ilk kesiştiği yer idi.... O dönemde, Erzurum'da çalışan biz, hekimler ve tüm sağlık personeli çok şanslıydık; çünkü Dr. İrfan Özer gibi olağanüstü kişiliği ve yönetim becerisi olan bir sağlık müdürümüz vardı. İrfan Bey'in sağ kolu, özellikle de sahada sorunlu pek çok konuda bizlere en çok yardım eden kişi ise Dr. Nevzat Eren'di ve daha o zamanda bile tüm ocak hekimlerine sahip çıkışı ile, yol göstericiliği ile hepimizin NEVZAT AĞABEYİ idi.... Erzurum'da iki yıl sürdü ocak hekimliğim.... Bu dönemde, Nevzat ağabeyin sevgili ailesini de yakından tanıdım, eşi de bizim Gönül Ablamız'dı, halen iki güzel evlat sahibi olan oğlu Alpagut, o yıllarda minicikti ve biz ona "Mamoş" derdik, daha sonra sevgili kızı Gizem doğdu. Çat'ta iki yıl süren hizmetimin sonunda talep etmediğim halde, aniden Ankara'ya, Hacettepe Üniversitesi'ne "Toplum Hekimliği İhtisası" yapmak üzere çağrıldım. Daha sonra öğrendim ki; Nusret Fişek Hoca, 6 yıl süren Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı'ndan, Hacettepe Toplum Hekimliği Bölüm Başkanlığı'na geçmiş ve bölümün ilk asistanlarını, doğu illerinde başarılı çalışmalar yapmış hekimlerden seçmeye karar vermişti. Böylelikle; Toplum Hekimliği'nin "Doğu'dan seçilen" yedi hekiminden biri olma şansına sahip oldum. Tabii; bu şans bana, Nusret Fişek gibi, gerçek büyük bir bilim adamı ile 18 yıl sürecek, tüm yaşamıma yön verecek, beni şekillendirecek çalışmanın da yolunu açtı. Sanırım, bir yıl sonra idi; Nevzat Ağabey de Hacettepe Üniversitesi Toplum Hekimliği Bölümü'nde ihtisasa başladı. Ben, kadın hastalıkları ve doğum İhtisası da yaptığım için imtihana girmeyi biraz erteledim. 1970 yılı Ağustos ayı idi; sabah Nusret Hoca'nın odasının önünde tüm imtihana girecekler toplanmıştık. Nevzat Ağabey de grupta idi. Hoca kapıdan baktı, imtihan randevusunu ilk ben aldığım için beni çağırdı. Nevzat Ağabey, "Hocam, ben çok heyecanlanıyorum; önce ben gireyim" dedi, hoca bana baktı ve "Ne dersin, Ayşe ?" deyince ben, "Siz bilirsiniz, hocam" dedim.... "Bu hayır demektir. Gel, Ayşe" dedi... Sonuçta, her ikimiz de aynı gün Toplum Hekimliği uzmanı olmuştuk. İkibuçuk yılım İngiltere’de Southampton Üniversitesi’nde geçti, Türkiye’ye döndüğümde, Hoca bana üç seçenek sundu. Birisi; Nevzat Bey’in, grup başkanı olduğu, Çubuk Eğitim Araştırma Bölgesi’ndeki Hastane’nin Başhekimliği’nin yanında kadın hastalıkları ve doğum bölümü hizmetlerini yürütme görevi idi ve ben bu seçeneği tercih ettim. Bundan sonra, son derece yoğun ve başarılı olan çalışmalarla, Çubuk Bölgesi’nin kuruluş döneminde önemli roller oynadık. Eğer Nevzat Bey gibi, gerçek yönetim deneyimi olan birisi başımızda olmasa idi; Çubuk Bölge’sindeki çalışmalar asla o ölçüde başarılı olamazdı. Kendisi, daha sonra birçok kez anlatmıştı: Hoca, Çubuk Bölgesi’ni hizmete açmayı planladığını belirterek grup başkanlığı görevini Nevzat Bey’in üstlenmesini istediğinde, "Ben de iki şart koştum. Birisi; Ayşe başhekim, Yusuf da yardımcım olursa dedim. Hoca da kabul etti" derdi. Çubuk, hepimizin, ancak en fazla Nevzat Bey’in imzasını attığı başarılı bir çalışmanın adıdır, bana göre. Çok iyi hatırlıyorum; Çubuk Bölgesi’nde ilk yıllarda ne sağlık ocağı var, ne de hastane denebilecek bir yer yoktu. Hastanenin fizik mekanı yeterli ancak donanımı ise yok gibi bir şey.... Bir yılda hastanede olan doğum sayısı 18!!!.... Bebek ölüm hızı bin canlı doğumda 174. Nevzat Ağabey arada hastaneye uğrardı. Tabii; benim upuzun araç gereç istek listem kendisine verilmek üzere hazır !.. Ziyareti öğlen civarı ise önce birlikte hastane yemeğini yer, sonra hemen listeyi verirdim.... Her defasında o kendine özel sözcükleri ile "Yine bana yemeği milyonlara mal ettin" derdi. Bu sahne, hastanenin tüm eksikleri bitene dek sürdü. Nevzat Bey’in çevresi geniş olduğu ve Sağlık Bakanlığı’nda da çok sevilip sayıldığı için, en mümkün olmazı bile elde ederdi. Özetle; Çubuk Bölgesi’ne ve bizlere çok emek verdi... Derken, bölümde onun deyişi ile "KORİDORDA" birlikte idik. Hep üretiyordu, durmadan okuyor yazıyordu, kitapları peş peşe basılıyordu. Kendi dalında bir akademisyen daha ne yapabilirdi? Saha deneyimi, birikimi, bilimsel yayınları, öğrencilerin ve asistanların en sevdiği hoca olma nitelikleri... Ne var ki; o zamanki üniversite yönetimi ve gücü elinde tutanlar, ona, çoktan hakettiği profesörlük ünvanını vermemek için savaş veriyorlardı. Nevzat Ağabey, bu konuda düzeyini hiç bozmadı ve kendisine adeta işkence etmekten zevk alanlara karşı, vakur bir biçimde hukuk savaşı verdi ve tabii ki kazandı. Bu konu, hepimize acı verdi, ancak ona acıdan da fazlasına mal oldu.... Koridorda, son yıllarda, hepimiz, sağlığının iyi olmadığını biliyorduk, ancak o yine durmadan üretiyordu. Yeni kitaplar, yeni kitap planları, hiç aksatmadan çıkardığı "CERİDE", gazetelere yazdığı makaleler... Kendisinden talep edilen görevlere hayır diyemeyişi…. Bizler, adeta elimizden kayan bir "Dev İnsanı "saygı, sevgi ve çaresizlik içinde izliyorduk. Çoğu kez odasında, kendisini seven öğrencileri olurdu. Belki de, son yıllarının en mutlu günleri idi onlar. Son yıllarda onu çok mutlu eden iki olaydan daha söz etmeliyim. Biri; torunlarının dünyaya gelmesi... Teybe kaydettiği seslerini, hepimize büyük bir gurur ve keyifle dinletirdi. Diğeri ise çok sevdiği kızının evlenmesi idi. Düğünden sonra yüzündeki mutluluk ifadesi inanılmazdı. Nevzat Ağabey'in, hayatta en saygı duyduğu kişinin Nusret Fişek olduğunu düşünmüşümdür. Son kitaplarından olan "Sağlık Yönetimine Giriş"i hocanın anısına ithaf ettiğini bana gururla gösterip "Ayşe Akın'a en içten sevgilerimle" diye yazarak 14.02.2000 tarihinde imzalamıştı.... Kapısının önünden geçerken mutlaka başımı uzatır hatırını sorardım. Hep iyi olduğunu söylerdi, sadece bir kez "Abla kendimi böyle dememek için zorluyorum, ama iyi değilim" dedi. Bir defasında da "Bak; benim için çeşitli şeyler söylerler, ama ben Allah'a tüm kalbimle inanırım ancak yobazlığa karşıyım" demişti. Nevzat Bey'i tüm tanıyanlar sanırım aynı görüştedirler; o hep nazik, espirili, düzenli ve kendi dünyasında idi. Anlaşılmaktan çok karşısındakini anlamaya çalışırdı. Bazen "Nevzat Ağabey, ben radyoya gidiyorumfalan konuyu anlatacağım" deyince güler "Ayşe gitmişken bir de Eğin Türküsü söyle, öyle gel" derdi. Ölümünden tam 3 gün önce idi, bana dedi ki "Ayşe 14 Mart için bir yazı yazdım. Cumhuriyet'e gönderdim, ama belki de basmazlar." Yazının bir kopyasını verdi. Okudum, her yazısı gibi çok güzeldi ve Türkiye'deki sağlık sorunları ile ilgili gerçeklere değiniyordu. Ben, "Nevzat Ağabey, yazı çok güzel, bence basarlar" dedim.... Yazı basıldı ancak o bizlere kötü bir 14 Mart Tıp Bayramı şakası yaptı.... Yazısının basılışını bile bekleyemeyerek.... Bizleri bırakıp giderek.... Uğurlanışındaki içtenlik, sevgi ve saygı seli NEVZAT EREN'i özetliyordu.... Ölümünden sonra beni duygulandıran olay ise; Hacettepe Üniversitesi M Konferans Salonu'ndaki Anma Töreni'nden sonra, hep odasında asılı olan akademik cübbesinin kızı ve oğlu tarafından sevgi ile kucaklanarak benim odama getirilmesi, kızı Gizem'in; "Bu cübbenin kıymetini en fazla bilecek kişi sizsiniz. Lütfen, bunu alın ve siz saklayın" demesidir. Hayatta bana verilen en kıymetli hediye idi. Halen odamda, onun anısı ve emaneti olarak asılı.... Sevgili Nevzat Ağabey seni rahmet, sevgi ve saygı ile anıyoruz.... Dr. Nevzat EREN Halk Sağlığı Uzmanı
Bir Anımsatma Bu İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına damgasını vuran bu derneği, 5 tıp öğrencisi kurmuştur. Bir Başka Anımsatma
Onlar, Paşa’nın çevresinde bir avuç yurtseverlerdendiler. 1980’li yılların başlarında halkın son derece bozuk olan sağlık hizmetlerini düzeltmek için, bu sorunları zorunlu hizmetle halka koşan hekimler göğüslemişlerdir. Halkın her alanda hizmete gereksinmesi varken, yardımına yalnız hekimler koşmuşlardır. Özetle; hekimler her zaman bu ülkenin alınyazısında belirleyici görevler üstlenmişlerdir. Bu sözleri bir yıldönümün coşkusu içinde söylenmiş sözler olarak değerlendirmemelidir. 2000'li Yılların Başlarında
1. Bunlardan birincisi, anılan örgütlenme modelinin kentlerde başarılı olamadığı yolundadır. Bu savın aslı astarı yoktur. Bu örgütlenme modeli iyi uygulanan her yerde, bu arada kentlerde de çok başarılı olmuştur. Bunlar arasında Muğla, Edirne, Etimesgut, Çubuk sayılabilir. 2.Bu kişiler sağlık hizmetlerini devletleştiren devletlerin yeniden özel sektöre dönmekte olduklarını ileri sürmektedirler. Vazgeçemedikleri örnekleri de, İngiltere'dir. Bu sav doğru değildir. Şimdiki hükümeti kurmuş bulunan İngiliz Siyasal Partisi, devletleştirmeye dönme vaadinde bulunmuştur ve bunu gerçekleştirme çabasındadır. Aile hekimliği ve sosyalleştirme konularında 200'ü aşkın uzmanın görüşü ve kararı, yukarıda anılan Sağlık Bakanlığı yayınının 188'inci sayfasında şöyle açıklanmaktadır: a)Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerinin başarısız oluşu kuramsal yapısının eksikliği ya da yanlışlığından değil, uygulamalardaki hatalardan kaynaklanmaktadır. b)Birinci basamak sağlık hizmetleri koruyucu, tedavi ve rehabilite edici hizmetleri de kapsar ve bir ekip hizmetidir. Hizmeti tedavi edici ve koruyucu olarak ayıran ve bireysel çalışmayı getiren özel hekim statüsündeki aile hekimliği sistemi bir geriye gidiştir ve çağdaş sağlık anlayışına aykırıdır. Devletin Katkısı
Özelleşen sağlık hizmetleri kar getirici değilse, özel sektör neden yatırım yapacaktır? Bu ülkenin en tannmış özel hastanelerinden biri (Ankara'da) milletvekillerinin gelişleri bir nedenden kesilince iflas durumuna düşmüştür. Bu hastanenin iflası, milletvekilleri ve yakınlarının gelişleri sağlanarak önlenebilmiştir. Bunun anlamı, devlet desteğinin yeniden sağlanmasıdır. Bayram mı Yas mı?
Durum günümüzde de farklı değildir. Sağlık örgütünde çalışan emekçiler mutsuz, halk perişandır. Bu satırların yazarı son bir yıl içinde, biri İstanbul'da olmak koşuluyla, bir buçuk ayı aşkın bir süredir hastanelerde yatmıştır. Her yattığı yerde de birçok öğrencisi ile karşılaşmıştır. Bu öğrencileri ona bir tür "özel davranışta da bulunmuşlardır." Buna karşın bu bir buçuk ayı yazar dayanılmaz bir süre olarak anımsamaktadır. Türkiye’de hükümetlerin önem ve öncelik verdikleri yataklı tedavi kurumlarının, üniversite hastaneleri de içinde olmak koşulu ile, çok büyük bir çoğunluğunda durum içler acısıdır. Koruyucu hizmetler ise tam olarak durmuştur. Sağlık ocaklarında ya hekim yoktur, ya da "oturacak iskemle bulamayacak sayıda" çok hekim vardır. Bazı ocaklarda görevli hekimlerin kalabalık oluşları nedeni ile, haftada bir ya da iki gün işe geldiklerine insanın inanası gelmemektedir. Aksaklıklar saymakla bitmeyecek çokluktadır. Ancak, bu durumların sorumlusu olarak hekimleri almak doğru değildir. Bu drumu açıklamak başka bir yazının konusu olabilir. Sonuç
1. Devlet halkın sağlığını korumak ve bozulan sağlık durumunu düzeltmek görevlerini
üzerinden atmak çabası içindedir. Eğer halk sağlığı bir bilimse, Türkiye’de birçok halk sağlığı uzmanı da yazıda belirtilen konularda çalışmalar yapıyorlarsa, açıkça belirtmeliyiz ki, genel sağlık sigortası ile aile hekimliğinin uygulanması olanaklı değildir. Başarısızlığa uğrayacakları kesindir. Ancak başarısızlık kısa sürede görülmeyebilir. Bu sorunların çözümü her durumda sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi modelinden geçmektedir. 35 yıllık bir halk sağlığı uzmanı olarak bu görüşleri yazdık, imzamızla onayladık. Zaman tanığımız olacaktır.
Ayşe AKIN*, Nalan HODOĞLUGİL**
* Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı
Anabilim Dalı. GİRİŞ
Türkiye'de okul sağlığı ile ilgili uygulamalardan iki bakanlık sorumludur. Milli Eğitim Bakanlığı hem görevi üstlenmiştir hem de koordinatörlük yapma durumundadır. Sağlık Bakanlığı da okul sağlığı hizmetlerini vermek için değişik yasalar ve yönetmeliklerle görevlendirilmiş bulunmaktadır. Okul sağlığı hizmetleri kapsamında yapılması gereken etkinlikler aşağıda sunulmuştur: 1. Sağlık durumunun değerlendirilmesi, korunması ve geliştirilmesi çalışmaları. a) Okula kabul muayenesi.
2.Sağlık eğitimi çalışmaları. 3.Okul, çevre sağlığını geliştirme çalışmaları. 4.Okul sağlığı kayıtları. ARAŞTIRMANIN AMAÇLARI
1. İlköğretim okullarındaki okul sağlığı uygulamalarının
eksikliklerinin ve uygulamadaki aksaklıkların saptanması. YÖNTEM ve GEREÇLER
BULGULAR
Okul Bahçeleri
Araştırma kapsamındaki ilköğretim okullarının sınıf ve öğrenci sayıları Tablo II'de gösterilmiştir. Türk Standartları Enstitüsü'nün (TSE) Okul Çevre Sağlığı Standartları'na göre bir sınıfta en fazla 40 öğrenci olmalıdır. Bu standarda uyan sadece 2 okul bulunmaktadır.
Okulların Altyapısı
Dört okulda, okulun kullanma suyunun klorlama ve bakteriyolojik kontrollerinin yapılmadığı, bir okulda bu incelemelerin düzenli olarak yılda bir defa Belediye ve İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapıldığı ve bunun okula bildirildiği öğrenilmiştir. Okulların hepsinde ısınmanın kaloriferle sağlandığı belirlenmiştir. Okul müdürlerinden alınan bilgiye göre, ısınma için ödenek yetersizdir ve geç ödenmektedir. Araştırma kapsamındaki okullarda temizlik personeli ile ilgili bulgular Tablo III'te sunulmuştur. Bir personel başına düşen öğrenci sayısının en fazla olduğu okul Cumhuriyet İlköğretim Okulu'dur, yani temizlik personeli sayısı yetersizdir. Yapılan gözlemler sonucu, temizliği en yetersiz bulunan okul da, Cumhuriyet İlköğretim Okulu'dur.
Tuvaletler ile İlgili Değerlendirme TSE Okul Çevre Sağlığı Standartlarına göre okullarda 40 erkek öğrenciye bir tuvalet kabini, 20 erkek öğrenciye bir pisuar, 25 kız öğrenciye bir tuvalet kabini bulunmalıdır. Araştırma kapsamındaki okullardan sadece biri tüm bu standartlara uymaktadır. Kaza ve Acil Durumlar İçin Önlemler
Beden Eğitimi
Kabul Muayenesi-Taramalar
Okul müdürlerinden alınan bilgiye göre, öğrencilerde herhangi bir sağlık sorunu tespit edildiğinde tüm okullarda aileye bildirilerek sağlık kuruluşuna götürmeleri önerilirken, üç okulda ayrıca, sağlık kuruluşuna da haber verilmektedir. Öğrencilerin sağlık durumu, sadece iki okulda kayıt tutularak takip edilmektedir. Okulların müdürlerinin tamamı, aşıların düzenli olarak sağlık ocağından gelen ekiplerce yapıldığını belirtmiştir. Dört okul müdürü okulda öğrencilerin aşıları ile ilgili kayıt bulunmadığını ifade etmişlerdir. Sağlık Eğitimi
Okullarda görüşülen öğretmenlerin sağlık ile ilgili anlatılması ya da daha çok vurgulanması gerektiğini düşündükleri ilk üç konu sırasıyla; kişisel temizlik, bulaşıcı hastalıklar ve beslenmedir. Araştırma kapsamındaki okullarda, okul müdürlerinin okul sağlığını geliştirmek için en sık belirttiği öneriler şunlardır: _Her okulda en az bir sağlık personeli ve revirin bulunması. _Öğrencilerin periyodik sağlık taramalarının yapılması. – Sağlık eğitimi için daha fazla ders saatinin ayrılması ve sağlık eğitiminin, sağlık personeli tarafından verilmesi. – Okullarda rehber öğretmen bulundurulması. Araştırma kapsamında görüşülen öğretmenlerin okul sağlığı uygulamalarını geliştirmek için en sık belirttikleri öneriler ise şöyledir: – Sağlık eğitimini sağlık personelinin vermesi. – Okulda sağlık personeli ve revir olması. – Düzenli sağlık taramasının yapılması. – Velilere aile planlaması,sağlık ve ruhsal gelişim eğitimi verilmesi. TARTIŞMA
Okulun bahçesinin etrafının çevrili olması okula ait alanı belirlemesi açısından önemlidir. Tüm okulların bahçe zemini asfalt veya betondan yapılmış olup, zeminin düşüp yaralanmaya müsait olduğu tespit edilmiştir. Okul bahçesi aynı zamanda öğrencilerin oyun alanı olduğu için okul bahçe sınırları içerisinde bir kazaya sebep olabilecek ya da enfeksiyona yol açacak etken bulunması öğrencilerin sağlığını tehlikeye atmaktadır. Üç okulda şubelerdeki ortalama öğrenci sayısı 40’ın üzerindedir. Sınıfların kalabalık olması sağlık ve eğitim açısından uygun değildir. Sadece bir okulda tüm tuvaletler öğrenciler için yeterli sayıda bulunurken, çoğunda tuvalet sayısının öğrenciler için yetersiz bulunması sağlığı tehdit etmektedir. Okullarda genel olarak tuvaletler kirli bulunmuştur. Hemen hiçbir tuvalette sabun ve tuvalet kağıdı bulunmaması öğrencilere verilen temizlik bilgilerine ters düşmektedir. Okullarda gün içerisinde sürekli açık yangın çıkışının olmaması, yangın alarmının bulunmaması, bazı okullarda yangın söndürme ekipmanının kolay ulaşılabilecek yerde olmaması, okulların yangına karşı aldıkları önlemlerin yetersizliğini göstermektedir. İdarecilerden alınan bilgiye göre yangın tatbikatı her okulda yapılmaktadır. Bu bilgi de alınmış önlemlerle çelişmektedir. Tüm okullarda kayıt sırasında ya da ilk yıl içerisinde sağlık muayenesinin yapılmaması, özel öğretim gerektiren öğrencilerin saptanmamasına neden olmaktadır. Periyodik sağlık muayenelerinin hiçbir okulda düzenli olarak yapılamaması ise öğrencilerin sağlık sorunlarının erken saptanmasını ve ilerde sorun yaratmasının önüne geçilmesini imkansız kılmaktadır. Öğrencilerin genel sağlık durumunun eğitim ve öğretimleri ile ilişkisi tartışılmaz bir gerçektir. Sağlık muayeneleri ve periyodik taramalar konusunda idareci ve öğretmenler arasında ve ayrı okuldaki öğretmenler arasında edinilen bilgilerin çelişkili olması düşündürücüdür. Okullardaki rehber öğretmenler, öğrencilerin hem ruhsal hem fiziksel sorunlarının tespit ve takibi için önemli bir rol oynamaktadırlar. Tüm okullardaki rehber öğretmen sayısı öğrenci sayısına göre yetersizdir. Okullar biri dışında kış aylarında beden eğitimi yapılmasına uygun şartları taşımamaktadır. Beden eğitimi dersi hem bedensel sağlık açısından hem de ruhsal sağlık açısından çocuğun gelişimi için önemlidir. SONUÇ ve ÖNERİLER
Öğrencilerin okula kayıt oldukları yıl içerisinde, mümkün olduğu kadar erken, ağız ve diş sağlığı, görme, işitme ve genel fizik muayeneleri yapılmalı, sağlık eğitim merkezlerinin personel eksikliği giderilmeli ya da il düzeyinde okul ve sağlık ocağı işbirliği ile okul sağlığı hizmetleri yürütülmelidir. Periyodik taramalar, gelecekte daha büyük sorunlara yol açabilecek birçok hastalık belirtisini erken dönemde yakalama şansı nedeniyle belirli bir sıklıkla yapılmalı ve kayıtlar düzenli olarak tutulmalıdır. Öğrencilerin sağlığının korunması ve iyileştirilmesi açısından rehber öğretmen açığının kapatılması gereklidir. Öğretmenlerin özellikle ergen dönem sağlık sorunları ve okul sağlığı hizmetlerine yönelik eğitim eksiklikleri tamamlanmalıdır. Öğrenciler farklı toplum kesimlerinden geldikleri için sağlık hizmetlerinden yararlanabilme imkanları da farklı olmaktadır. İlköğretimde olan tüm öğrencilerin sağlık hizmetine ücretsiz erişimi sağlanmalıdır. Velilere aile planlaması, sağlık ve ruhsal gelişim eğitimi verilmesi ve okul aile işbirliğinin sağlanması böylece de sağlık eğitiminin davranış değişikliklerine dönüşmesi sağlanmalıdır. Sağlık ocaklarında bir sağlık personeli okul sağlığı uygulamalarını geliştirmek ve desteklemek amacıyla görevlendirilmelidir. Okul sağlığı uygulamaları İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sağlık Müdürlüğünce daha sık ve düzenli izlenmelidir. Öğrencilerin sağlık bilgisi düzeyini inceleyen diğer bir araştırmayla durumun boyutları daha iyi ortaya konabilir. Okul sağlığı, özellikle Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkelerde ihmal edilmemesi,
öncelik verilmesi gereken sağlık hizmetlerindendir. Okul sağlığı hizmetleri
ile ilgili teorik olarak yönetmeliklerde belirtilen kuralların gerçek uygulamalara
yansıtılması gerçekleştirilmelidir. Bu çalışma, okul sağlığı konusunda daha
ayrıntılı ve kapsamlı araştırmaların yapılması ve okul sağlığı uygulamalarının
geliştirilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gereğini ortaya koymuştur. KIRMA KUSURLARI, ŞAŞILIK VE AMBLİYOPİ Sabahat TEZCAN*, Hakan ALTINTAŞ** * Prof. Dr., Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi. Giriş
Uyum içinde hareket ederken her bir göz retinal görüntüyü makulası üzerinde odaklar, ve beynin oksipital lobundaki kortikal görüntü binoküler "görme" şekline dönüştürülür10 . Bir gözdeki retinal görüntü iki göz arasındaki kırma farkına bağlı olarak (anizometropi) veya konjenital katarakt sebebiyle bozulursa; veya görme ekseni görüntüyü retina üzerinde yanlış hizalarsa (şaşılık) kortikal görüntü net bir binoküler çözünürlük oluşturmak için fazlaca ayrık olur. Beyin, kısa zamanda, net bir görüntü elde etmek için, etkilenen gözden gelen kötü kalitedeki görüntüyü baskılamayı öğrenir. Görme korteksi gelişimi sürekli uyarılmayı gerektirdiğinden, baskılanan göze karşılık gelen görme korteksinde nöral gelişim engellenmiş olur ki zamanında tedavi edilmediğinde, sonucunda ambliyopi ve kalıcı körlük gelişebilmektedir. Bu süreç dinamiktir ve retinal görüntüdeki bozukluk ne kadar erken yaşta düzeltilirse görmedeki iyileşme o kadar iyi olmaktadır.6 Bugüne kadar ambliyopi prevalansı ile ilgili yapılan çeşitli çalışmalara bakarak toplumdaki insanların %2.0 ile %2.9'unun ambliyop olduğu söylenebilir10-13. Buradan hareketle yapılacak bir hesap ile Türkiye'de 1.200.00 civarında ambliyop olduğu tahmin edilebilir14. Ambliyopinin saptanmasında tek ve en pratik yöntem olan rutin göz taramaları bu nedenle önemlidir. Rutin göz taramaları sadece kırma kusurları ve şaşılığın değil, şahsın o dönemde var olan diğer göz patolojilerinin de saptanmasında yararlıdır. Özellikle hordeolum, blefarit, konjonktivit gibi göz hastalıkları bu patolojiler arasında ilk sıralarda yer almaktadır15. Ayrıca çocukluk döneminde basit muayene yöntemleriyle yapılan rutin taramalar ileride ortaya çıkabilecek geri dönüşü olmayan sekelleri ve yüksek tedavi giderlerini önleyebilmektedir16. Görme bozuklukları, okul dönemindeki çocukların önemli sağlık sorunlarından bir tanesidir. Bu patoloji; okumaya başlamada gecikme, öğrenme güçlüğü, derse ilgisizlik, konsantrasyon bozukluğu olarak kendini belli edebilir17. Görme kusuru olan çocuklar, gözlerini ovarak, sık sık gözlerini kırpıştırarak, kitaplara yakın bakarak, başlarını yana eğerek, uzağa bakarken gözlerini kısarak bu şikayetlerinden kurtulmak isterler. İdeal olarak her çocuk yılda bir kez okullarda göz muayenesinden geçirilmelidir16. Göz, 380 nm ile 720 nm dalga boyu arasındaki ışığa hassas bir duyu organıdır. Cisimlerden gelen ışıklar kornea, lens ve diğer akomodasyon mekanizmaları sayesinde görüntüleri retina üzerine düşürürler. Bir optik sistemin kırma gücü dioptri ile ölçülür18. Bir optik sistem, paralel ışık demetlerini kendisinden 1 m uzaklıkta topluyorsa "1 Dioptri (D) kırma gücü vardır" denir. Yine aynı şekilde bir merceğin foküs uzaklığı 50 cm ise kırma gücü 2 D, 25 cm ise 4 D'dir18. Sekiz yaşındaki bir çocuk 13.8 D'lik, 25 yaşında bir erişkin ise 9.9 D'lik akomodasyon gücüne sahiptir10. Görme Keskinliği
Kırma Kusurları
1. Miyopi: Gözün görüntüyü retinanın önüne düşürmesidir. Çoğunlukla göz optik sisteme göre büyük yapılıdır, nadiren optik sistemin kırma gücü fazladır (keratokonüs, konik lens, katarakt, lensin öne yer değiştirmesi gibi). Bu nedenle paralel gelen ışınlar retina önünde, vitreus içinde birleşir. Bundan sonra ayrılan ışınlar retina önünde keskin olmayan bir görüntü oluşturur. Işınların gidişini ters yöne doğru izlersek retinadan kalkan ışınlar kornea önünde sonlu bir uzaklıkta birleşirler; göz ne kadar uzun ise ışınlar gözün o kadar yakınında birleşir. Bu nokta miyop bir gözün net olarak görebileceği en uzak noktadır. Bu noktadan uzak olan herşey retinada dağılma daireleriyle bir görüntü yapacaktır. Hasta uzaktaki cisimleri net göremez. Bu tip kırma kusurundaki düzeltme, uzakta en iyi görmeyi sağlayan en küçük eksi cam ile yapılır. Fazla konulan diyoptriler akomodasyon ile düzeltildiği için çoğu kez daha kuvvetli bir eksi cam da miyop tarafından kabul edilebilir. Bununla beraber fazla düzeltme baş ağrılarına sebep olur (akomodatif astenopi)18. 2. Hipermetropi: Gözün görüntüyü retinanın arkasına düşürmesi halidir. Çok defa göz optik sisteme göre küçük yapılıdır (aksiyel hipermetropi), seyrek olarak ise kırma gücü azdır (kırma hipermetropisi). Genç bir kimse 4 D’lik bir hipermetropiyi akomodasyon ile kolayca düzeltir. 33 cm’lik yakın okuma için ayrıca 3 D’lik akomodasyon gerektiği için bu şahsın 7 D’lik bir akomodasyon yapması gerekir ki, bu da bir akomodatif astenopiye neden olabilir. Akomodasyon ile konverjans birlikte çalıştığından, hipermetropi çocuklarda iç şaşılığın sebebi veya kısmi sebebidir. 4 D'lik bir akomodasyon 25 cm uzaklığa yapılan bir konverjansa uyar. Bir çocuk net görebilmek için 4 D'lik bir akomodasyon yapmak durumunda ise ve akomodasyon ile konverjansı birbirinden ayıramıyor ise gözünü içe doğru kaydırır. Eğer bu şaşılığın tek sebebi ise bir gözlükle hipermetropi düzeltilince şaşılık kaybolur. Hipermetroplarda ön segmentin kısa yapılı oluşu nedeniyle çok defa miyop ve emetroplara göre ön kamera açısı dardır ve açı kapanması glokomuna eğilim vardır18. 3.Astigmatizm: Lensin bütün meridyenleri normalde eşit çaplıdır. Bu meridyenlerden herhangi birinin farklı çapta olması görüntünün net olarak retina üzerine düşürülmesine engel olur16. Bu optik sistemde odak noktası yoktur, bir odak düzeyi vardır. Astigmat bir gözle ne uzak ne de yakındaki cisimler net olarak görülemez. Çünkü birbirine dikey iki normal kesitin odak uzaklığı tamamen değişiktir ve diğer normal kesitlerde de ışınların bir noktada birleşmesi olanaksızdır. İki normal kesit arasındaki refraksiyon farkı astigmatizma derecesini gösterir18. Şaşılık
Binoküler görüntüde her iki retinada birbirlerinin karşılığı olan noktalar oluşmamakta, sonuçta bir gözde diğerinden farklı bir görüntü meydana gelmekte ve bunlar örtüşmemektedir. Bu gözlerden uyumsuz olanı baskılanır, dolayısı ile ambliyopiye zemin hazırlanmış olur. Şaşılık Tipleri
Horizontal kaymalar içinde ezotropya (içe kayma) ve ekzotropya (dışa kayma); vertikal kaymalar içinde hipertropya (yukarı kayma) ve torsiyonel kaymalar içinde insiklotropya (kornea üst kutbu içe dönmüştür) ve ekssiklotropya (kornea üst kutbu dışa dönmüştür) yer almaktadır. Manifest şaşılık örtme-açma testi ile ortaya çıkarılır. 2.Latent Şaşılık: Füzyon mekanizması sayesinde, dışarıdan farkedilmeyen ancak füzyon ortadan kaldırıldığında gözlerin içe (ezoforya) ya da dışa (ekzoforya) kaymasına "heteroforya" denir. Ortoforya ise, füzyon ortadan kaldırılsa bile, gözlerin kayma olmaksızın birbirine paralel durumda bulunmalarını ifade eder. Latent şaşılık alternan örtme testi ile ortaya çıkarılır16. Ambliyopi Ambliyopi altta yatan klinik duruma bağlı olarak üç sınıfa ayrılabilir: Strabismik ambliyopi, baskın gözün uzun süreli fiksasyonu ve deviye olan gözden gelen görüntünün baskılanması sonucu görme keskinliğinde unilateral azalmadır. Anizometrik ambliyopi diğerinden daha miyopik ya da hipermetropik olan gözde cisimlerin sürekli bulanık olarak ulaşan görüntülerinin korteks tarafından baskılanması sonucu gelişir. Yoksunluk ambliyopisi retinaya görüntünün uygun olarak düşmesini engelleyen komplet unilateral ptosis, korneal skatris, ya da katarakt gibi konjenital göz patolojileri olan yeni doğanlarda zaman içinde gelişir20. Görme, hayatın erken dönemlerinde başlamalı ve 5 yaşına kadar her iki göz de kullanılmalıdır. Aksi halde ambliyopi gelişir. İki gözün görme keskinlikleri arasında 0.2 veya daha fazla dioptrilik fark bulunması ambliyopi açısından anlamlıdır18. Tablo I’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (H.Ü.T.F.) Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda farklı dönemlerde çalışan intern doktorlar tarafından yapılmış göz taramalarına ait kırma kusuru prevalansları sunulmuştur. Kaynaklar 24. Çiler G ve ark. Ahmet Hamdi Tanpınar İlköğretim Okulu 1.
sınıf öğrencilerinin sağlık taraması. HÜTF Halk Sağlığı AD intern araştırma
raporu, indeks no: 11, 40. Ankara, 1995.
DAHA SAĞLIKLI OLMAK ELLERİNİZDE Metin HASDE* * Dr., GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Giriş Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak, özellikle, sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir2,3. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre2, konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır: El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil, aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel, demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir5. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte; katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı, katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların, diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu, hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır6-14. Özetle2,5,11,12,14,15 : Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın; bilekleriniz, avuç içleri, parmaklar ve parmak araları, el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın. El Yıkamanın Tarihi Yönü
Günümüzdeki Durum Daha sonraki bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır19. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar)19. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını, kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevketti ve hastayla temas sırasıda eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı, eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu, ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu20. Bir çok çalışma, sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir21. Genel olarak hekimler, sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir19, 22. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür23,24. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması, bu konuda verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır; hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır2,25. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir. El Yıkama ve Hastane Enfeksiyonları
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri metisiline dirençli Staphylococcus aureus suşlarının bazı sağlık kurumlarında endemik hale gelmesidir. Nispeten yeni sayılabilecek bir antibiyotik olan ve cerrahi profilakside sıklıkla tercih edilen vankomisine de direnç geliştiği gözlenmektedir. 1994 yılına kadar "Center for Disease Control and Prevention" (CDC) kuruluşuna bildirilen vankomisine dirençli Enterokok enfeksiyonlarının tüm hastane enfeksiyonları içerisindeki oranı %14'e ulaşmıştır, oysa bu değer 1989 yılında %0'dı2. Günümüzde Enterokokların bazı suşları neredeyse bilinen tüm antibiyotiklere dirençli hale gelmişlerdir. Olaya daha geniş bir açıdan bakıldığında el yıkama gibi temel bir hijyen kuralına uymayan hastane personeli sayesinde tüm toplum tedaviye dirençli enfeksiyonlara sahip olamaktadır, tabii ki bunun tersi de doğrudur. Kısacası şu anda dünyada mevcut tedavi yöntemleri ile tedavi edilemeyen dirençli hale gelmiş enfeksiyonlar ve bunların yayılımını sınırlayacak "uygun el yıkama" yöntemi var2. Sonuç ve Öneriler
El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Oysa CDC tarafından, el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte, antimikrobiyal sabunlar, alkollü el temizleyicileri, el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır. Kaynaklar HALK SAĞLIĞINDA LABORATUVAR UYGULAMALARININ ÖNEMİ Metin HASDE*, Recai OĞUR* * Dr., GATA Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ankara.
Bu kadar çok alt birimden oluşan ve esas hedeflerinden birisi olan koruyucu hekimlikten uzaklaşmış bulunan tıp bilimindeki gelişmeleri, doğru bir şekilde yorumlayarak toplumun hizmetine sunmak oldukça zor bir iştir ve göründüğü kadarıyla halk sağlığı çalışanları dışında bu göreve talip olan da yoktur. Bunun ötesinde tıp alanında yaşanan gelişmeleri kavrayıp, sonuçlarını anlayıp yorumlayarak toplum üzerindeki etkilerini ve bu etkilerin gelecekteki yansımalarını öngörebilecek ve bunlara yönelik olarak toplumun yararına stratejiler geliştirecek insanlar yeterli olsaydı, toplum sağlığı bu günkü durumunun çok daha ilerisinde olurdu. Bütün bu özelliklerin bir kişide toplanma olasılığı son derece güç olduğuna göre, bu amacı paylaşanlar bir araya gelerek ve aralarında bir işbirliği tesis ederek bu işin üstesinden gelmeye çalışmalıdırlar; zaten halk sağlığı çalışanlarının da yaptığı (en azından yapmaya çalıştığı) budur; halk sağlığı çalışanları ana ve çocuk sağlığı, çevre sağlığı, iş sağlığı, sağlık yönetimi gibi konularda çalışarak tıbbın diğer branşlarının ihmal ettiği "hastalıkların önlenmesi ve toplum sağlığın geliştirilmesi" görevini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ancak halk sağlığı birimleri, tıbbın diğer branşlarının sözcüsü gibi davrandığı sürece bu hedefine ulaşamayacaktır: 1970'lerin başında tavuk yumurtası tüketimini teşvik eden Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşırı derecede salmonella enfeksiyonu ortaya çıkması karşısında, yumurtanın tüketim şekilleri konusunda herhangi bir araştırma yapmaksızın, 1980'lerin sonunda yumurta tüketiminin azaltılmasına yönelik bir politika sergilemiştir1. Benzer şekilde binlerce yıldır insan dışındaki diğer memeli hayvanların da severek içtiği anne sütünün pek faydalı olmadığı yolundaki propagandalar karşısında, halk sağlığı birimleri uzun süre, kesin deliller ortaya koyacak çalışmalar yapmaktan uzak durmuşlardır. Peki kesin delil nedir? Neyin kesin olduğunu ifade etmek oldukça güç olmakla birlikte, neyin daha geçerli olduğunu ifade etmek daha kolaydır. Örneğin; biyokimyasal veriler, soru formlarına verilen yanıtların yüzdesine göre ortaya çıkan verilerden daha geçerlidir; gelecekte meme kanseri olma riskini saptamak için aile hikayesi almak yerine bireylerde meme kanserine karşı genetik duyarlılığı saptamak daha geçerlidir; su ve besinlerle bulaşabilecek mikrobiyolojik hastalık etkenlerini araştırmak için 2-8 gün süren standart yöntemler yerine 6 saatte kesin sonuç verebilecek Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) tekniğinin kullanılması daha geçerlidir2. Örnekler bu şekilde artırılabilir, ancak buraya kadar anlatılmak istenen kısaca şudur: günümüz tıbbının bilimsel ve teknolojik şartları içerisinde geçerli olan bulgular, laboratuvar çalışmalarına ve deneysel çalışmalara dayanan bulgulardır. Laboratuvar çalışmaları ve deneysel çalışmalar, diğer halk sağlığı çalışmalarının yerini kesinlikle alamaz ama onlara kolaylık, kesinlik ve doğruluk kazandırır. Örneğin saha çalışmalarında elde edilen bir çok veri, yeterli "sağlık ilişkisi" kurulamadığı için ya fazlaca dikkate alınmamakta ya da göz ardı edilmektedir. Bu sağlık ilişkisini kurabilmek için, saha çalışmaları ile yetinilmemeli, mevcut bütün olanaklar zorlanarak gerekli laboratuvar çalışması desteği sağlanmalıdır. Bunun güzel bir örneği 1993-1994 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Milwauke şehrinde yaşanmıştır. 400 binin üzerinde (403.271) insanın hastalanmasına neden olan su kaynaklı Cryptosporidium salgınının nedeni olarak, şehre suyun sağlandığı göl çevresindeki çiftlikler gösterilmiştir. Ancak "Center for Disease Control" (CDC) tarafından yaklaşık 4 yıl boyunca yürütülen çalışmalar sonucunda parazitlerin insan kaynaklı olduğu saptanarak; kanalizasyonun göle boşaltıldığı yer ile içme ve kullanma suyunu gölden alan arıtma tesisinin birbirine yakın olduğu gözlenmiş ve her iki tesise yönelik önlemler alınmıştır3-5. Eğer CDC çalışmalarında bu kadar ısrarcı olmasa idi, çiftliklere yönelik olarak alınan önlemlere rağmen, aynı kaynağa bağlı salgınlar tekrar ortaya çıkabilirdi. Özetle halk sağlığı çalışmalarında laboratuvar uygulamalarının ve deneysel çalışmalarının önemi çok büyüktür ve bu durum Türkiye'de halk sağlığı birimlerinin bir çoğu tarafından göz ardı edilmektedir. Halk sağlığı birimleri toplumun sağlığını geliştirme amacını gerçekleştirebilmek için çok güçlü bilimsel, verisel ve teknolojik alt yapıya sahip olmak zorundadır. Toplum sağlığı için zararlı olduğu düşünülen durumları hiç bir şüphe kalmayacak şekilde ortaya koyabilmemiz gerekir; bunun için de tıbbın tüm olanaklarından yararlanmalıyız. Yıllarca bıkmadan yaptığımız epidemiyolojik çalışmalara rağmen sigaranın kanser yaptığını ortaya koyamamışsak, suçu sigaranın genlere olan etkisini incelememekte ısrar eden genetikçilerde veya fareleri sigara tiryakisi yapıp onlarda kanser araştırması yapmayan araştırmacılarda aramak boşuna olacaktır; sorumluluğun bir kısmı da moleküler biyolojik/genetik çalışmaları veya hayvan deneylerini bünyesinde gerçekleştiremeyen halk sağlığı birimlerindedir. Onkolog kendisine müracaat eden hastaya kanser tanısını koyar, ama toplumun içerisine girerek kanser taraması yapmaz; aynı şekilde çocuk hekimi veya genetik bilimci müracaat edenlerde kalıtsal bir hastalık olup olmadığını araştırır ama yeni doğanlarda kalıtsal hastalık taraması yapmaz; kısacası tanıyı klinisyenler koyabilir, ancak tarama çalışmalarını yani sürveyansı yapacak olan halk sağlığı çalışanlarıdır. Benzer şekilde bir farmakolog nitratın metabolizmasını araştırabilir, ancak sulardaki nitratın insan sağlığına olan etkileri konusunda en kapsamlı çalışmalar halk sağlığı birimlerinde gerçekleştirilmelidir. Bunu yaparken de mevcut bilimsel ve teknolojik kaynaklar çok verimli ve akılcı bir şekilde kullanılmalıdır. Yani konuyla ilgili halk sağlığı çalışanı bir kimyasalın etkilerini incelemek için farmakolog veya biyokimyacı gibi tamamen o konuya yönelmemeli, sadece gereksinim duyacağı bilgi ve deneyimi kazanmaya çalışmalıdır. Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da halk sağlığının olaylara bütüncül yaklaşımının engellenmemesidir. Eğer bizler de günün birinde daha az konuda daha çok bilen kişiler olup çıkarsak, bizim misyonumuzu üstlenmek üzere birileri gelip halk sağlığının yerine yeni bir bilim dalı kurarlar. Halk sağlığı hekimlerinin laboratuvar uygulamaları konusunda bilgi sahibi olması gerektiği genel olarak kabul gören bir konudur. Üzerinde daha çok durulması gereken konu bir halk sağlığı hekiminin laboratuvarın ne kadar içerisinde olması gerektiğidir. Öncelikle tıp fakültesi mezunu bir pratisyen hekimin-aldığı eğitim gereği-bilmesi gereken laboratuvar uygulamalarının (tam kan, idrar, gaita muayenesi gibi), doğal olarak halk sağlığı hekimleri tarafından da bilinmesi gerekir. Asıl üzerinde durulması gereken konular daha ileri düzeyde bilgi ve deneyim gerektiren laboratuvar uygulamalarıdır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: 1.Koruyucu hekimliğe yönelik laboratuvar uygulamaları. 2.Hijyene yönelik laboratuvar uygulamaları. 3.İş sağlığına yönelik laboratuvar uygulamaları. 4.Ana ve çocuk sağlığına yönelik laboratuvar uygulamaları. 5.Çevresel etkinin değerlendirilmesine (çevre sağlığı çalışmalarına) yönelik laboratuvar uygulamaları. Yukarıda sıralanan maddelere dikkat edilirse, bir halk sağlığı çalışması sırasında bu uygulamaların hemen hepsine gereksinim duyulabileceği görülmektedir. Örneğin bir toplumda lösemi ile ilgili bir çalışma yaptığınızda yüksek gerilim hatlarının altında yaşayan çocuklarda lösemi insidansının artabileceği (1,4 ve 5'inci maddeler), bazı meslek gruplarında lösemiye daha sık rastlanabileceği (1, 3, 5'inci maddeler) ve bu hastalığa yakalananlarda ortaya çıkabilecek tablonun etkileri (1, 2, 4'üncü maddeler) gibi durumlar karşımıza çıkabilir. Bu yüzden halk sağlığındaki laboratuvar uygulamalarını, halk sağlığının alt birimlerine ait laboratuvar uygulamaları şeklinde gruplamak yerine genel olarak halk sağlığında kullanılabilecek laboratuvar uygulamaları olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Halk sağlığında kullanılabilecek laboratuvar uygulamaları şu şekilde sıralanabilir:
Bu liste daha uzun olabilir, ancak burada vurgulanmak istenen halk sağlığının üzerinde çalıştığı konuları daha geçerli bulgulara dayandırabilmesi için, laboratuvar uygulamalarının bir çok alanına girmesinin gerekli olduğudur. Yukarıdaki listede dikkat edilirse iş sağlığı, koruyucu hekimlik, ana çocuk sağlığı gibi konulara değinilmemiştir, çünkü burada belirtilen gereksinimlere yanıt verebilecek bir laboratuvarın halk sağlığının diğer bir çok alanında da faydalı olacağı düşünülmektedir. Esas olan halk sağlığı birimleri bünyesinde multidisipliner (halk sağlığının tüm alt birimlerinin gereksinimlerine yanıt verebilecek ve alt birimlere özel laboratuvarlar kurulmasına gerek kalmayacak nitelikte) laboratuvarların oluşturulması ve bu laboratuvarların toplumun gereksinim duyan kesimlerine hizmet ulaştırabilecek nitelikte olmasıdır. Halk sağlığının bütün alt birimlerinin birlikte çalışabileceği ve çalışanların birbirlerinin bilgi ve deneyimlerinden faydalanabileceği bir halk sağlığı laboratuvarı, çalışanlar için de daha faydalı olacak ve ortak kullanıma uygun cihazların israfına engel olacaktır. Yukarıda sıralanan laboratuvar uygulamalarının hepsinin bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi mümkün olmayabilir, ancak her halk sağlığı hekimi kendi konusuna ait (gerekli) laboratuvar uygulamalarına yeterince hakim olabilir ve gerektiğinde birbirlerinin yerini doldurabilirler; örneğin pestisit üreten bir fabrikada pestisite maruz kalan işçiler üzerinde çalışan iş sağlığı hekimi, tarlada pestisit kullanan çiftçideki pestisit maruziyetini araştıran çevre sağlığı uzmanı ile aynı cihazları kullanabilir ve gerektiğinde bu konuda birbirlerinin yerine çalışabilirler. Ancak bu tür laboratuvarların kurulması konusunda halk sağlığı birimleri bireysel davranmamalı, ülke ve toplum öncelikleri dikkate alınarak gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin su ve besinlerle bulaşan hastalıkların öncelikli olduğu toplumlarda, Alzheimer hastalığının araştırılmasına yönelik yatırımlar anlamsız olacaktır, çünkü insanlar bu hastalığa yakalanabilecek kadar yaşamayacaklardır: bunun yerine bu toplumlardaki halk sağlığı birimleri, diğer konuları da ihmal etmeden, su ve besin analizleri konusunda özelleşmeli, hatta daha da ileri giderek bölgelere özel yaklaşım (polionun sık olduğu yerlerde virolojik uygulamalara, giardiazisin sık olduğu yerlerde parazitolojik uygulamalara daha çok ağırlık verilmeli) sergilemelidirler. (Bu tür bir yaklaşım İnsan Genomu Projesinde uygulanmaktadır, bu proje kapsamında her bir kromozomun haritalanması işlemi dünya çapında değişik üniversitelere paylaştırılmıştır). Ayrıca burada bahsedilen laboratuvar uygu-lamalarının tümü birinci basamak sağlık hizmetlerine ve saha çalışmalarına uyarlanmalıdır. Bu tür laboratuvar imkanlarına kavuşan halk sağlığı hekimleri bilimsel araştırma çılgınlığına kapılmamalı, yaptıkları çalışmaların sonuçta toplum sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine yönelik politikalar üretmekte kullanılması gerektiğini unutmamalıdırlar. Kaynaklar
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||